Hikaye gibi ama, maalesef gerçek (2)

23/12/2019 21:01 699

 

Köy öğretmeni Nedim Çakmak’ın yaşam öyküsünü ilginç buldum ve sizlerle paylaşmak istedim.

Bir önceki yazımda; Nedim’in nasıl elektrik ürettiğini ve radyo yaptığını  anlatmıştım.

Günlerden bir gün jandarma başçavuşu devriyede; bizim uzun Memet radyosunu armut ağacına asmış, keyifle tarlasında çalışırken onu yakaladı.

“Nedir ülen bu?”

“Radyo baş efendi”

“Böyle radyo mu olur ülen?”

“Olur baş efendi, öğretmenimiz icat etti”

“Nee, kaçak radyo yapmış…Tut onbaşı, zabıt tut”

Zaptı tutmuşlar.

Ama o yıllarda öğretmenlerin milletvekili gibi dokunulmazlığı vardı..Jandarma veya polis karakoluna çağıramazlardı.

Maarif müdürümüz ifade alır, savcılık soruşturmasına maarif müdürümüz tavassut ederdi.

Maarif müdürümüz Ahmet bey “öğretmenimiz bana bir uğrasın”diyecek kadar kibardı.

Uğradım, beni  kaymakam beyin makamına götürdü.

“O muhteşem mucit bu” dedi.

Kaymakam suçumu tebliğ etti ama, birlikte savcılığa vermemek için de çare aradılar.

Mevzuat hazretleri çok kesindi.

Radyoların yıllık vergisi vardı.

Vergi kaçakçılığı her radyo başına vergi cezasını gerektiriyordu.

Hele, izinsiz radyo imal etmek casusluk gibi bir şeydi.

Yıllarca hapis cezası…

Ama bir yol buldular…

Önce takdir ettiler, sonra bir sürgün cezası ile işi kapatarak, Ödemiş Bozdağları’ndaki Kızılkeçili köyüne sürgün ettiler.

İş kapanmıştı, ama vatanımın geri kalmışlığının yaraları kapanmamıştı.

Bahar aylarında Bozdağlar’a geldim.

İsviçre gibi bir yer.

Artık sürülecek bir yer yok.

Dereboyu’nda keşfe çıktım.

Terk edilmiş 3 su değirmeni vardı.

Kasabalarda elektrikli değirmenler çıktığı için, pabucu dama atılmış su değirmenleri…

Birinin suyu aktif kapağı kapatınca dikine tribün

Borusundan adamı bulsa parçalayacak ‘Zap’lı su.

Böyle boşu boşuna akar mı?

O yıllarda hiçbir köyde elektrik yoktu.

Hafta sonun dar ettim.

İzmir Sanayi Bölgesi’nde Ahmet beyi buldum.

Manisa sanayicisi Büyük adam Ahmet Tütüncüoğlu abimizden yardım aldım.

Bir alternatör ve voltaj karalığı sağlayan Kollektör ve Konjüktör…

Jenaratörün miline kayışla monte edilecek, trübün kanatlarını kendi ellerimle kaynak yaptığım bir değirmen çarkı…

Parçaları, sanayici Ahmet bey köyüme kadar kendi cipi ile getirdi.

Birkaç günde montajı yaptım.

Köy kahvesine, okuluma, camiye ve köy meydanına kablolar çektim.

İlk açılış için akşam karanlığını seçtim.

Köylü merakla toplanmış bakıyor.

Birden kapağını açıverdim, ortalık gündüz gibi oldu.

Suyun gücü 15 köyü aydınlatacak elektrik üretebilirdi.

Köylü sevinçten çığlık atıyordu;

“Öğretmenimiz elektrik icat etti diye konuşmayın kardeşim, başıma iş açarsınız” demem hiçbir işe yaramadı.

O gece devreyi kapatmadım.

Sabaha kadar efeler diyarının efeleri, zeybek oynadılar.

Kimi dua ederek, kimi rakı içerek kutladılar…

İki gün sonra basıldık.

Tüm ilçe jandarması, bir terör örgütünü basar gibi, köyü basmıştı.

“Sökün bunları, yoksa fena olur” dediler.

Söktük tabii.

Ertesi gün kasabaya inip istifa ettim.

Sonra kendimi denizlere attım.

Önce telsiz ve vardiya zabiti sonra Süper Tanker Süvarisi oldum.

Yıllar sonra döndüğümde gördüm ki, sığırlar aynı yerde otluyorlardı…

 ***

 Aslında; gelişmemizin önüne geçen hikayeler, her gün anlatsak da bitmez ama, bunları anlattıkça, ben milletimi değil ama kendimi aptal hissediyorum.