Hikaye gibi ama,  maalesef gerçek (1)

19/12/2019 21:39 753

 

Köy öğretmeni Nedim Çakmak’ın yaşam öyküsünü ilginç buldum ve sizlerle paylaşmak istedim.

***

50 yıl önceki lise mezunları bilim adamı formatındaydı.

Şimdiki profesörler bile, neden eski lise mezunları kadar ilim adamı değildir, film adamıdır, bilemem.

Biz kaybettik, karanlıklar kazandı.

Vatanımızda sadece üç üniversite varken aydınlıklar vardı, şimdilerde 150 üniversite ile neden ve nasıl karanlıklar geldi.

Kendi hayatımın kısa romanını anlatınca anlarsınız.

Türkiye’nin geri kalmışlığının tarihini…

Kendi başıma gelenler:

Köy öğretmeni olarak hayata başladım.

Babamın çiftliğinde daha 7 yaşında iken traktörle çift sürüyordum.

Traktör   parkındaki makine ve ekipmanlar, kendimi erkenden yetiştirmemi teşvik etmişti.

İzmir sanayi bölgesinde ilk gençlik yıllarımda, ne tür faaliyetler varsa hepsine katıldım.

Çınarlı Meslek Lisesi’nin Radyo-Elektronik bölümünün gece eğitimini de Öğretmen Okulu ile birlikte bitirdim.

Elektroniğin piri Celal Dutar benim hocamdı.

Öğretmen okulunda her türlü eğitim kolları faaliyetleri vardı.

Ama teknoloji kolu yoktu…

Sonradan senatör olan, öğretmen okulumuzun müdürü Tevfik Elmas bey’in teşvikleri ile, tarihte ilk defa Radyo-Elektronik Kolu’nu kurdum.

19 yaşında bir dağ köyüne öğretmen oldum.

Bilgilerimi hayata  geçirmek için can atıyordum.

O yıllarda Grunding marka transistörlü radyolar 900 Tl. idi.

Öğretmen maaşı ise 450 Tl.

Yani iki öğretmen maaşına bir transistörlü radyo.

Bu millet öyle soyuluyordu.

Bu duruma çok içerlemiştim.

İzmir-Çankaya Caddesinde elektronik hurdacıları vardı.

Atılmış radyo kondansatörleri aslında radyonun kalbidir.

Bunlar elinde oldu mu, gerisi kolay.

Hurdacıdan aldığım parçalarla bir transistörlü radyo 30 liraya mal oluyordu.

Öğretmenlik yaptığım dağ köyünün muhtarı İrfan muhtarlık binasını verdi “Burası senin” dedi.

Muhtar marangozdu.

Çok özel bir çalışma masası yaptı.

Çalışmaya başladık…

Radyo elemanlarını monte ettim.

En son hoparlörü kalmıştı.

“Muhtar hazır ol, tut şu kablonun ucunu hoparlörün dibine değdir” dedim.

Değdirdiği gibi, oyun havaları patladı.

Muhtar sevinçle dışarı fırladı;

“Öğretmenimiz radyo icat etti” diye köy meydanındaki kahveye koştu.

Köylü merakla muhtarlığa doluştu;

“Ülen, 900 gaymelik iş bumuymuş “ diyorlardı.

Ben “Öyle değil başkaları icat etti, ben sadece imal ettim” diye uyarıyordum.

Ama onlar “sen icat ettin” diye diretiyorlardı.

İlk önce muhtara ve azalara ve kendime sonra köylülerime 900 liralık radyoları 30 liraya mal ediyordum.

Marangoz muhtar özel radyo kutularını yapıyor, hoparlör çıkışının deliklerini açıyordu.

Kutunun yan tarafındaki kondansatör düğmesinden istasyon araması yapılıyordu.

Iskala yoktu, ama olsun.

Ses kulağa gelince istasyon tamamdı.

Para da almıyordum ama, onlar da beni özel bakıma alarak maneviyatlarını tamamlıyorlardı.

Herkes çok mutluydu yani.

Günlerden bir gün jandarma başçavuşu devriyede; bizim uzun Memet radyosunu armut ağacına asmış, keyifle tarlasında çalışırken onu yakaladı.

“Nedir ülen bu?”

(Devam edecek)