Hayalet şehir

29/05/2021 18:11 195

Öğrenci yurdundaki ilk gecemdi. Annem beni yerleştirip memlekete dönmüştü. Kıbrıs’ta bir üniversitede hukuk fakültesini kazanmıştım. Yeni insanlar, yeni bir ortam ve yeni bir hayat beni bekliyordu. Tarifi mümkün olmayan bir heyecan içerisindeydim. Kalan eşyalarımı yerleştirirken kapım çaldı. Benden önce bu odada kalan kızdı kapıdaki. O, bu sene yukarı kata taşınmıştı. Yönetim de beni bu odaya yerleştirmişti. Tatlı bir kıza benziyordu. İnşaat mühendisliği ikinci sınıf öğrencisiydi, İstanbulluydu. Kısa bir hoşbeşin ardından banyoda kalan tek tük eşyasını alıp kapıya yöneldi. Tam kapıyı açacaktı ki, durdu. Yüzü kapıya dönükken; “Çocuklara dikkat et. Beni çok yordular” dedi. Ben daha ne çocuğu, hangi çocuklar demeden kapıyı hızlıca açıp çıktı gitti. Hiçbir şey anlamamıştım o zamanlar. Sanırım okulda okuyan züppe erkeklerden bahsediyor diye düşünmüştüm. Ta ki gece olup o çocuklardan biriyle tanışana kadar.

Eşyalarımın çoğunluğunu yerleştirmiştim. Kafeteryaya inip bir şeyler yemek ve yurtta kalan diğer öğrencilerle tanışmak istemiştim. Kafeteryadaki masalar doluydu. Benim kaldığım odanın eski sahibi kız da köşe bir masada başka kızlarla oturmuş yemek yiyordu. Mutfak kısmına yakın bir yerde tek başına oturan şişman bir kız çekti dikkatimi. Hem masa olmamasından hem de onun tek oturmasından cesaret alıp yanına gittim.

  • Oturabilir miyim?
  • Tabii buyurun.
  • Ben Burcu, yeni geldim bu yurda. Hukuk bölümünü kazandım.
  • Hoş geldin, Elif ben de. Mimarlıkta okuyorum. Üçüncü senem bu.
  • Çok memnun oldum.
  • Ben de.

Sohbetimiz bu noktadan sonra tıkanıp kalmıştı. Konuşkan biri değildi. Ben de kalkıp yemeğimi alıp sessizce yemeye başlamıştım. Biz ne kadar sessizsek, eskiden benim odamda kalan kızın masası o kadar sesliydi. Birbirlerine yüksek sesle bir şeyler anlatıp gülüp duruyorlardı. Gülerken, çıktıkları sesteki son perdede Elif ile göz göze geldik.

  • Ne kadar neşeliler değil mi?
  • Evet ama çoğunlukla değil.
  • Tanıyor musun masadaki tüm kızları?
  • Evet tanıyorum.
  • Şu siyahlı olan eskiden benim odamda kalıyormuş. Çok tatlı bir kıza benziyor, çok da neşeli.
  • Hayret ki artık öyle. Onu bir yıldır tanırım, eskiden ruh gibi dolaşırdı. Odasını değiştirince bir neşe sardı kızı.
  • Allah Allah, ilginç. Belki de artık ortama alışmışlığın verdiği bir rahatlıktır.
  • Olabilir. Çok yakından tanımıyorum.

Sohbetimiz yine tıkanmıştı. Yemeğimin geri kalanını hızlıca bitirip, Elif’e iyi akşamlar dileyip odama çıktım. Odadaki garip detaylar dikkatimi ancak yatağa oturup odayı incelemeye başladıktan sonra çekmişti. Bir kere kapıda iki sürgü vardı. Bunu anlayabilirdim, ekstra güvenlik için konulmuş olabilirdi. Fakat aynı sürgülerden camlarda da vardı. Oda birinci katta olsa bu da normal gelebilirdi ama üçüncü kattaydı. Tırmanılması mümkün değildi. Duvarlarda garip lekeler vardı. Tırnak izi gibi, sanki birisi duvardan duvara kırmızı ojeli tırnaklarıyla çizmiş gibi. Odada sadece bir yatak, minik bir banyo ve bir Amerikan mutfak vardı. Küçük bir oda olmasına rağmen mutfağın başladığı yerde açılır kapanır bir bar kapısı vardı. Bu da çok garipti. Zaten bir avuç odaydı, ortasında bir kapıya ne gerek vardı. Bunu da sonra öğrenecektim. Hatta ben o kapının üstüne, yerdeki iki parmaklık aralık gözükmesin diye örtü bile örtecektim.

Yorgunluktan gözlerim kapanmaya başlamıştı. Kapımı kilitleyip iki sürgüyü de çektim. Yastığa başımı koyar koymaz gözlerim kapandı. Uyudum. Ne kadar süre geçti bilmiyorum. Uyandım.

İlk kez böyle uyandırılıyordum. Seslenilmeden, dürtülmeden…Sadece izlendiğim hissettirilerek.

Gözümü açtığımda ilk başta tavanı gördüm. Beni uyandıran his, sanki sağa dönmemi istedi. Yavaşça döndüm. Gecenin karanlığında parlayan bir çift zümrüt siyahı gözle ilk karşılaşmamız öyle oldu.

Sabah olduğunda, kimseye yataktan fırlayıp lambayı açışımı, odanın her tarafını kontrol edişimi söylemedim. Kendimi kâbus gördüğüme inandırdım. Fakat ertesi gün,bu sefer o saçma mutfak kapısının ardından bakarak uyandırdı yine beni. İlk ayaklarını gördüm açılır kapanır bar kapısının altından, sonra da gözlerini. O kapının neden yapıldığını o gece öğrendim.

Bir sonraki günün akşamı,okul çıkışında gittiğim marketten dönerken, içinde olduğum taksi kırmızı ışıkta durunca, kaldırım kenarında oturan o bir çift gözle yeniden göz göze geldim. Öyle bir histi ki bu ne çığlık atabiliyordum ne de bir tepki verebiliyordum. Nasıl anlatsam sanki üstüme bir ton ağırlık biniyordu. Yapabileceğim tek şey çaresizce aldığım nefese şükretmekti. Yurda girip aldıklarımı odama fırlatırcasına attım. Merdivenlerden yukarı kata koşarak çıkıp, o kızın kapısını çaldım. Bana asır gibi gelen bir süre geçtikten sonra kız kapıyı açtı. Önce birkaç saniye hiç konuşmadan sadece gözlerime baktı. Sanki gözlerimde, bana emanet ettiği bir gerçeği arıyordu. Sonra beni içeri davet etti; “Sana da geldiler değil mi?” diye sordu.

“Anlat bana” dedim. “Bu çocukların etrafımda ne işi var?”

“Biz hangi şehirdeyiz?” diye sordu.

“Mağosa” dedim.

“Hayır, Mağosa değil, Famagusta. Famagusta ne demek biliyor musun?” Bilmiyordum. Zaten cevap vermemi beklemeden konuşmaya devam etti;

 “Yani hayalet şehir. Burada, attığın her adımda toprağın altında ölüler var. En çok da çocuk ölüler. Çocuk işte, durmuyorlar… İllaki yaramazlık yapacaklar. Korkma, onlarla oynarsan sana zarar vermezler. Dediklerini yap yeter” dedi ve bir adım sağa çekildi. Kızın ardında, bana bakan bu sefer elmas yeşili bir çift göz vardı.