BU BÖYLE GİTMEMELİ

13/12/2021 17:49 619

 

Ülke ve insanımızın ekonomisinin içine düştüğü durum hepimizin ve hatta dünyanın da malumu.

Bu durum böyle gidemez, bir an önce bir çaresi bulunmalı. İnsanımız çok zorda.

Günlük en az ihtiyacını karşılayamayacak duruma gelmiş o kadar çok aile var ki, alışverişlerde, pazarlarda, esnaflarda insanların neler konuştuğunu ve nasıl burnundan soluduklarını yaşayarak görüyoruz. Çevremizde, ilişkilerimizde insanların yakınmalarını duydukça bu böyle gitmemeli, gidemez demekten kendimi alamıyorum.

Nasıl olacak da bu gidişi durduracağız?

Türk insanı olarak içine düştüğümüz bu ağır ekonomik bunalımın çaresi nedir?

Bizler çare beklerken, çare aramayı bırakalım, bu ağır bunalımın var olduğunu kabul ederken bile zorlanan, iktidar-muhalefet, parti meselesi olarak bakanlar var.

Bu konu, parti, iktidar-muhalefet konusu olmaktan çıkmıştır. Bu ağır ekonomik bunalım hepimizi içine çeken bir anafordur. Bundan kimse kurtulamaz. Sadece, cebinde yurt dışı uçak biletleri olanlar bu bunalımdan kurtulabilirim diye düşünmektedirler.

Bu ağır bunalımın nedeni olan mevcut iktidar, galiba çaresiz olduğunu belirtmek için çareyi ekonomik çözümler yerine farklı ve hamasi ifadeler kullanarak aramaya çalışmaktadır.

Türk insanı, akıl almaz bir ekonomik bunalımın içine bir şekilde düştü ve düşürüldü. Tamam da, bu böyle gitmeli mi?

Belli ki, ekonomik çare bulunamıyor; hiç olmazsa ümitlendirici girişimler olması gerekmez mi?

Derhal saltanata son vermek, israfı kesmek, yolsuzluk alanlarını tıkamak gerekmez mi?

Bütün bunları yapmayan iktidara karşılık, bir de muhalefete bakalım.

Uzun zamandan beri insanımızı rahatsız eden milletvekili maaşları meselesi, onların emeklilik meselesi ve emekli maaşlarının yüksekliği meselesi var.

Muhalefet partileri bu konuda kamuoyunun tatmini için bir takım girişimlerde bulunsa iyi olmaz mı?

Her şeyden önce bu ağır ekonomik bunalımın var olduğu konusunda bütün insanlarımız buluşmak zorunda.

Dış mihraklar yaptı, onlara okumuzu yönlendirelim gibi ifadelerle birbirimizi üzmeyelim. Ortada, kimin yaptığından çok milyonlarca insanımızın günlük yaşadığı gerçekler var. Bu açıdan, artık şu dış mihraklar konsunu şimdilik ekonominin gerçekleri dışında ayrıca değerlendirelim.

Diğer çok önemli bir husus; herkesin çok pahalı telefonu var, evinde arabası var gibi verilerle birbirimizin karşısına çıkmayalım.

Bakın, ben size bu araba, telefon, tatile gitmek vesaire gibi konuları bir bir anlatayım.

2002 yılında vatandaşın bankalara olan tüketici kredisi ve kredi kartı borcu dahil toplam borcu 6,3 milyar TL idi.

Bu borç 2006 yılında on kattan fazla artarak 68,9 milyar TL oldu. Hani, kredi kartının sokaklarda, evlerde, işyerlerinde adeta zorla vatandaşa verildiği dönemler vardı ya işte o zamanlar başladı topluma dış mihrakların rüşvet vermesi. Hem de yöneticilerin ve tüketici koruyucularının gözü önünde. Diğer bir ifade ile çok güzel ve ayrıntılı olarak çıkarılan kanunlarla tüketiciyi, aldığı ürünler için korumaya çalışırken bu kartlardan korumak düşünülmedi bile.

Neyse…

2010 yılına geldiğimizde, bu borç 172,7 milyar TL oldu. Dış mihrakların insanımıza verdiği rüşvet devam ediyor. Neden dış mihraklar? Çünkü, bankacılık ve finans sektörü çeşitleniyor, yükseliyor, el değiştiriyor, yabancılaşıyor, Türk Bankaları dışarıdan kredi alıyor vs.       

 2015 yılında vatandaş olarak borcumuz 375,2 milyar TL oldu. 2020 yılında ise 820,7 milyar TL oldu ve bugün tahmini olarak 900 milyar TL’nin üstüne çıktı.

2002 yılı ile 2021 yılı arasındaki farkı gördünüz mü? Kaç kat olduğunu hesaplayamayız bile. Peki, vatandaş bu kadar ağır borç yükü altına zorla girdirilirken, ülke yöneticileri ve diğer ilgililer neden gözlerini kapatıyorlardı acaba?

Daha bitti mi?

Bitmedi.

Ülkemiz zenginleştiği için hem devletin, hem özel sektörün ve hem de vatandaşın borçlanması ve bu borcu değerlendirip ödemesi gayet normal diyebiliriz elbette.

Devletin borcu konusunu ayrıca değerlendirelim.

Vatandaş bu aldığı borçları ne yaptı acaba?

Vatandaşın bu aldığı borçların yaklaşık yarısı ihtiyaç kredisi. Ayrıca, yüzde yirmiye yakın kısmı da kredi kartı borcu. Yani, ev, taşıt kredisi dışında bir borçlanma var ortada. Bu borcun nereye harcandığı çok açık olarak belirlenemiyor.

Şimdi anladınız mı?

Olamaz mı, varsın olsun. İnsanımızın geliri çok iyi imiş, borç almış ve bu parayı bir şekilde harcamış, kime ne. Kendi kazanmış, kendi harcamış.

Öyle mi? Elbette öyle değil!

Bugün 22 milyondan fazla, mahkemelerde icra dava dosyası var. Milyonlarca kişi bu aldığı ve harcadığı borçlarını geri ödemediği için davalık olmuş.

Lüks harcama, telefon alma vs. gibi nedenler dolayısıyla aile içi kavgalara ve dolayısıyla ağır toplumsal yaralara hiç girmiyorum.

Bütün bu ekonomik veriler ortada iken, toplumsal arızalar yaşanıyor iken ülke yönetimi ne yapıyordu acaba?

Ne yapıyordu?

Kredi musluklarını açıyor, tüketimi körüklüyor, lüks yaşantıyı destekliyor idi.

Peki bunlardan kimler yararlanıyor idi?

DIŞ MİHRAKLAR!