HAK İHLALLERİ NE ZAMAN BİTECEK?

12/12/2019 21:20 2392

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iki yılı aşkın zamandır tutuklu bulunan Gezi davasının tek tutuklu sanığı, iş insanı Osman kavala hakkında tahliye kararı verdi.

Oy birliğiyle alınan kararda Osman Kavala’yla ilgili olarak bir hak ihlali olduğunu, Anayasa Mahkemesinin yapılan başvuruyu makul süre içerisinde incelemediğini ve siyasi bir karar olduğunu gerekçe gösterdi.

Öte yandan Türkiye’nin 3. Büyük siyasi partisinin eş başkanı Selahattin Demirtaş’ı Anayasa Mahkemesinin tahliye kararlarına rağmen, anlık tutuklama kararlarıyla hala hapiste tutan anlayış iktidarda olduğu sürece de bu hak ihlalleri devam edeceğe benzer.

İnsan yaşamının hiçbir anlamının kalmadığı şu günlerde hayati tehlike taşıyan rahatsızlığına rağmen Demirtaş’ı bir hafta boyunca hastaneye sevk etmeyen, salt ailesine eziyet olsun diye Diyarbakır’da ikamet eden birini Edirne cezaevinde tutan zihniyet nasıl hukuktan, adaletten, eşitlikten söz edebilir.

Bırakın işin siyasi yanını bir tarafa, kişinin yaşam hakkı, sağlık hizmeti verilmesi; insani, vicdani bir taleptir.

Savaşta esirlere bile her türlü sağlık hizmetleri verilir, kimi hakları korunurken ülkemizde kendi yurttaşına, üstelik de topluma mal olmuş liderlere yönelik bu uygulamalar hiçbir demokratik ülkede görülmez.

Kaldı ki artık ülkemizde demokrasinin varlığı bir yana, demokrasiye yönelik atılan her adım farklı kesimlerden gerici unsurlar tarafından engellenmeye çalışılıyor.

Sanmayın ki bu engelleme ya da demokrasi karşıtı tutum ve davranışlar yalnızca iktidar tarafından yapılıyor.

Bugün iktidar alternetifi görünen siyasi partiler içerinde bile demokrasiyi hazmedemeyen ve bu yüzden parti içi demokrasiyi rafa kaldıran yöneticiler görüyoruz.

Nasıl hükümetin güvenlik güçleri tüm dünyada başlatılan kadına yönelik şiddeti protestoya yönelik bir müzikli gösteriye bile tahammül edemiyorsa siyasi partilerde de kendi gibi düşünmeyenlere ve hatta, kendisine destek olmayanlara tahammül edemiyor, disipline veriyor, partiden ihraç ediyor.

İktidar öylesine zehirli bir güç haline geliyor ki kimi zaman iktidar sahiplerini ve yandaşlarını da zehirliyor.

Yokluk, yoksulluk ve yoksunluğun her geçen arttığı, işsizliğin had safhaya çıktığı, ekonomik çöküş sonucu intihar vakalarının, kadın cinayetlerinin yükseldiği, uyuşturucu, fuhuş gibi toplumsal suçların önlenemediği, çiftçinin, köylünün üretemediği, ürettiğini satamadığı, memur ve emeklinin borç bataklığında sürüklendiği ülkemizde; üstüne üstlük düşünce özgürlüğünün de hiçe sayıldığı, hak ihlallerinin önünün alınamadığı günlerden geçiyoruz.

Toplumun müthiş bir travmayla sarsıldığı erkek egemen bir ülkede, insanlar evine ekmek götüremez, elektrik-su parasını ödeyemez hale gelmişse artık sözün bittiği yerdeyiz demektir.

Kuşkusuz söz söylenemez, söylenen söze itibar edilmez, hak arayan haksız çıkarsa, orada hak, hukuk, adalet beklenmez.

Egemen güçler tüm yetkileri tek elde toplayarak, toplumu istedikleri gibi yönetir, özgürlükler kısıtlanır, doğal olarak hak ihlalleri oluşur.

Tasarlayarak, canavarca hislerle karısını, sevgilini öldüren canilere duruşmada kravat taktı diye iyi hal indirimi yapanlar, düşüncelerinden, yazdıklarından, söylediklerinden dolayı haksız yere cezaevinde tutsak edilenlere aynı toleransı göstermezler.

Durumdan vazife çıkaran kimileri ve özellikle de yandaş medya bu insanların suçluluğu üzerine öyle bir algı operasyonu yaparlar ki, bu duruma Avrupa’da şaşar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Osman Kavala’nın serbest bırakılması kararını “skandal karar “ olarak duyuran bir medyanın tarafsızlığından söz edilebilir mi?

Asıl skandal olan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını yok sayıp, hukuksuz uygulamalarını sürdüren yargı kararlarıdır.

Bir taraftan ABD ye sözüm ona kafa tutan, diğer taraftan AB ye ayar vermeye çalışan Türkiye; doğal olarak uluslararası kurumların aldığı kararları uygulamayarak giderek dünyada daha çok yalnızlaşıyor.

Ne damadın ekonomiyi şirin gösterme çabaları, ne sınır dışı operasyonlar ne de komşu ülkelerle yapılan ortak yatırımlar; hiçbiri, yapılan hak ihlallerinin üstünü örtmeye, unutturmaya yetmiyor.

Bu güzel ülkede yazarların, sanatçıların, gazetecilerin, düşünen insanların özgürce düşüncelerini ifade edebilme, bu düşünceler etrafında örgütlenme özgürlüğü sağlanmadan demokrasiden söz etmek mümkün değildir.

Hiç kimse de çıkıp “laik, demokratik cumhuriyet” söylemleriyle kendisini aldatmaya kalkmasın. Demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleşmediği bir ülkede ne laiklikten, ne de cumhuriyet değerlerinden söz edemezsiniz.

Cumhuriyet; demokrasiyle, evrensel demokratik değerlerle taçlandırıldığında bir anlam kazanır.