Güvenlik ve yaratıcılık

20/01/2020 22:38 1187

 

İnsanı insan yapan Allah’ın verdiği yaratıcılık yetisidir. Ancak bu yeti, güvenli bir ortamda daha sağlıklı bir şekilde ürün verir. Güvenli bir yaşam, çağdaş toplumlarda her insanın en doğal hakkıdır. İşte bu hakkı verebilmek için emniyet birimlerimiz, koca şehirlerin ve ülkenin sorumluluğunu taşıyorlar.

Devlet geleneğimiz var.

Bu gelenek içinde hala kentleşme sürecini layıkıyla tamamlamış değiliz. Ülke içinden büyük kentlere göçle baş edememişken, balkanlardan, Kafkaslardan ve orta doğudan göçler hızla sürüyor. Emperyalist güçler insanların ırksal ve inanç farklılıklarını kullanarak, ülkeleri iç savaşlara sürükleyip, kanını içmeye devam ediyor.

            Rantçı dünya düzeni acımasızca insanları oradan oraya savurmaya devam ediyor. Binlerce yıl önce yazılmış hikâyelerin, intikamlarını hala sürdüren manyaklar var. Allah’ın yarattığı her şey kutsalken, bazıları kimi yerleri kutsal ilan edip, kimi yerleri kendilerine vaat edilmiş topraklar ilan edip, orda yaşayan insanlara, hayatı zindan ediyorlar.

Emniyet müdürümüz Zafer Aktaş, Adana için ‘Batının doğusuyuz’ diyor.    

Adana emniyetinin kurulu bir düzeni var. Daha önce gelen emniyet müdürlerimiz de, özveriyle çalıştılar. Yeni emniyet müdürümüz Zafer Aktaş ile gazete olarak ancak tanışabildik. Devlet geleneğimiz içinden, kademe kademe süzülerek geliyorlar emniyet müdürlerimiz. Binlerce insanın güvenlik sorumluluğunun bilinci ile çalışıyorlar.

            Emniyet müdürümüzü dinlerken, şehirlerin göçle oluşmuş mahallelerindeki sorunun resmini görmeye çalıştım. Yoksunluk içine düşürülmüş insanlar suç örgütlerinin payandası olabiliyor. Gençleri bu örgütlerin elinden kurtarma çabalarını büyük bir samimiyetle Emniyet müdürümüz anlattı. Geçmişte konuşulan girilemeyen sokaklar, tehdit altında olduğu söylenen, çiftlikler vardı. Bu konuda yapılan çalışmalar anlatıldı. Suça meyilli çocukları topluma kazandırma adına, toplum destekli polisin çalışmaları anlatıldı.

            Suriyeli göçmelerin kayıt altına alınması çabaları anlatıldı. Kurum olarak projeler üreterek kentin sorunlu bölgelerinde yaşayanlara çözümler sunmaya çalışılması, dikkat çekiciydi.

Emniyet teşkilatının bir numarası, uyuşturucu ve terörle mücadele.

Batının doğusu olarak değerlendirilen bir kentte yaşıyoruz. Birçok terör örgütünün kolayca ulaşabildiği bir şehir burası. Kimisi terör mağduru olarak yaşadığı yeri terk ederek gelmiş, kimisi acımasız iç savaştan canını kurtarmak için kaçarak gelmiş binlerce insan var ve bu insanların yaşadığı mahalleler kurulmuş bir şehir burası.  Yaşam kültürleri, kimisinin dilleri farklı olarak hiç bilmedikleri bir yere gelmişler. Katıldıkları şehirlerin sosyolojik yapısından bir haberler. Ekonomik sorunlar yaşıyorlar. Geldikleri yerde terör veya savaşın travmalarını hala üzerlerinde taşıyorlar. Yani psikolojik sorunları da var. Güvenlik konusunda uyum sorunu yaşamaları da cabası.

            Emniyet güçlerimiz daha belki sayamadığımız birçok faktöre rağmen, mücadeleye devam ediyorlar. Verilen bilgilerde, 4909 uyuşturucuyla ilgili işlem yapılmış. İki ton esrar, 13 kilo eroin yakalanmış. Okul önlerinde çocuklarımızı zehirleyenlere karşı amansız mücadele verildiği anlatılıyor.

Hızlı düşünen bir teşkilatız…

Soru sırası bana gelinceye kadar dinlediklerimden, kentlerimizin içine düştüğü bu sorunları çözmede, sadece emniyet birimlerimizin çabaları yeter mi diye düşündüm. Elbette kentimizin valisinin desteği var. Konu sadece güvenlik değil. İşin sosyolojik, psikolojik, ekonomik yansımalarının acı sonuçları söz konusu. Bu yüzden emniyetimiz hızlı düşünüp, hızla çözümler üreten ve görev yapmaya çalışan bir yapıya dönüşmüş.

Sonuç olarak, bu ülke ve yaşadığımız bu şehir bizim. Yük taşımaya alışık bir toplumuz. Bu toprakların insanlarında, sihirli bir dayanışma kültürü var. Farklılıkları yadırgayan bir yapımız yok. Duygusal bir toplumuz ve başkalarının acılarına kayıtsız kalamıyoruz. Çünkü o acıları hepimiz değişik dönemlerde, yaşamış insanlarız. Ama bilhassa Suriye iç savaşı ve mülteci akınından sonra, işin rengi iyice değişti. Şehirlerin bu gün geldiği durumda, sadece emniyet birimlerinin çabasıyla, bu sorunları çözemeyiz. Düşünce üretip, eyleme dönüştürüp çözümler üretme konusunda, topyekûn bir anlayışa ihtiyaç var. Devlet bürokrasisi yanı sıra, belediyelerimizin konuya çok yönlü olarak dahil olması gerekiyor. Sivil toplum örgütlerinin de, çok önemli katkıları olabilir diye düşünüyorum.

Bu ülke ve bu şehirlerin, hepimize çocuklarımız için ödünç olarak verildiğini unutmamak lazım.