GÜNÜMÜZDE ETİK

15/08/2020 21:19 904

Gelişen ekonomiyle birlikte, sosyal yapımızda da değişimler var. Maxteryalist bir dünya içindeyiz. İnsan, aklı ile, ilmi ile, teknik gelişmelerle bax şarıdan başarıya koşmuş fakat, böylece de maddenin esiri haline gelmiş. Bu ortamda dostluk, arkadaşlık zayıflamış ve insanoğlu çıkarın, paranın, lükx sun ve zevkin peşinde sürüklenir halde. Hak ve hukukun geçersiz olduğu, kazananın, kuvvetlinin hükmettiği bir dünyadayız. Kavgalarm temelinde, ekonomi yatıyor. Bu yarışta, isteklerle, tüketim alışkanlığıyla, lüksle, moda ile olanaklar arasındaki uçurum, tatminsizliğin, mutsuzluğun nedeni. Var. lık, servet ön planda. Kişinin değeri, parası ile ölçülüyor. Cesaret, talih, ba. zen de gaddarlık, başarının anahtarları.

Tüketime dayalı ekonomilerde; kıskançlık, rekabet hatta düşmanlık var. Tüketim ekonomisinin yarattığı “Kullan at” ilkesi, insan ilişkilerinde, arkadaşlıklarında da geçerli oldu. Bunlar, toplumun ruhsal dengesini, değer yargılarını, moral değerlerini alt-üst etmekte, hatta yok etmekte. Bu çarpıklık, alışılan, yadırganmayan birşey oldu zamanla. Haksız kazanç, nerede ise, meşru gibi görünüyor.

Para, varlık, en büyük güç haline geldi. Ana amaç, para kazanma, nasıl olursa olsun, önemli değil. Böyle olunca da; yolsuzluk, rüşvet, görevi kötüye kullanma, şaibeli ihaleler ve özelleştirmeler, bankaların içini boşaltma, uyuşturucu ticareti, sahte fatura, vergi iadesi, fuhuş aldı yürüdü. Çete, devlet, siyaset işbirliğinin oluşu, daha da acı. Devlet çarkı dönmüyor, yargıda davalar, çok ve bir türlü de bitmiyor.

Yasalar da, günün şartlarına uymamakta. Globalleşen, küçülen dünyamız bilgi ve iletişim çağını yaşarken, ülkemizdeki bu tablo cidden üzücü. Bunları gördükçe, duydukça Niçe’nin “İnsan, eksik, tamamlanmamış bir varlık” sözüne katılmamak mümkün değil. Tabii, “İnsan, evcilleştirilmesi gereken bir hayvandır” görüşüne de...

İlim, iman, ahlak bunların hepsi; kişinin, toplumun, daha iyi bir geleceği, dünyanın sevgi, saygı ve barış içinde yaşanan bir yer olması için gerekli şeyler. İmanla kurulan toplum, ilimden yararlanır ve dini ile yaşar.

Din, evrenin yaratıcısının kabulünü esas alan, insanla Allah arasındaki ilişkiye dayalı, bir değerler sistemi. Önemli ve de gerekli bir kurum. Hayatı, evreni, görüş ve kabul tarzı.

Kelime manası ile ahlak; Halk, yaratma, huluk, güzel huy, davranış, tabiat, fıtrat demek. Dewey’e göre ahlak; insanın iyi davranışları ve güzel huylarıdır.

Stuart Mill ise; kişisel ve genel yararlar olup, niyetle değil, sonuçla, eylemle ölçülen birşeydir der, ahlak için.



 

Durkheime göre; ahlaktaki özellikler, görevler ve iyiliklerdir. Aristo, ahlak için; tabiatımızda bulunan en iyiye göre yaşamaktır der. Kant, ahlakı, görevler ilmi diye tanımlamış. A. Gide ise; ahlakın, insanı, tabii davranışlarının yerine, değer verdiği bazı üstün nitelikleri koyarak, yapay bir insan yaratma olduğunu söylüyor. Bırakın, nasıl yaşanmak isteniyorsa öyle yaşansın, karışılmasın diyor. A. Gide, zaten böyle yaşayan bir eşcinseldi.

Dini kurallar, imanın yanı sıra, ahlaki esasları da içerir. Bu kurallar, çok uzun yıllar içinde oturduğu için gücü fazladır. Siyasi otoritelerin dahi, bunları değiştirmeye cesaretleri yoktur, güçleri de. Çünkü, bu ahlaki kurallara sahip olan, toplumdur. Dikkat eder ve özenle korur. Herhalde, siyaset bile, ahlakın önünde eğilmelidir, ama nerede?..

Ahlak, değişik anlayışlar, inançlar, örf ve töre nedeniyle, bazı farklılıklar gösterebilir. Bu da doğaldır.

Ahlak; iyilik, fayda sağlayan huy ve davranışlardan oluşan insani bir mozaik. Ahlaklı olmak için, fazilet yani erdem şart. Erdem; iyi davranışlarda bulunmaya ve ahlaki kurallara bizi uymaya iten, götüren, manevi güç. Erdem, tanrısal temiz gönül. Erdem, iyi işleri, doğru ve uygun olarak yaparak, elde etme gücü. Nefsin eğitimiyle kazanılan bir güç. Descartes’e göre erdem; iyi işleri yapmakta gösterdiğimiz karar ve sebattan ibarettir. Erdem, asla yaşlanmaz. Erdemli olmanın ödülü, erdemin kendisidir ve o bir bütündür. Şeref; erdemin parmağa taktığı bir pırlanta yüzüktür diyor Voltaire. Felsefenin amacı da, zaten erdem. Tartışma, sorgulama ve özgür düşünme, felsefenin ruhu.

Descartes; ahlakla ilgili eserler veren bir düşünür. “Mutluluk ve memnuniyet, iyi sandığımız işleri yapmaktaki, karar ve sebat sonucudur. Buraya, erdem yoluyla gidilir ve de alışkanlık haline gelebilir. Bunun için; kendimizi tanıma, eksikliklerimizi görme, gurur gibi tavırlardan uzaklaşma, toplumun ve dünyanın ufacık bir parçası olduğumuzu unutmama, güçsüzlüğümüzü bilip tanrıya sığınma, ruhun ölmezliğini kavrama, acıların geçip, neşenin geleceğini bilme ve bu nedenle, devamlı iyilik yapma. İşte tutacağımız, izleyeceğimiz yol budur diyor, Descartes.

Nefsin tutkularından kurtulup, ahlaklı ve kamil olma çabaları bitmemeli. Sıkıntılara katlanma, sabretme, çıkar meselelerini, başkalarına zarar vermeden çözmeyi becerebilme. Bu tür acımasız gerçekleri, çatışmayı ortak düşünce ve duygu birliğine çevirmek sanatıdır ahlak, bir anlamda.

Din, ahlak ve yasalar, insanca yaşamak için gerekli. Hukukun yaptırım gücü devlet, ahlakın yaptırım gücü toplum ve fert vicdanıdır. İlahi sınırları aşmak günah, yasaları aşmak suç, toplumsal ve ahlaki kuralları çiğnemek de, ayıptır.

Ahlak, bir eğitim işi. Çocuk yaşlarında eğitim verilmelidir ki, yararlı olsun. Terbiye, iman, yüce değerler, önce ailede sonra okulda ve de toplumda öğrenilir. İstenen, sevgi ve imana dayalı bir ahlak edinme. Çünkü, korku ve kuşkuyla yaşanılan ahlak, asla gerçek bir ahlak olamaz. Ahlak kuralları, özgürlük varsa bir mana taşır. Cenap Şahabettin, “Yoksulluk rüzgarı, her tozdan önce erdemi süpürür.” diyor. Doğru...

Etik, ahlak felsefesi demek. Felsefe, kelime anlamı ile, bilgelik sevgisi demek. Ben kimim sorusuyla başlayan felsefe, evreni, yaşamın anlamını, kaderi ve herşeyi sorgular. Kişiyi, hiçlikten kurtaran ve insan yapan, bilgeliğe ulaşma özlemi felsefe. Bertrand Russel’in dediği gibi, yararsız bir bilgi değil. Akla dayalı, zihinsel bir etkinlik, eleştirici bir düşünce, düşünce üstü düşünce. Felsefede önemli olan, sonuçlardan çok, sonuçlara varma biçimidir. O halde; kendini, çevresini, evreni, gerçeği anlamaya çalışan herkes, bir anlamda filozoftur. Sokrates “Sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değmez” diyor. Felsefe yoluyla hayat, değerli ve anlamlı kılınır, mutluluk ve kurtuluş yolu da açılabilir.

Ahlak felsefesi olan etik, insanlar için, iyi olanı ve yapılması iyi olacak şeylerin ne olduğunu belirtmeye çalışan, felsefe dalı.

Kendi ilgi alanıma giren, tıp ve basındaki etik konulara değinmek istiyorum.

Hekimlik, kutsal ve onurlu bir meslek. Hekim; Arapça “hakim” kelimesinden türetilmiş, anlamı bilge demek. Bilge; saygın, bilgin kişi, filozof... Hekim; bilgili, kültürlü, görgülü, iyi kalpli, dürüst, güven veren, saygın, sabırlı, kanaatkar ve hoşgörülü olmalıdır. Yani, örnek bir kişi... Bu da, ömür boyu eğitim ve çaba demek. Hekimlik, dürüst, bilgili, ahlaklı insanın işi. Önce zarar vermeme ve sonra da yararlı olma. İnsan sağlığına, hayatına itina ve saygı göstermek şart. İnsana saygı, insan haklarına saygı, ayrımcılık yapmadan her insana saygı. İyi yetişmek, gelişmeleri izlemek, görev ve de haktır tıpta. Şu da unutulmamalı. Hekimlik, asla sağlık ve hayat ticareti değildir. Bu yüzden, reklamı ve aracısı olamaz bu mesleğin.

Basın yolu, TV, el ilanları ve tabelalarla yapılan reklamlar, hele yanıltıcı ve ticari amaçlı reklamlar ne yazık ki, hala devam ediyor. Meslektaş kötülemek, meslek sırlarını açıklamak, hekime yaraşan şeyler değil. Kazanç, sadece mesleki uygulamalardan olmalıdır. Eczacı, gözlükçü, alet, ilaç fırmalarını veya kişileri aracı olarak kullanmak bu mesleğin şanına yakışmıyor.

Yapay döllenme, organ nakli, ötenazi, bitkisel yaşam, ölümcül hastalıkların hastaya açıklanması, canlılar üzerindeki deneyler, bugün tıpta etiği, deontoloii önüne geçirdi. Tıbbi etik, tıptaki ahlak kuramı, değerler felsefesi demek. Deontoloji de, zaten etiğin içinde. Yapılan bir ankette; ülkemizdeki hekimlerin yüzde 98’inin, deontoloiiyi, tıpla ilgili yasa ve tüzükleri ve tıbbi etiği bilmediğini, ortaya koydu. Üzücü bir tablo.

Tıptaki hızlı gelişmeler, yeni uygulamalar, etiği ön plana çıkardı. Çünkü, bugün insana saygı, devletten ve tcplumdan daha önde.

Yazılı ve görsel basın, yani medya, dördüncü kuvvet. Demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru, halkın gözü, sözü ve de ağzı. Onurlu ve sorumluluk isteyen bir meslek. Hem bir iş alanı, hem de bir güç kaynağı. Bu güç, kişi ve toplum zararına kullanılmamalı. Tehdit ve şantaj aracı yapılmamalı. Ne yazık ki, basın da günümüzün madde dünyasında kirlendi. Okuyucu da, toplum da basına ve gazetecilere güvenmiyor artık. Tıpkı, siyasilere güvenmediği gibi.



Politika, kelime anlamı itibariyle çok yönlülük, çok yüzlülük demek. Böyle bir tanıma giren meslekte, etik, son derece zor, hele amaç mutlaka kazanmak olunca. Politika, dengelerle uyumlarla iç içe. Politikacı, hep mesleğinde devam arzusu duyduğu ve isteğiyle çekilmeyi düşünmediği için çok şeye katlanmak zorunda. Parti başkanının, partililerin, seçmenlerin, bölgenin, çıkar gruplarının, basının ve çeşitli isteklerin ortasında çekilen sıkıntılar. Oysa ki, milletvekili sadece partisinin ve bölgesinin değil, tüm milletin milletvekili. Zor durumlarda inancı ve vicdanı arasında daralan, kendi geleceğini ülke çıkarları gerisinde görüp, siyasi hayatını feda edenler çok az. Ne yazık ki, çoğu vicdan ve kanaat özgürlüğünü makam ve sandalye için feda etmekte.

Politika dünyasında karakter bütünlüğü, siyasi dürüstlük ve medeni cesareti ile ün salmış politikacı o kadar az ki!.. Nebraska Senatörü George W. Norris gibi “Zafer arabasında, gururla dolaşmaktansa, politik mezarıma temiz bir vicdanla gömülmeyi tercih ederim” diyebilenler, günümüzde var mı acaba? Birçoğu, önemli sorunlarda karşı duracaklarına, susarak günaha ortak oluyorlar.

Babası, bir ABD Başkanı olan Ohio Senatörü Robert Taft, inandığı ilkeler uğruna, Beyaz Saray’a gitme yolunu bile bile kendisi tıkadı,l946 yılında, İkinci cihan savaşı sonrasında, Nüremberg’de yargılanan ve de idama mahkum edilen Nazi harp suçluları için bakın 6 Ekim 1946’da neler söylüyor o: “Galiplerin, mağlupları mahkeme etmesi, istenildiği kadar hukuğun arkasına gizlenilirse gizlenilsin, tamamen adil olamaz. Burada alınacak kararlarda, öc alma ruhu hakimdir. Öc alma da ise, nadiren adalet ruhu vardır. ll Nazi liderinin asılması, Amerikan tarihi vicdanının, uzun yıllar pişmanlık duyacağı bir ilkesi olacaktır.

Medeni cesaret ve inanç sahibi, vatansever, onurlu, dürüst, yansız yönleriyle bu erdemli kişiler önce kendi benliğine saygı duyarlar. Başkalarının beğenisinden çok vicdanlarının sesi daha önemlidir onlar için. Bu nitelikleri ile onlar, makam yerine erdemi seçerek, gözden düşmeyi bile önemsemezler.

Vicdan, içimizdeki sevgiye dayalı kalp terazisi, Kant’a göre de, “Allah’ın insan içine yerleştirdiği bir mahkeme, iyiyi-kötüyü, hayrı-şerri birbirinden ayıran bir şuur” Onun sesine kulak verelim ve de uyalım. Ve sadece vicdanımıza esir olalım.

Çalışmak, kutsal bir görev. Dürüst çalışmak ise, bir ibadet. Tembellik, asalakhk ba§kalar1na yük olmak, haysiyetle bağdaşamaz. İnsan, kendi emeğinin, kendi alın terinin ekmeğini yemeli. Çünkü, nimetlerin en iyisi, doğru çalışılarak kazanılanıdır. Başarı, iyilik ve dürüstlükle olmalı. Bu da yorulma, sebat ve sabır ister. Kazanç, meşru ve makbul ise kıymetli. Kısa dönem kazançları, hileli servetler, geçici, temeli olmayan, haksız zenginlik; kökü olmayan vazo çiçekleri gibidir. Çabuk solar ve çabuk ölür ve de yıkılmaya mahkumdur.

Aşırı hırs içinde olmayalım. Hırsın kendisi zaten bir ceza. Kaldı ki, hırs kılıcı ile bağlı olan boyunlar, çok kez pişmanlık kılıcı ile kopup gidiyor. Acizliğin isyanı olan, gururun aptal çocuğu, kıskançlığa, yaşamınızda yer vermeyin. Mesleğimizin saygınlığını koruyun, ama önce kendinize saygılı olun. Güzelin, iyinin, bilgili ve başarılı olanın düşmanı çoktur. Öc alma, kin tutma gibi vahşi bir adaleti yeğlemeyin. Affetmenin, unutmanın en iyi intikam, merhametin de intikamdan daha asil olduğunu unutmayın. Kötülük yapmaya muktedirden bunu yapmanın da iyilikten olduğunu anlayacaksınız.

Hayat, zorluklarla dolu. Ömür, ana rahmi karanlığından, kabir karanlığına kadar uzayan bir zaman dilimi. Doğuşla, insan dünyanın ışığına, ölünce de ahiret inancı ile bir başka nura kavuşuyor. Yani, karanlıktan ışık doğuyor. Herkesin hayatı; öğrenim, deneyim ve yaşam gerçekleriyle dolu, değerli bir birikim ve zaman koleksiyonu. Bu zaman diliminde; yokuşlar, hendekler, tuzaklar, h1rslar,tutkular, umutlar, hayal kırıklıkları, hasılı herşey var. Yapmak zorunda olduklarımız ve yapmak istediklerimizle, ödevlerle ihtiyaçlar arasında, gidip geliyoruz. Kişi, yaşadıklarından çok, onlardan aldığı ders ve ibretlerle yücelir, olgunlaşır. Çünkü, yaşam; bakıp görebilene ve de anlayabilene öğütlerle dolu. Bunu başarmak da, bir erdem.

Bazı şeyler, ruhlardan, kişiliklerden fedakarlık ederek alınıyor. Acaba, bunlara değer mi? Gösterişi, övünmeyi, varlığı nedense pek seviyoruz. Ömür de, mevki de, servet de ne kadar uzun sürerse sürsün, bir gün biter. Nuh Peygamber, bin yıl yaşamış ama, bugün için o, S bin 600 yıldan beri ölüdür. İnsan, nedense kendini çok ve önemli görür. Oscar Wilde, bakın ne diyor bu konuda: “Eğer, insanları oldukları değerden satın alıp, sonra onları kendilerine biçtikleri değerden satabilseydim, dünyanın en zengin adamı olurdum.” Doğru değil mi?

Aslında, dünyanın yüceliği ve ezeli oluşu yanında, insan olarak biz neyiz ki? En güzel, ve pahalı mermerlerden yapılmış lahitlerin içinde; sadece pis bir koku, kurt ve böceklerin olduğu, neden hatırımıza gelmez? Mantığımız, yaşama içgüdümüz karşısında hep, böyle yenik düşüyor. Oysa ki, maddeyi yenen, emrine alan insan, kendini de yenmelidir. Bunu yapamazsa, asla mutluluğu yakalıyamaz.

Başkalarının önünde utanmaktansa, kendi önümüzde utanmayı öğrenelim. Elbet, insan noksansız ve hatasız olamaz. Güzel bir Çin atasözü var: “Dünyada kusursuz iki kişi vardır. Biri ölmüştür, diğeri de doğmamıştır”. En önemli işimiz ve eserimiz, ahlaklı ve erdemli bir şekilde yaşamak olmalı. Mesleğimiz, bir sevgi mesleği. Göz de, sevgide bir simge. Sevgi, bir ruh gücü, dünyaya karşı iyi duygularla bezenmiş, üstün bir davranış biçimi. Sevgi ile ömür, yaşanmış yıllar yerine, tüm güzellikleri tadabildiğimiz zamanlara dönüşür. Hayat, dolu ise uzundur. Amaç, hayata seneler katmak değil, senelere hayat katmaktır. Birlikte yaşamamız, saygı ve sevgi yanında hoşgörü ile mümkün. Çevreye, olaylara, kişilere farklı bakışı kabul etme, kendimizin mükemmel olamadığı bilincine erişmemiz, bizi bağışlayıcı kılar. Hoşgörü, başkalarının hatasında bizim de payımızın olduğu gerçeğini kavrayabilmemizdir.

Yaşam devam ediyor. Ölüm-yaşam, iç içe, birbirinin devamı. Yaşam, ölümünün tehdidi altında, ölüm de hayatın mantığı içinde. Herkes, bir dalga kıvrımı, kum üzerine yazılan isimler gibi silinip gidecek. Çok yaşamak elimizde değil ama, adımızı yaşatmak elimizde. Güzel iş, iyi isim, hayırlı eserler bırakmalı insan hayatının sayfalarına.

Dünyamız, insanların birbirlerini yok etmeye çalıştıkları, bir vahşi hayvanlar ormanı olmamalı. İyi bir dünyaya kavuşma, huzura erme, ancak, insanların haklara ve erdemlere içtenlikle uymalarıyla mümkün. İnsanın mutluluğu, Eflatun’un dediği gibi, “Güzelliğin egemen olduğu bir dünyada gerçekleşebilir.” Mutluluk kaynağı olacak bu güzelliğin, dünyaya egemen olması ümidini, asla yitirmeyelim. Hepinize; güzellikle, erdemle, mutluluk, başarı ve sağlıkla dolu, yarın
lar ve ömürler diliyorum.