GÜNEŞ ENERJİSİ VE ZEYDAN KARALAR

13/01/2021 22:26 947

 

Büyük şehir belediye başkanımız Sayın Zeydan Karalar, son katıldığı televizyon programında projelerini anlatmıştı. Birçok konu vardı ve ben bazılarını önemseyerek not almıştım ve sırasıyla yazmaya çalışıyorum. Yıllardır bu yenilenebilir enerji konusunu gündeme taşıyabilmek adına da yazılar yazmıştım. Ama hem ülkemiz, hem de bir Güneş kenti olan Adana ilimizde, erk sahiplerinin sanki kulakları sağır, gözleri kör gibiydi ve bu hayati konunun yanından bile geçmediler.

Başkan Karalar televizyonda Güneş enerjisinden elektrik elde edilecek iki projeleri olduğunu söyleyince, gerçekten heyecanlanmış ve bu konuyu yazıya dökmeyi hedeflemiştim. EMO başkanı Mehmet Mak ile görüşerek projeler hakkında daha detaylı bilgi almaya çalıştım. Sanırım yakın bir gelecekte, bu projelerin kurdelesi başkan tarafından kesileceği için bu günden detaya girmeden beklemenin uygun olacağını düşünerek, detayları beklemeye karar verdim.

Umudumuz o ki, belediye başkanlarımız içinde yaşadığımız bu günlerin oluşturduğu yeni bilinçle, yenilenebilir enerji konusunu da ele alarak, kapsamlı projeleri hayata geçiren öncü başkanlar olurlar. Güneş enerjisi ile çalışan ulaşım araçlarımız, konutlarda kullanacağımız Güneş enerjisinden elde edilecek elektrik sistemlerimiz, güneş panelleriyle donatılmış elektrik santrallerimiz neden olmasın ki?

Yıllar önce bu konuyla ilgili yazdığım yazıyı da, bu vesileyle yeniden paylaşmak istedim.

Güneşin Çocukları

Kış gelince güneşi daha çok arıyoruz. İnsan bedenini bir araya getiren en önemli element olan karbon, yıldızların neredeyse final zamanı olan bir dönemde atomların zoraki sıkışmasıyla oluşuyor. Sonra, o yıldız ömrünü tüketip patlayınca, içinde oluşmuş tüm elementler gibi karbon elementi de uzaya yayılıyor. Daha sonra oluşan bir başka yıldızın etrafındaki gezegenlerde toplanıp, bizim dünyamız gibi yaşamın temel taşı oluyorlar. Bir bakıma hepimiz yıldızların veya bir başka deyişle, güneşin çocuklarıyız.

Enerji ihtiyacı ve güneş…

Fosil yakıtlar (petrol, doğal gaz vs.) dünyanın başına her türlü bela olmaya devam ediyor.

Fosil yakıt kullanımının dayandığı yanma teknolojisinin kaçınılmaz ürünü olan karbondioksit yayılımı sonucunda, atmosferdeki karbondioksit miktarının, son yüzyıl içinde yaklaşık 1,3 kat arttığını artık biliyoruz. Önümüzdeki 50 yıl içinde, bu miktarın, bugüne oranla 1,4 kat daha artma olasılığı var.

Atmosferdeki karbondioksitin neden olduğu sera etkisi, son yüzyıl içinde dünya ortalama sıcaklığını 0,7 derece yükseltmiş durumda. Bu sıcaklığın 1 dereceye yükselmesi, dünya iklim kuşaklarında görünür değişimlere, 3 derece düzeyine varacak artışlar ise, kutuplardaki buzulların erimesine, denizlerin yükselmesine, göllerde kurumalara ve tarımsal kuraklığa neden olabileceği artık varsayım olmaktan çıktı ve bu tartışılmaz bir şekilde yaşanıyor.

Büyük devletler fosil yakıtların sonunun geldiğini biliyorlar. Kendi ülkeleri adına hazırlıklarını yaparken, son demlerindeki fosil yakıtların rantını kullanmaktan da geri durmuyorlar.

Ülkemiz bu bilincin neresinde?

Son dönemde yaşadıklarımız bizi uyandıracak mı diye düşünmeye başladım! Çernobil faciasını yaşamış ve yaşatmış bir ülke olan Rusya ile nükleer santral yapmaya çalışıyoruz. Japonya yaşadığı felaketten sonra sessizce, yenilenebilir enerji konusuna yöneldi ve tüm okullarında güneş enerjisi kullanma kararı aldı. Almanya bir okuduğum haberde, 150 milyar Euro bir kaynağı yenilenebilir enerji kaynakları araştırma ve geliştirme çalışmalarına tahsis etti. Bunun sonucunda güneş ısısından elektrik elde edecek, güneş enerjisi santrallerinin devasa tarlalarını kurdular. İngiltere gibi güneş ışığı alma bakımından kısıtlı bir ülkede bile yapılan güneş enerjisi tarlalarından, enerji elde edip kâr ettiklerini açıkladılar.

Yenilenebilir enerjiler var. Rüzgâr, termal ve güneş enerjisi çokça sözü edilen enerjiler oldu. Geçte olsa bazı atılımlar yapılıyor. Ancak bu gün geldiğimiz noktada ülkenin, çevresinde yaşadıklarına bakınca, bu konunun bir milli seferberlik halinde, gündeme gelmesi gerektiğine inanmaya başladım.

Biz bir güneş ülkesiyiz. Karadeniz bölgemiz dışında her bölgemiz güneş ışınlarını alma konusunda bereketli. Güneşten dünyaya saniyede yaklaşık olarak 170 milyon MW enerji geliyor. Bunu kavramak için Türkiye’nin yıllık enerji üretimi olan 100 milyon MW’nin 1700 katı dünyaya güneş enerjisi gelmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka deyişle, dünyada bir yılda kullanılan enerjinin 20 bin katı enerji güneşten alınabilecek durumdadır. Ülkemiz günlük ortalama 7.2 saat/gün güneşlenme süresine sahip. Yani yılda 110 gün ortalamasıyla güneş enerjisi potansiyelini kullanabilecek durumdayız.

Kullanabiliyor muyuz sorusunun cevabı maalesef hayır…

En çok Güneydoğu ve Akdeniz bölgemiz güneş alıyor.

Ne kadar ilginç değil mi, güneşin çocukları olan bizler, ancak plajlarda güneşlenmeyi düşünüyoruz. Gelen elektrik faturaları, bir anda emekliye, asgari ücretliye yapılan zamların önemli bir kısmını yok ediyor ve hepimiz isyan ediyoruz. Akaryakıt fiyatları artarken, bu artışların hepsi aynı zamanda, tüm temel tüketim mallarına da yansıyor.

Üniversitelerimiz var, Teknoloji ve bilim bakanlığımız var, TÜBİTRAK var. Panel üretebilecek yüzlerce firmamız oluşmuş vaziyette ve bizler bu teknolojiyi ülkemize taşımak, geliştirmek adına uykudayız.

Sakalımızı, dışa bağımlı olduğumuz ülkelere kaptırmış, ip üstündeki cambaz gibi ayakta durmaya çalışıyoruz.

Güneş kenti Adana ve Güneşin çocukları bizlere soruyorum,

Güneş enerjisi ile çalışan ulaşım araçlarımız, konutlarda kullanacağımız sistemlerimiz, güneş panelleriyle donatılmış elektrik santrallerimiz nerede?

Elin kirli ve zehirli kömürleriyle kurulacak termik santrallerin peşinde niye koşuyoruz?

Doğal gazı keserler diye her gün korkuyla niye yaşıyoruz?

Bu konu bitmez. Nedenine gelince bu bir dünya sorunu ve ülkemizin bekası için çok önemli bir konu olarak karşımızda duruyor.