Gözlerim açık

27/10/2022 00:46 255

 

 

Adana’yı dinliyorum, gözlerim açık.

Usta Orhan Veli Kanık,

-İstanbul`u dinliyorum, gözlerim kapalı- diyor.

O, yedi tepeli şehri dinlerken; bende gökdelenin on üçüncü katından Adana’ya bakıyorum.

Ne rüzgar esiyor ne de yeşillik görüyorum !

Kuzeye bakıyorum, beton yığını..

Güneye bakıyorum, getto..

Sun Sineması sokağına, 20 kişiden biri sapıyor.

Arı Sineması kapanmış.

Apartmanların tepesinde, salkım saçak güneş enerjisi..

Atatürk caddesinin kaldırım kenarları otomobillerle kuşatılmış. Üstüne üstlük park eden araçlardan, belediye görevlisi ücret alıyor.

Adana’yı seyrediyorum, gözlerim açık.

Gözüme mertek gibi ünlü marketlerin tabelaları batıyor.

Ne gariptir, bakkal kalmamış bu şehirde.

İlginçtir, Bakkallar Odası dimdik ayakta !

Eskiler geliyor aklıma, gözlerim puslanıyor.

Güney Sanayi, Bossa, Özbucak fabrikaları canlanıyor ufuklarda.

Heyhat ! Yıllar, yıllar önce Adana emekçi kentiydi.

Şimdi Suriye kasabası gibi.

İnşaatçı, elektrikçi,  oto tamircisi, ne kadar iş kolu varsa; Suriyeli göçmenler tezgah başında !

Küçük pet şişe su, süper marketlerde 2,5 lira; spotçu Suriyeli de 24 tanesi 22 lira..

Melek Girmez’e  kaç kişi giriyor. Cadde saat 18’den sonra cinlere teslim.

Lüks sineması atıl vaziyette, Çelik sineması merdiven altı imalathane olmuş.

Çalışanların yüzde 80’i Suriyeli.

Büyüksaat civarı matemde. Eski Emniyet Binası, kader mahkumu.

Şehir içindeki Adalet Sarayı’nın da ne olacağını kimse bilmiyor.

Adana’yı seyrediyorum, gözlerim açık.

Şehrin Mersin girişinde göze çarpan ilk nesne çarpık arabalar.

Girişte bulunan gazoz fabrikası, bekçiye teslim.

Döşeme Mahallesi  yerinde dönüşümden mahrum. Duran Ulaştırıcı’nın fabrikası, eski çinkolarla kaplanmış, virane ! 

Altın Koza Film Festivali yapıyoruz, Adana’da pamuk eken bir elin parmak sayısı kadar.

Arazilerin çoğunluğu narenciye ama limonun kilosu yirmi lira.

Ne hazindir ki, narenciyeyi paketleyecek fabrika bile yok.

Yüreğir Belediyesi Hizmet Binası’nın karşısı içler acısı.

Sinanpaşa Mahallesi TOKİ’ye değil, Allah’a emanet.

Işıklar içinde uyusun Orhan Veli.

Bu kadar gam yüklendikten sonra bir başka şiirini hatırlayalım;
KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

I

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada. / Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile, / O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını, / Günahkâr da sayılmazdı.

Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.

II

Mesele falan değildi öyle, / To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu; / Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü. / Duysalar öldüğünü alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet. / Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

III

Tüfeğini deppoya koydular, / Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı, / Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir ruzigar ki, / Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı, / Kahve ocağında, el yazısıyla:
"Ölüm Allah'ın emri, / Ayrılık olmasaydı."

***

Adana’da Süleyman Efendi’den farklı değil !