Gecekondudan Yükselen Çığlık!-1

29/08/2022 21:56 553

Genç Türkiye Cumhuriyeti ilk yıllarında Avrupa’yı rol model almış. Eski Osmanlı’yı hatırlatan ne varsa, onlardan uzaklaşmaya başlamış. Bunların arasında klasik Türk müziği de varmış. Klasik Türk müziği, 1926 yılında önce eğitim müfredatından çıkartılmış, daha sonra da 1934 yılında radyoda çalınması yasaklanmış. O döneme kadar klasik Türk müziğine kulağı aşina olan insanlar radyodan dinlediği bu müziği duyamayınca, bu kez başka şeylerin de etkisiyle Mısır radyosunu dinlemeye başlamışlar. Mısır radyosundan Arapça şarkılar dinlemeye başlamışlar. Sadece Kahire Radyosu’ndan Arap müziği dinlenmiyor, Mısır etkisi sinemada da etkisini göstermeye başlamış. O dönemde bir Mısır filmi olan ‘Aşkın Gözyaşları’ filmi Türkiye’de çok başarılı olmuş, gişe rekorları kırmış. Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü bu filmde söylenen Arapça şarkıların, Arapça olarak söylenmesini Türkiye’de yasaklamış. Dönemin ünlü sanatçılarından Hafız Burhan Sesyılmaz, bu filmin Arapça olan şarkılarını Türkçeye çevirerek bir plak çıkarmış ve plak çok satmış, çok tutmuş. Ya tam Türk ya da tam Arap olan bu müzik tarzına, Arap tarzında yapılmış anlamına gelen ‘Arabesk’ ismi verilmiş.

***

ARABESK YAYGINLAŞMAYA BAŞLAR…

Arabesk, Türk müziğinin arabesk ezgilerle bozulmasıyla ortaya çıkan yeni bir müzik türüymüş. Bu müzikte genel olarak yetim, berduş ya da fakirlik temaları işlenirmiş. Böylece arabeske genellikle karamsarlığı konu eden bir müzik türü anlamı da eklenmiş. Profesör Nazife Güngör bir kitabında, Türklerin arabeski sevmesini Arapçaya olan yatkınlıklarına bağlamış. Güngör; “Müslümanlığı kabul ettikten bu yana, Türkler Kur’an-ı Kerim’den dolayı Arap müziğinin ezgilerini taşıyorlardı zaten. Üstelik günde beş vakit duydukları ezan sesi sayesinde, Arap müziğinde oldukça önemli bir yeri olan Hicaz makamıyla da haşır neşir sayılırlardı. Bu etkenlere bir de radyodan dinlemeye başladıkları Arap müziğinin eklenmesi, Türk insanının o yönde bir kulak dolguluğunun, bir beğeni düzeyinin oluşmasını kaçınılmaz kılmaktaydı.”

Bu yıllarda Mısır filmlerindeki şarkıları Saadettin Kaynak düzenlemiş ve bu şarkıların üstüne Türkçe söz yazmış. Dolayısıyla Saadettin Kaynak, Türkiye’de arabeskin yaygınlaşmasında önemli oynamış.

GECEKONDU İNSANLARININ ÇIĞLIĞI!

1950’li yıllarda Türkiye’de siyasal iklimin değişmesiyle birlikte Adnan Menderes, Amerika’nın Marshall yardımlarını kabul etmiş. Amerika’nın Marshall yardımlarını kabul etmesiyle birlikte, Türkiye’de traktör sayısında da önemli miktarda artış meydana gelmiş. Artık nerdeyse Türkiye’de traktör sayısı iki, üç katına çıkmış. Bu da tarımda yeni bir işsizliğin yolunu açmış ve insanlar işsiz kalmaya başlamışlar. İşte bu işsiz kalan insanlar, umut fakirin ekmeği diyerek köylerden kente geçmeye başlamışlar. Bu göçlerle birlikte kentlerin nüfusu iki katına çıkmış. Kentlerde yoksul ailelerin yaşadığı gecekondu mahalleleri bir, bir kurulmaya başlanmış. Gecekondu kentlerinde yaşayan insanlar için şehre adapte olmak oldukça zormuş. Onlar ne köylüymüş, ne de kentliymiş. Onlar, sadece iyi bir yaşama özlem duymuşlar ama bunu çok da fazla başaramamışlar. İşte bu başarısızlık hissiyle birlikte kadere, hayata, talihe, her şeye isyan duygusuyla doluymuşlar. Yoksul ve eğitimsiz olan bu insanlar, aynı zamanda öfke dolularmış. Bu öfkelerini arabesk müzik dinleyerek daha çok insana ulaştırmaya çalışmışlar. Gecekondu mahallesinden yükselen bu isyan çığlığının adı Arabesk’miş…

1964 yılında Suat Sayın tarafından bestelenen ‘Sevmek Günah mı?’ adlı eser, aslında Türkiye’de bestelenen ilk arabesk şarkıymış. Aynı zamanda Arap şarkıları motiflerini de taşıyan bu eser, arabesk olarak adlandırıldığı için TRT’de, radyoda hiçbir zaman çalmamış. Arabesk, şehre gelenlerin isyanını taşıyormuş ama aynı zamanda da kentli bir müzikmiş. Arabeskin popüler hale gelmesini sağlayan, 6 yaşında batı müziği ve keman dersi alan, henüz 10 yaşında kendi bestesini yapan ve 13 yaşında tambur çalmaya başlayan batılı bir gençmiş.

ARABESKİN 4 BABASINDAN BİRİ…

Oldukça sağlam müzik altyapısına sahip olan bu genç, gecekondularda yaşayan milyonlar gibi Samsun’dan İstanbul’a gelmiş. 1966’da yazdığı ‘Deryada Bir Salım Yok’ isimli ilk şarkısı tamamıyla Arap müziği ezgileri taşımasa da, arabesk olarak adlandırılmış. Samsun’dan İstanbul’a gelen bu genç, yıllar sonra arabeskin dört babasından biri olacak olan Orhan Gencebay’mış. (Devam Edecek..)  

KAYNAK: https://www.instagram.com/196.sekiz/