Fırsatçılara gün doğdu!

11/01/2020 20:07 482

 

Bankaların faiz indirmesi ile birlikte fırsatçılara gün doğdu. Yakın bir tarihe kadar banka kredilerinin yüksek olması sebebiyle ev ve ikinci el araç fiyatlarında ciddi oranda düşme yaşanmıştı.

Ev ve ikinci el araç sahipleri piyasalarda yaşanan durgunluğa atıfta bulunan, 3’e-5’e bakmadan saltığa çıkardığı ev, işyeri, tarla ya da aracını ilk çıkan müşteriye satacağını söylüyordu. Ama müşteri çıkmamasında yakınıyordu.

Hatta bazı ev, işyeri ve otomobil ilanlarında ‘fiyatı düşürdüm’ diye eklemeler – güncellemeler vardı. Özellikle nakit paraya sıkışan gayrimenkul ve araç sahipleri malını satıp alacağı paranın hayalini kuruyor, nakde sıkıştıkça da malının fiyatını düşüyordu.

Ama artık o günler geride kaldı. Çünkü bankalar kredi faiz oranlarını aşağıya çekti. Banka faiz oranlarının düşmesi ile birlikte gayrimenkul ve araç sahipleri de satamadıkları mallarının fiyatını yükseltmeye başladı.

Şöyle ki, banka faiz oranları düşmeden önce örneğin 45 bin TL’ye aracını satamayan çalışan bir kişi müşteri olmadığı için aracını satamamaktan şikayet ediyordu. Ama bankaların faiz oranlarını düşürmesi ile birlikte 45 bin TL’ye satılmayan aracın piyasa değeri de birden bire yükselmeye başladı. Sahibi 45 bin TL değerinde olan aracı için 50 bin TL’den ilan vermeye başladı.

Toplum olarak lehimize olabilecek her şeyi fırsata çevirmesini çok iyi biliyoruz. Ama içinde bulunduğumuz hayat koşullarının entegre olarak değiştiğini unutuyoruz. Bugün eğer biz satamadığımız aracın fiyatını bir anda yükseltebiliyorsak, o zaman yarın marketlerdeki tüm etiketlerde değişebilir.

Ticarette unutulmaması gereken kural ‘arz-talep’ kuralıdır. Eğer bir mal ya da hizmet çok talep görüyorsa fiyatı artar, talep görmüyorsa düşer. Bu ticaretteki en temel kuraldır. Diğer taraftan da insanların alım gücü yine piyasaları dengeliyor. Tabi piyasaların neye ne tepki vereceğini belirlemek bu kadar kolay değil.

Geçen yıl bu dönemlerde pek çok kişi asgari ücretin yükselmesi için dualar ediyordu. Fakat ben asgari ücretin yükselmesini istemiyordum. Çünkü asgari ücretin yükselmesi ile birlikte başta temel gıda ürünleri olmak üzere hemen hemen her şeye zam gelebileceğini tahmin ediyordum. Korktuğumda başıma geldi. Asgari ücrete beklenin üzerinde yapılan zam ile birlikte piyasalardaki tüm etiketler değişti. Asgari ücretlinin alım gücü yükseldi diye yapılan zamla birlikte asgari ücretlinin alım gücü mevcut durumun altına indirildi.

Toplum olarak maalesef böyle bir huyumuz var. Alıcının elindeki parayı tahmin edebiliyorsak, hemen malımızın fiyatını yükseltiyoruz. İki ay öncesine kadar ‘elimde kaldı’ diye endişelenen ev, işyeri, tarla ya da araç sahipleri şimdi elindeki malı satmakta imtina ediyor, malının fiyatının daha da yükselmesini bekliyor. Fakat yarın piyasaların nasıl şekilleneceğini hiç kimse bilmiyor.

Artık toplum olarak böyle durumları fırsata dönüştürmekten sakınmamız gerekiyor. Çünkü bu davranış ekonomi piyasalarını olumsuz etkiliyor. Özellikle döviz kurlarına veya banka kredilerine endeksli olarak yapılan ticaretler, piyasada yaşanabilecek en küçük bir kıpırdanma bazılarını sevindirirken bazılarının hayatını karartabiliyor. Ayrıca bu gibi küçük değişimlerin daha cazip fırsatlara dönüşebileceği ihtimali yastık altı tasarrufları olduğu yerde bırakıyor. Bu da yapılabilecek küçük, orta veya büyük yatırımları etkiliyor. Unutulmaması gereken husus şu, bankaların vereceği faiz oranı, bizim satacağımız malın fiyatını etkilememelidir…