FARKLI DAVRANIŞLAR

08/09/2020 04:26 981

 

 

Benzer olaylar, benzer sorunlar karşısında kişilerin, camiaların, toplumların, ulusların görüşü-değerlendirmesi, bunlara bağlı olarak da davranışları, çok farklı.

Nedenleri: Zaman içinde anlayış ve bilgideki değişiklikler, örfler-adetler, inançlar, ideolojiler, değer hükümleri, çıkarlar… Tüm bunlar etkiliyor davranışlarımızı. Bizler de karşımızdaki tutumlarını, bu anlayışla değerlendiriyoruz.

Birkaç örnek vermek isterim. Birinci Cihan Savaşı’nda Osmanlı Devleti yenik düşünce 1919 yılında toprakları yabancı devletlerin işgaline uğradı. Ülke aydınlar, bu acı durumdan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Ziya Gökalp-Yusuf Akçora ve arkadaşları için çare, Türkçülük’tü. Mehmet Akif ve çevresi, umudunu Panislamizm’e bağlamıştı. Abdullah Cevdet İngiliz, Halide Edip ve Refik Halit Amerikan taraftarı olmanın en akılcı yol olduğu inancı içindeydiler. Ülkeyi kurtarmayı başaranlarda Anadolu’da Atatürk’ün önderliğindeki Milliciler oldu. Ziya Gökalp, Yusuf Akçora, Mehmet Akif, Halide Edip gibi vatanseverler Atatürk’ün yanında yer alıp yararlı işler gördüler.

Küçük çocukların eğlendiği, çok şey öğrendiği, sevdiği mekanlar, sirkler, hayvanat bahçeleri. Çocuklar için durum bu. Ya, oradaki hayvanlar için ne demeli? Buraları bir sürgün yeri, bir daha dışarıya çıkamayacakları, özgür olamayacakları, bir hapishane, bir ızdırap, dert yuvası. Demek ki, kimilerin mutluluğu, neşesi, bir başkasının mutsuzluğu, üzüntüleri demekmiş.

Su, yaşam için çok gerekli ve önemli. Ama bazen, zararlı ve tehlikeli de. Kayığın, geminin altında olunca su yürütüyor, yüzdürüyor ama, içlerine dolunca da batırıp, mahvediyor. Sel ve dolu halinde de, yıkıp geçiyor, öldürüyor.

Belirli bir ömrü var insanların, oymakların, ulusların, devletlerin. Bir süre sonra silinip gidiyorlar, yok oluyorlar. Arkalarında da bırakıyorlar, ölümsüz kültürel miraslarını. Harmandalı, Ege’de sevilen bir zeybek. Asıl ismi Harmandalı değil Herbendolu imiş. Bir Akkoyunlu aşireti bu. 1473’te Otlukbeli Savaşında Akkoyunlular yenilince, aşiretin bir bölümü Ege’ye gelip yerleşmiş. Bugün o aşiret yok ama, adını taşıyan zeybeği hala yaşıyor.

Kurtuluş Savaşı günlerinde, 1922’de Fransızlarla Ankara Anlaşması imzaladı Ankara Hükümeti. Anlaşmayı, Fransa adına imzalayan eski Sömürgeler Bakanı Franclin Boullion gerçek bir Türk dostu idi. Devrin dişişleri bakanı, kendisine bir yemek vermek ister. Ellerinde bu misafire çıkaracak düzgün tabak-çatal,kaşık-bıçak-bardak hatta yemek bile yoktu. Telaşa kapılır ve sıkıntısını Atatürk’e anlatır. Atatürk “Kendisini meclise götürün. Karavandan yemek yedirin. Böylece, bizim Osmanlıların devamı olmadığımızı anlar” der. Öyle de yapılır. Dışişleri bakanı mahcup olmamak isterken, Atatürk fırsatı diplomatik bir başarıya dönüştürmeyi başarır. İki farklı görüş, iki farklı davranış.

Doğa da ses de var, renk de var diye bilinirdi. Öyle değilmiş meğer. Doğada renk değil, cisimlerde yansıyan ışık dalgaları, ses değil, ses dalgaları varmış. Işık dalgaları göze, ses dalgaları kulağa eriştikten sonra, bu dalgalar beyne iletilir ve beyin tarafından renk ve ses olarak algılanırmış. Demek ki, gözün görevi ışık dalgalarını, kulağın görevi ise ses dalgalarını alıp beyne nakletmekmiş. Yani, her şey beyinde bitiyor. Bu gerçekten yola çıkılarak, son günlerde sağırlar ve körler için yararlı cihazlar üzerine yoğun çalışmalar yapılıyor. Alınan sonuçlar, yüz güldürücü.

Farklı davranışlar oldum olası var ve var olacak ta. Özellikle günümüz de önemli olan, bilimsel gerçeklere riayet etmek ve aklın rehberliğinden uzaklaşmamak.