EŞKIYA ve OĞULA NASİHAT 1

02/01/2020 20:06 690

 

Önce, eşkıya kimdir? Kime eşkıya denir, ona bakalım;

Türk Dil Kurumuna göre (TDK) eşkıya: ‘’Dağda, kırda yol kesen hırsızlar, haydutlar’’.. Sözlüğün bu tarifinden de anlaşılacağı üzere, eşkıya, yerleşim birimlerinin dışında kalan arazide mekan tutan kişi ya da kişilerdir. Eşkıyanın yerleşik düzenle ikameti söz konusu değildir.

Yıllar içinde ki toplumsal ve yaşamsal değişimler, eşkıyalık olgusunu da değiştirmiş, hırsızlık ve başkasının hakkını gasp etmek, şekil değiştirerek, dağdan, kırdan kasaba/şehirlere inerek yerleşik düzene geçmiş, faaliyetlerini belli bir coğrafyadan yönetir olmuştur.

Kişisel olarak, kabadayılık olarak, kurumsal olarak ta mafya diye tanımlanmaya başlamıştır…

Kuruluşlar açısından da ‘Rüşvet İrtikap’ statüsünde devam etmektedir… Her türlü kanunsuzluğu içeren, eşkıya da sonunda şehirleşmiş, farklı tanımlar altında faaliyetini sürdürür olmuştur. Günümüz de çok değişik isimlerde, faaliyette bulunan,  etik ve yasa dışı işler, bazen daha masum kılığa bürünerek, komisyon kelimesini de kullanmaya başlamıştır.

Bilhassa, ulaştırma, alt yapı ve müteahhitlik işlerinde, adeta bir ikon olmuştur. Son yılların flaş olgusu; komisyon adı altında alınan haraç ve rüşvetler olmuştur.

Rüşvet deyince, aklıma rahmetli Kenan Evren geldi… Malum, 12 Eylül 1980 darbesi yapılmış, darbeyi yapanlar, askeri bir geçiş hükümeti kurmuşlar… Darbeden epey bir zaman sonra, işler yavaş yavaş normale dönüp, sivil ve kamu kesiminde ‘DEMOKRASİ’ siyaset yasaklarının kaldırılması, seçime gidilmesi gerektiği hakkında seslerin yükseldiği bir dönemde, Kenan Evren bir basın toplantısı yapıyor. Genel durum değerlenmesi için… Yaptıklarını anlatıyor… Anarşiyi önledik, şunu yaptık, bunu yaptık derken, gazetecilerden biri, soru cevap bölümünde söz alıyor ve- ‘’Paşam, her şeyi önlediniz ama, rüşveti önleyemediniz ‘’diyor.

Kenan Evren;-‘’ Netekim*, haklısınız, rüşveti önleyemedik, çünkü, alan razı, veren razı, bu nedenle önleyemedik…!!!’’ diye cevap verir… Rüşvet, insanlık tarihinin en eski al-ver olaylarından biridir. Alınmasının  da, verilmesinin de, türlü türlü yolu, yöntemi var…Bu günlere bakacak olursak; devlet kurumlarını da bu işin içinde görebiliriz artık. Ankara da, bakanlıklarda ve devlet kurumlarında, iş takip eden, iş bitiren, yasal ve etik olmayan işlere, kılıf hazırlayıp sonuç alan, onlarca büro olduğu bilinmektedir… Ne yazık ki ülkemiz de, bundan nasibini almaktadır. Bilhassa Sayıştay raporlarında, bu durum, alenen yer almaktadır.

Belediye denetimlerinde ihale ve harcamaların kontrolün de, sık sık bu duruma atıfta bulunulmakta olduğunu, sadece gazete ve TV’lerden öğrenmiyoruz, raporun ele geçirilmesi ile ifadeler apaçık görülüyor… Halkın en çok şikayet ettiği kurumlardan biri de; Tapu Daireleridir… Kısacası, akçeli işlerin ve arazi rantının söz konusu olduğu yer de, mutlaka böyle bir zemin kayması oluyor. Bir Belediyede ki yolsuzluğu saptayan, raporu açıkladı diye, Sayıştay ikinci Başkanının görevden alınması hadisesi, bellekler de tazeliğini koruyor…

Hesap verebilir ve şeffaf olması gereken kurumlar, bir de böyle kollanır, korunursa, hiçbir denetçi, adil ve tarafsız davranamaz, objektif olamaz… Bu da bir nevi eşkıyalığı, teşviktir. Rüşveti meşrulaştırmaya, zemin hazırlamaktadır…

Bu girizgahtan sonra, gelelim bu gün siz değerli okuyucularımla paylaşmak istediğim konuya…

Tek oğlu bulunan varlıklı bir çiftçi yaşlanıp yatağa düşer ve oğluna vasiyetini söyler:

-Yatağın altında, içi altın dolu iki tane kese var. Bunlardan biri senin, diğerini de, memleketin en büyük eşkıyasının… Bulup, bu keseyi ona vereceksin. Sebebini sorma… Vasiyetim böyledir!

Yaşlı adam, bir kaç gün sonra ölür. Oğlu, memleketin en büyük eşkıyasını bulmak için, ülkeyi dolaşmaya başlar. Fakat nereye gitse, hangi eşkıyayı sorsa, ondan daha da namlısı, kanlısı, belalısı olduğunu öğrenir ve bu şekilde gerçek eşkıyayı bulmak için aylarca dolaşır…
Nihayet, ülkenin yol vermez dağlarla çevrili bir köşesinde öyle bir eşkıyanın adını işitmiş… Allah böylelerinin şerrinden saklasın, köylüler korkularından ismini bile fısıldayarak söylermiş…!!! Hükmettiği dağların yamaçları, onun öldürdüğü insanların cesetleriyle doluymuş.!
Bizim delikanlı, "yedi dağın eşkıyasının namını dinleyince "bundan daha canavarı olamaz'' deyip, eşkıyanın yaşadığı en büyük dağa doğru yola çıkmış…
Kışın ortasında dağa vardığında, eşkıyanın adamları "Tek başına bu dağda ne gezersin bre ahmak?" delikanlıyı esir almışlar.
Delikanlı "ağanıza bir hediye getirdim" deyince onu yedi dağın eşkıyasının karşısına çıkarmışlar.
Eşkıya, hakikaten dedikleri kadar varmış. Delikanlı cesaretini toplayıp babasının vasiyetini anlatmış ve koynundan kesenin birini çıkarıp yedi dağın eşkıyasına uzatmış:
"Ağam, bunu size vermezsem babam mezarında rahat yatmaz, lütfen kabul edin."

Yarın devam edeceğiz…