ERMENİLERİN SOYKIRIM İDDİALARI 7

07/05/2021 20:41 219

 

Tarih, senin kanlı sayfalarını yırtıp intikam ateşine atsın. Git, yalnız nefret perdesi sayfaları bundan böyle senin cinayetlerini gelecek yüzyıllara yayıp ilân edecektir. Uzun kayboluştan sonra Elizays’ın dönüşünü selamladığımız gibi, Fransa’nın Suriye’ye dönüşünü de delicesine bir halde selamlarız. Fransız borusunun pek yakınımızda daima Fransız havalarını çalacağı yani üç renkli bayrağın gölgesinde hevesli, her bulunduğumuz Golova horozunun sabahın gelişini duyurmak için öttüğü ve yeni bir hayat tarzını selamladığı vakit, duygusuz kalamayacağız” v.b. gibi cümleleri yazılmıştır. Osmanlı askerî harekatı hakkında Papaz Anatoli’nin kendi el yazısı ile kaleme aldığı bazı şifreli evraklarda da Fransa ordusunun Trablus ve Suriye sahiline saldıracağı haber alındığından gelecek vapurlardan birisiyle Fransa’ya annesine ve arkadaşlarından AbbaLebon, AbbeBudeseul ve Louis Lancelot ve daha başka rahiplere göndermek üzere hazırlamış olduğu mektuplar bulunmuştur. Bulunan mektuplardan Papaz Anatoli’nin Osmanlı Devleti’nin savaş yaptığı düşmanları yararına bilgi edinme girişimlerinde bulunduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Bu belgeler doğrultusunda Şam Sıkıyönetim Mahkemesi’nin vermiş olduğu idam cezasını, Enver Paşa da 19 Ağustos 1916 tarihinde tasdik etmiştir. Söz konusu Papaz Emmanuel’in ve kendisine yardım ve yataklık eden ve diğer zanlı olan TrablusşamMatranı Yusuf Dumani’nin, kendisinin casusluğunu bilerek matranhanede alıkoyduğu, hakkında hiçbir delil olmaması ve sadece savaş halinde bulunulan devletler tebaasının Trablusşam’dan uzaklaştırıldıklarını bildiği halde, adı geçen EmmanuelMezeri’ninmatranhanede kalmasına izin vererek, düşman devletlerle haberleşmesine alet olduğu ve durumun kendisinin kayıtsızlığından kaynaklandığı kanaati oluştuğundan kendisine yüz elli Osmanlı lirası para cezası verilmiş bunu ödemediği takdirde de, dört yüz gün hapis cezasına çarptırılmıştır. Rahip EmmanuelMezeri’nin idam edilmesi konusunda Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla Fransa Hükümeti, Osmanlı Devleti’nden bilgi istemiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa’nın kendisi aracılığıyla Rahip Emmanuel’in niçin idam edildiğini bilmediğini, adı geçenin idamına dair mahkeme kararını edinme isteğini, bu kararın Fransa’ya gönderilmediği takdirde Fransa’nın da buna misilleme olarak, gerekli uygun gördüğü tedbirleri alma hakkını göreceğini kendilerine bildirdiğini aktarmıştır. Fransa’nın Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla istediği mahkeme kararları ile suç unsurlarının kanıtları yine Amerika Birleşik Devletleri vasıtasıyla Fransa’ya gönderilmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu kararı almasında kanuni bir zorunluluk olmadığı halde, Fransa’nın elinde bulundurduğu Osmanlı savaş esirlerine karşı yapabileceği misilleme düşüncesinin etkisinin olduğunu görüyoruz. Misillemenin önüne geçebilmek için casusluk fiilinin yapıldığı yer, tarih, yapılma şekli, konuya delil teşkil eden uzun bir alıntısını yaptığımız mektup, bu mektubun hangi tarihte yazıldığını ortaya koyan vesikalar ve casusluk suçunun kesin olarak işlendiğinin diğer belge ve bilgileri dosyaya konularak bunların tamamının Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla Fransa’ya gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Burada da Rahip Emmanuel Mezeri’nin Osmanlı Devleti aleyhine hangi faaliyetler içinde bulunduğu kesin belgeleriyle ispatlanmıştır.

SONUÇ:

Fransa, başlangıçta Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi hükümlerinin Osmanlı Devleti’ni yükümlülük altına sokan, Doğu Vilayetlerinde gerekli ıslahatların yapılmasının Büyük Devletler tarafından gözlemlenmesi hükümleri çerçevesinde, Ermeni sorununa doğrudan müdahil olmuştur. Bu müdahaleler, daha çok Doğu Hıristiyanlarının geleneksel koruyucusu şapkası altında ortaya çıkmıştır. Fransa’nın başlangıçta daha çok din özgürlüğü, yaşam şartlarının iyileştirilmesi, memurların vatandaşlara iyi muamelesi gibi iyi niyetli yaklaşımlarının ardında bu unsurların birer maske olarak kullanıldığı kısa sürede anlaşılmıştır. Fransa’nın bu yaklaşım tarzı Fransa-Osmanlı Devleti ilişkilerini zaman zaman gerginleştirip kopma noktasına getirmiştir. Fransa, gerek Osmanlı Devleti nezdinde bulundurduğu diplomatik temsilcileriyle, gerek kendi milletinden olan din adamlarıyla, gerekse Osmanlı Devleti’nden daha çok anarşist hareketler nedeniyle uzaklaştırılan Ermenilere, kucak açmıştır. Bu isyancı Ermeniler, Fransa’da çok rahat bir şekilde örgütlenme imkânı bulmuşlardır. Fransa’da uygun bir örgütlenme imkânı vererek Ermenilere destek sağlamıştır. Fransa topraklarında örgütlenme imkânı tanıdığı Ermeni komitelerinin buradan Osmanlı topraklarında plânladıkları isyana ön hazırlık, propaganda, basın çalışmaları, gizli yollardan doküman sokulması, çete mensupları arasında arabuluculuk görevi üstlenmeleri çabaları, Fransa’nın gerçek niyetlerini engelleyememiştir. Bu iyi niyet ve arabuluculuk sözleri boş birer temenniden öteye geçmemiştir. Fransa, yeri geldikçe hürriyeti, zamanı geldikçe de milliyetçiliği savunmayı bırakmamış, önceki kısımlarda detaylarıyla vermeye çalıştığımız gibi genellikle bütün İstanbul’da bulunan Fransız Büyükelçileri, Ermeni sorununda Osmanlı Devleti’nin menfaatlerinin aksine bir duruş sergilemekten geri durmamışlardır. Tarihi ve siyasî sebeplerden ötürü, Osmanlı Devleti’yle menfaatleri sürekli çatışan İngiltere, Rusya ve Fransa bazı dönemlerde yine örneklerini vermeye çalıştığımız konularda , Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinin ortak yorumlanması, ıslahatlar, yabancı bir Fevkalade komiser tayini v.b. gibi ortak bir çerçevede buluşmuşlardır. Bu devletler bazen de çıkarlarının birbirleriyle çatışması sonucunda ayrı ayrı siyasetleri kendi dış politikaları gereğince yürütmeye çalışmışlardır. Bu üç devlet Ermeni meselesinin milletlerarası bir sorun haline gelmesinde ve getirilmesinde baş at görevi görmüşlerdir. Bunlar Osmanlı Devleti aleyhine olan hemen her konuda birleşebilmişler, kendi aralarında zaman zaman yaşadıkları duruş farklılıklarını bir tarafa bırakarak ortak çıkarlarını aynı bakış açısıyla yorumlama becerisini göstermişlerdir. Almanya, Avusturya- Macaristan ve İtalya da Ermeni meselesinde çok ciddi bir duruş sergilememişlerse de İngiltere, Fransa ve Rusya’nın siyasetlerine karşı çıkan sert bir tavır da geliştirmemişlerdir. Genellikle de Ermeni meselesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun genel olarak izlediği siyasî anlayışa soğuk ve mesafeli durmuşlardır. Amerika Birleşik Devletleri de, çoğu zaman ikinci grup olarak niteleyebileceğimiz bu devletlere daha yakın bir politika izlemeyi kendi milli çıkarları açısından daha uygun bulmuştur…