ERMENİLERİN  SOYKIRIM İDDİALARI  4

04/05/2021 07:07 90

 

Rıfat Paşa, bu uyarılarının hemen ardından, 23 Haziran 1913 tarihli Paris’ten Osmanlı Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir başka yazıda da, Fransız Hükümeti’nin büyük devletlerden Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları altı vilayet için, Makedonya’da olduğu gibi, Fevkalade Komiser atamasını önermelerini isteğine karşı, bütün büyük devletlerin bu teklife olumlu yaklaştıklarını belirtmiştir. Rıfat Paşa, yazısına devamla, Osmanlı Devleti tarafından atanacak bir Fevkalade komiserin, reformların yapılmasını organize edip, denetleme görevi mesuliyetini taşıyabileceği uyarısında bulunmuş, bunun aksi halinde, Bab-ı Âli’nin Doğu Vilayetlerinde yapmayı düşündüğü reformları anlatmakta güçlük çekeceğini, büyük devletlerin bu isteklerini müteakiben, yeni taleplerinin bunun hemen arkasından geleceğini düşündüğünü, belirtmiştir. Rıfat Paşa, Bab-ı Âli’nin ön alıcı çalışmalarda bulunmasını, bunu yapmadığı takdirde,inisiyatifin bütünüyle büyük devletlerin eline geçeceği uyarısında bulunmuştur. Rıfat Paşa’nın Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşa’ya gönderdiği bu yazılar, durumu daha da netleştirmiştir. Bir yandan Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi Paşa’nın, diğer yandan Paris Büyükelçisi Rıfat Paşa’nın çevrelerinden almış olduğu izlenimler, yaptıkları görüşmelerden çıkardıkları sonuçlar, görev yaptıkları ülkelerdeki basının Ermeni meselesi konusunda yapmış olduğu yayınlar ve bu verilerin iki büyükelçi tarafından ayrı ayrı ancak, aynı sonuca varıcı yapmış oldukları değerlendirmeleri, Devletlerin artık olaya yabancı bir Fevkalade komiser atanması yoluyla sonuç alınmaya çalışılması konusunda bir mutabakat sağladıklarını ortaya koymaktadır. Söz konusu devletlerin, yabancı Fevkalade komiser atanması ve ıslahat hareketlerinin bu tarzda yapılmasını istediklerini, Makedonya bölgesinde uygulanan buna benzer bir modeli örnek aldıklarını, Osmanlı Devleti’nin reformlar konusunda daha fazla gecikmesinin bu devletlerin Osmanlı Devleti’nin egemenlik haklarını da dikkate almadan doğrudan bir müdahaleyi göze aldıkları ve bunun sonucunun da Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu Vilayetlerinin tamamen Osmanlı hakimiyetinden kopartılacağı şeklinde olmuştur. Rıfat Paşa bu paraleldeki görüşlerini, 27 Haziran 1913 tarihli Sait Halim Paşa’ya gönderdiği bir diğer yazıda daha çok detaylandırmıştır. Büyükelçi, ünlü Fransız yazarlarından Mösyö Victor Berar ile BogosNubar Paşa tarafından verilen bir konferanstan bahsetmektedir. Büyükelçi, Mösyö Victor Berar’ın yaptığı konuşmadan bahisle, doğu ticaretinin geçmişten bu güne kadar Ermenilerin elinde olduğunu, Alman gazetelerinin bu dönemde Ermenilerin haklarının savunuculuğunu üstlenmelerinin manidar bulduğunu, bu savunuların ardında Bağdat demiryolunun olabileceğini, çünkü Adana Vilayetinden sonra bu demiryolunun güvenliğinin önemli ölçüde Ermenilere bağlı olduğunu söylediğini ifade etmiştir. Büyükelçi, Mösyö Victor Berar’ın sözlerine devamla, bu durumun devam ettiği takdirde Almanların Mersin’e, Rusların Trabzon’a, İngilizlerin Kuveyt’e, çok kolay bahaneler üreterek, asker çıkartabileceklerini, Irak ve doğu vilayetlerini istila edebileceklerini, Potsdam kararlarının gizli maddesinin Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinin Rusya ile Almanya arasında bölüşülmesi olduğunu, sözlerine eklemiştir. Büyükelçi, Mösyö Victor Berar’ın, kısa bir süre önce yapılan bir görüşmede, Draç’a Avusturya, Avlonya’ya da İtalyan askerlerinin çıkarılmasının kararlaştırıldığı bir sırada Ermenilerin katliama uğrayacakları bahanesiyle Alman donanmasının hemen Mersin’e gitmesinin çok belirleyici olduğunu, ancak Arnavutluk’un İtalya ve Avusturya tarafından işgal edilmesinin gecikmesi üzerine eş zamanlı olarak Mersin’e Almanların asker çıkartmaktan vazgeçtiklerini belirttiğini söylemiştir. Ermeni komiteleri, 1905 yılında Paris’te yaptıkları kongrede, Kilikya’nın, (Adana ve Maraş yöresi) bağımsızlığını ilan etmeye karar vermişlerdi. Bu oluşumda Adana, Maraş, İskenderun yöresinde Ermeniler arasında Ortodoksluğu yaygınlaştırarak, bu yörelere kiliseler yaparak, kendisi için bir etki alanı yaratmayı hedefleyen Rusya’nın önemli bir rolü olmuştur. Rusya bu girişimleriyle etki bölgesi yaratarak, Akdeniz’e ulaşmayı hedeflemiştir. Rıfat Paşa, Mösyö Victor Berar’ın, Irak ve Doğu Vilayetleri’nin Rusya, İngiltere ve Almanya devletleri arasında bölüşülmesinin, Fransa’nın bölgedeki yararları ile bağdaşamayacağını, Fransa’nın böyle bir durumda dengeleme siyâsetinin bir gereği olarak kendisine Suriye topraklarının bırakılmasını isteyeceğini, ancak Kuzey Afrika ve Fas sorunlarıyla uğraşmakta olan bir Fransa’nın bu bölgede yetmiş bin kişilik bir kuvvet bulundurma mecburiyetinde bulunduğunu, böyle bir atmosferde Fransa’nın bir orduyla Suriye’yi işgal girişiminin Fransa’yı çok zor durumda bırakacağını, söylemiştir. Rıfat Paşa, Mösyö Victor Berar’ın, Fransa’nın kuvvet dağılımının buna uygun olmadığını, 1870’deki Meksika savaşının daha sonraki mağlubiyetler için önemli bir etken olduğunu, dolayısı ile Suriye’ye yeni kuvvet çıkaran bir Fransa’nın, bu askerî yükü taşımasının imkansız olduğunu, bundan dolayı Fransa’nın bundan öncelikle ve özenle sakınması gerektiğini ifade ettiğini, belirtmiştir. haberleşmenin 128 BOA. HR. SYS, 2265-7/5, 8, 9, 17- 20. Ahmet ALTINTAŞ 76 temini, silah sevkıyatı, v.b. konularda yardım ve yataklık yapmalarına izin vermiştir. Fransa, Osmanlı Devleti ve Ermeniler konusunda, İngiltere ve Rusya’nın Ermenilerle ilgili bilinen himaye edici ve kışkırtıcı siyâset tarzını büyük bir içtenlikle destekleyen bir yöntem izlemiştir. Zaman zaman Fransız devlet adamlarının iki yüzlü bir şekilde söylem olarak ortaya koydukları Fransa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı tarihin derinliklerinden gelen iyi dostluk ilişkileri çerçevesinde Rıfat Paşa, Mösyö Victor Berar’ın, Fransa’nın ordusunun dengesiz dağılımını ortaya çıkaracak açmazdan kurtulabilmesi için, İngiltere, Rusya ve Almanya’nın Irak ve Anadolu’yu ele geçirmelerinin engellenmesi gerektiğini, Fransa’nın çıkarlarının bu doğrultuda bulunduğunu, bunun en önemli çaresinin de Osmanlı Devleti’nin Doğu Vilayetlerinde önemli ıslahatlar yapması olduğunu, çözümün ancak böyle bulunabileceğini, ifade ettiğini söylemiştir. Rıfat Paşa, Mösyö Victor Berar’ın, ıslahat hareketlerinin dört noktada değerlendirilmesi gerektiğini, önceliğin jandarma ve asayişin temin edilmesini, ikinci olarak, yargı ve adalet sisteminin daha kapsamlı ve etkili olmasının sağlanmasını, üçüncü olarak inşa ve bayındırlık faaliyetlerine hız verilmesini, dördüncü konunun da, idare ve yönetimin yeniden ele alınarak bu konularda yeni açılımların yapılmasını, önerdiğini, ifade etmektedir. Rıfat Paşa, Mösyö Victor Berar’ın, Osmanlı devletinin bu yenilik ve inşa faaliyetlerini tek başına yapamayacağını, devletin güç ve otoritesinin bunları yapmaya yetmeyeceğini, belirtmiştir. Rıfat Paşa, Mösyö Victor Berar’ın, Osmanlı Devleti’nin Afrika toprakları ile Avrupa topraklarını kısa zamanda kaybettiğini, yukarıda ifade etmiş olduğu ıslahat çalışmalarının Avrupa’nın kontrolü dışında yapılmaya çalışılması durumunda,  Osmanlı Devleti’nin Asya topraklarının da kısa sürede elinden çıkacağını öne sürdüğünü, dile getirmiştir. Rıfat Paşa, BogosNubar Paşa’nın da, genel olarak Mösyö Victor Berar’ın görüşlerini paylaşan konuşmalar yaptığını, Ermenilerin maksadının Osmanlı Devleti’nin bütünlüğü içinde kalmak olduğunu, bağımsızlık ve muhtariyet gibi reel olmayan görüşleri taşımadıklarını, Mösyö Berar’ınifâde ettiği dört ıslahat konusunun dışında, her hangi bir istek ve niyetlerinin bulunmadığını, söz konusu dört ıslahat konusunun Avrupa devletlerinin denetimleri altında yapılmasını istediklerini, bu şekilde gerçekleşecek bir ıslahat hareketinin hem genel barışın korunması, hem de Osmanlı Devleti’yle Ermenilerin hakiki çıkarlarına daha uygun olduğunu söylediğini, ifade etmiştir. Rıfat Paşa’nın bu konferanstan edindiği izlenimlerle daha önce Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazılarda ifade ettiği görüşler, aynı paraleldedir. Paşa, Avrupa güç dengelerinin şu an için Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün korunması doğrultusunda olduğunu, girişilecek böyle bir toprak paylaşımının şu an için Avrupa barışına hizmet etmeyeceği konusunda Avrupa devletlerinin düşüncelerinin ortak olduğunu, belirtmiştir. Rıfat Paşa, Avrupalı devletlerin ifade ettikleri dört ıslahatın, yabancı bir Fevkalade komiserin gözetiminde bir an önce yapılmasını talep ettiklerini, Bab-ı Âli’nin bu yolu tercih etmesi halinde, Ermeni meselesine Avrupalı devletlerin müdahalesinin önlenmesinin muhtemel bulunduğunu, Osmanlı Devleti’nin bir an önce ve yabancı bir fevkalade komiser denetiminde sözü edilen dört ıslahat konusunda acele etmesi gerektiğini ifade etmiştir. Rıfat Paşa’nın bu uyarılarının ne denli önemli olduğu, çok kısa sürede anlaşılmıştır. Avrupa güç dengelerinin birbirleri ile ilgili hesapları, Osmanlı Devleti’ni girmeyi hiç arzu etmediği bir savaşın içinde bulmuştur. Osmanlı Devleti, cephelerde olduğu gibi, içeride de Ermenilerle mücadelesinde kendini savunma mecburiyetinde kalmıştır.  BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA FRANSA-ERMENİ İLİŞKİLERİ Fransa’da yaşayan Ermenilerin Osmanlı devletine karşı yaptığı faaliyetlerden birisi de Birinci Dünya Savaşı esnasında olmuştur. Osmanlı devletinden çeşitli nedenlerle ilişkisi kesilen Ermeniler, Osmanlı devletine karşı duydukları kızgınlıkları bir ölçüde de olsa karşıt çalışmalarla gidermeye çalışmışlardır. Osmanlı devleti karşıtı Fransa’da yaşayan Ermenilerin teşebbüslerden birisi de seferberlik esnasında Osmanlı vatandaşı olan Ermenilerin Osmanlı topraklarına dönmelerini engelleyip bunların askerliklerini Fransa Devleti için Fransız ordusunda yapmaları doğrultusundaki çalışmalarıdır. 19 Eylül 1914 tarihli bir belgede Paris 120 BOA. HR. SYS, 2817-1/110, 118. BogosNubar’ın Islahat Sorunu üzerine görüşleri hakkında bkz. Aspirations Et AgissementsRévolutionnairesDesComitésArméniens…, s. 86-89. 121 BOA. HR. SYS, 2817-1/110, 118. Ahmet ALTINTAŞ 72 konsolosu Galip Şevki’nin bir yazısından, daha önce Osmanlı diplomatik temsilciliğinde görevli olup yolsuzluk ve liyakatsizlikten dolayı bu görevinden uzaklaştırılan Nouridjian Efendi’nin başkanlığında gönüllü bir Ermeni komitesinin kurulduğunu, bu komitenin seferberlik nedeniyle Osmanlı topraklarına geri dönmek isteyen bazı Ermeni gençlerini kandırıp bu gençlerin gönüllü olarak Fransız ordusunda görev yapmaları doğrultusunda çaba sarf ettiklerini, hatta zaman zaman Ermeni gençlerini tehdit ederek bu amaçlarını gerçekleştirmeye çalıştıklarını, anlıyoruz. Nouridjian Efendi’nin başkanlığındaki komitenin bu çalışmalarının yanında faaliyetlerini sadece Ermenilerle sınırlı tutmayıp Osmanlı Devleti’nin diğer farklı milletlere mensup vatandaşları üzerinde de çalışmalar yaptığı, bunun yanı sıra Albert Foe ile Şerif Paşa’nın da Fransız ordusuna gönüllü yazılmaları konusunda Osmanlı vatandaşlarına telkin ve tavsiyelerde bulunduklarını da anlamış bulunuyoruz. Osmanlı dış temsilciliklerinin yapmış olduğu araştırmalar sonucunda Paris Büyükelçiliği ile Konsolosluğu Avukatlığından çeşitli yolsuzlukları nedeniyle uzaklaştırıldığı anlaşılan Nouridjan Efendi’nin Osmanlı vatandaşlarına uzaklaştırılmadan önce vermiş olduğu belgeler incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda Nouridjan’ın Ermenilerden asker toplamakla görevli olduğu Almanya- Fransa savaşının başlamasından sonra bu tür belgeler verdiği ortaya çıkarılmıştır122. Nouridjan Efendi Rahip Yagişe’nin seferberlik esnasında İstanbul’a dönmek üzere konsolosluğa başvurarak bedava bilet alan Karabet Magakyan adlı kişi hakkında asılsız ihbarlar yaptıkları, polisin bu ihbarlar sonucunda birkaç gün Karabet Magakyan’ı tutukladığı, Magakyan’ın Fransız ordusuna gönüllü yazılması karşılığında serbest bırakıldığı ve kendisine Nouridjan imzasıyla bir mektup verildiği, görülmüştür. Bu durumun o bölgelerde yaşayan ve dönmek isteyen Osmanlı vatandaşları üzerinde aksi tesir yaptığı, ayrıca, Albert Foe ve Şerif Paşa’nın da vatandaşların Osmanlı topraklarına dönmemelerini teşvik ettikleri, çeşitli dış temsilcilik raporları aracılığıyla da teyit edilmiştir123. Fransa’daki Ermenilerin faaliyetleri bununla sınırlı kalmamıştır. Ermeni gönüllüleri adına Paris’te Aram Turabyan adlı kişi de Fransız Milleti’ne hitaben bildiri yayınlamıştır. Turabyan bildirisinde Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında Fransa’da bulunan Ermenilerden elli kişinin gönüllü olarak Lejyon Etrangere’e başvurduklarını belirtmiştir. Turabyan, bildiride özet olarak Ermenilerin Fransa’nın yanında savaşmalarının bir vefa borcu olduğunu, İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasındaki savaşta Ermenilerin Rusya ile hareket edeceklerini ve Doğu’da Belçika rolü oynayacaklarını belirtmiştir. Turabyan çıkarlarının Rusya ile olduğunu, Rus ordusunda çarpışan 122 BOA. HR. SYS, 2141/3. 123 BOA. HR. SYS, 2141/3. Sosyal Bilimler Dergisi 73 Ermenilerin önemli görevler ifa edeceklerini, Ermenistan’ı Türk boyunduruğundan kurtarmak için öleceklerini, ifade etmiştir. Turabyan, Ermenilerin, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın yanında savaşarak Avrupa ve Asya’dan Türkleri kovacaklarını dile getirmiştir124. Fransa’daki Ermeniler, Birinci Dünya Savaşı esnasında Fransız ordusunda gönüllü olarak savaşmışlar, Fransız ordusunda gönüllü Ermeni alayları oluşturmuşlardır. Ermeniler aynı zamanda Fransız ordusuna önemli miktarda para yardımı da yapmışlardır. Fransa’daki Ermeniler, aynı zamanda bu tür faaliyetlerin diğer ülkelerde yaşayan Ermeniler arasında da yaygınlaşması için çaba göstermişlerdir. Bu tür örneklerden birisi de ArşakÇobanyan faaliyetleridir. Savaşa girmeden önce Paris’te oturan yazar ArşakÇobanyan, Amerika’da Hınçak Reform Komitesi’ne yazdığı bir mektupta bu tür teşebbüslerden bahsetmektedir. Çobanyan, mektubunda; Ermeniler olarak savaşa dahil olmaları gerektiğini, dünyanın her yerine dağılan Ermenilerin İngiltere, Fransa ve Rusya’nın yanında yer almasını, Paris Ermenilerinin Fransız ordusuna önemli ölçüde gönüllü asker ve maddi destek verdiğini, Amerikalı Ermenilerin Fransız ordusunda gönüllü asker olarak çarpışmaları gerektiğini, Amerikan gazetelerinde gönüllü Ermeni askerleri ile ilgili sürekli haberlerin çıkmasına gayret etmelerini, ifade etmiştir125 . Bu olaylarda da Ermeni komitelerinin nasıl çalıştıkları ve Ermeni din adamlarının bu komitelere nasıl yardım yaptıkları, propaganda çalışmalarına ne denli önem verdikleri açık bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Fransız din adamlarının Ermeniler lehine ve Osmanlı Devleti aleyhine yaptığı çalışmalar I. Dünya Savaşı esnasında da sürmüştür. Fransız Papaz Anatoli (Emmanuel) Mezeri’nin kaleme aldığı Trablusşam Rum Katolik Kilisesi’nde I. Dünya Savaşı başlangıcından bu yana saklanmış ve beraberinde şifre ile yazılmış mektup ve bazı belgeler bulunmuştur. Bu belgeler arasında Fransızların Suriye’yi işgalini tasvip eden belgelere rastlanmış ve daha sonra da bu belgelerin birer nüshalarının Jean Dumont ile Fransa’ya gönderdiği anlaşılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda ele geçirilen evrakta “en derin sevgilerimizle Fransa’nın işgalini selamlıyoruz. Fransız büyük ailesi içine kesin şekilde gireceğiz. Kısacası, iç açıcı doğu ülkelerini asırlardan beri zulme uğrayanların kanlarıyla sulamakta olan uğursuz, zalim ve adaletsiz, barbar adıyla nefret edilen bir hükümetten kendimizi uzaklaştırıp gerçekten Fransız olacağız. Türkiye, öğretmeni Almanya’nın derslerini fazlaca takip ettiği için vahşi hayvanların merkezi olan Anadolu’nun kapalı dağlarının ardına giriyor. Binlerce zulme uğrayanın kanları renginde olan kırmızı fesi, 124 Aspirations Et AgissementsRévolutionnairesDesComitésArméniens…, s. 141-143. 125 Aspirations Et AgissementsRévolutionnairesDesComitésArméniens…, s. 163, 164.. Ahmet ALTINTAŞ 74 gururla yücelten baskıcı ve hatta sultanın saray facialarının sessiz şahidi olan, Türk kaba çizmeleri altından kurtuluş saatini bekleyen eski Bizans’ın göz yaşlarını saklayan latif Boğaziçi sahillerini, Türkiye’yi daîmi bir şekilde terk ediyor. Fransız avcıları ile müttefiklerinin son narayı atarak vahşi bir hayvan gibi kovalamakta oldukları, tebaası tarafından iğrenilen ve bütün medeniyet alemince hakarete uğramış bulunan Türkiye, uğurlar olsun. Tarih senin kanlı sayfalarını yırtıp intikam ateşine atsın. Git, yalnız nefret perdesi sayfaları bundan böyle senin cinayetlerini gelecek yüzyıllara yayıp ilân edecektir. Uzun kayboluştan sonra Elizays’ın dönüşünü selamladığımız gibi Fransa’nın Suriye’ye dönüşünü de delicesine bir halde selamlarız. Fransız borusunun pek yakınımızda daima Fransız havalarını çalacağı yani üç renkli bayrağın gölgesinde hevesli, her bulunduğumuz Golova horozunun sabahın gelişini duyurmak için öttüğü ve yeni bir hayat tarzını selamladığı vakit duygusuz kalamayacağız” v.b. cümleleri yazılmıştır126 . Osmanlı askerî harekatı hakkında Papaz Anatoli’nin kendi el yazısı ile kaleme aldığı bazı şifreli evraklarda da Fransa ordusunun Trablus ve Suriye sahiline saldıracağı haber alındığından gelecek vapurlardan birisiyle Fransa’ya annesine ve arkadaşlarından AbbaLebon, AbbeBudeseul ve Louis Lancelot ve daha başka rahiplere göndermek üzere hazırlamış olduğu mektuplar bulunmuştur. Bulunan mektuplardan Papaz Anatoli’nin Osmanlı Devleti’nin savaş yaptığı düşmanları yararına bilgi edinme girişimlerinde bulunduğu kesin olarak anlaşılmıştır. Bu belgeler doğrultusunda Şam Sıkıyönetim Mahkemesi’nin vermiş olduğu idam cezasını, Enver Paşa da 19 Ağustos 1916 tarihinde tasdik etmiştir127 .Söz konusu Papaz Emmanuel’in ve kendisine yardım ve yataklık eden ve diğer zanlı olan TrablusşamMatranı Yusuf Dumani’nin, kendisinin casusluğunu bilerek matranhanede alıkoyduğu hakkında hiçbir delil olmaması ve sadece savaş halinde bulunulan devletler tebaasının Trablusşam’dan uzaklaştırıldıklarını bildiği halde adı geçen EmmanuelMezeri’ninmatranhanede kalmasına izin vererek düşman devletlerle haberleşmesine alet olduğu ve durumun kendisinin kayıtsızlığından kaynaklandığı kanaati oluştuğundan kendisine yüz elli Osmanlı lirası para cezası verilmiş bunu ödemediği takdirde de dört yüz gün hapis cezasına çarptırılmıştır. Rahip EmmanuelMezeri’nin idam edilmesi konusunda Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla Fransa Hükümeti, Osmanlı Devleti’nden bilgi istemiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Fransa’nın kendisi aracılığıyla Rahip Emmanuel’in niçin idam edildiğini bilmediğini, adı geçenin idamına dâir mahkeme kararını edinme isteğini, bu kararın Fransa’ya gönderilmediği takdirde Fransa’nın da buna misilleme olarak 126 BOA. HR. SYS, 2265-7/5, 8, 9, 17- 20. 127 BOA. HR. SYS, 2265-7/5, 8, 9, 17- 20. Sosyal Bilimler Dergisi 75 gerekli uygun gördüğü tedbirleri alma hakkını göreceğini kendilerine bildirdiğini aktarmıştır. Fransa’nın Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla istediği mahkeme kararları ile suç unsurlarının kanıtları yine Amerika Birleşik Devletleri vasıtasıyla Fransa’ya gönderilmiştir. Osmanlı Devleti’nin bu kararı almasında kanuni bir zorunluluk olmadığı halde, Fransa’nın elinde bulundurduğu Osmanlı savaş esirlerine karşı yapabileceği misilleme düşüncesinin etkisinin olduğunu görüyoruz. Misillemenin önüne geçebilmek için casusluk fiilinin yapıldığı yer, tarih, yapılma şekli, konuya delil teşkil eden uzun bir alıntısını yaptığımız mektup, bu mektubun hangi tarihte yazıldığını ortaya koyan vesikalar ve casusluk suçunun kesin olarak işlendiğinin diğer belge ve bilgileri dosyaya konularak bunların tamamının Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla Fransa’ya gönderilmesi kararlaştırılmıştır128. Burada da Rahip EmmanuelMezeri’nin Osmanlı Devleti aleyhine hangi faaliyetler içinde bulunduğu kesin belgeleriyle ispatlanmıştır. SONUÇ Fransa, başlangıçta Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi hükümlerinin Osmanlı Devleti’ni yükümlülük altına sokan Doğu Vilayetleri’nde gerekli ıslahatların yapılmasının Büyük Devletler tarafından gözlemlenmesi hükümleri çerçevesinde, Ermeni sorununa doğrudan müdahil olmuştur. Bu müdahaleler, daha çok Doğu Hıristiyanlarının geleneksel koruyucusu şapkası altında ortaya çıkmıştır. Fransa’nın başlangıçta daha çok din özgürlüğü, yaşam şartlarının iyileştirilmesi, memurların vatandaşlara iyi muamelesi gibi iyi niyetli yaklaşımlarının ardında bu unsurların birer maske olarak kullanıldığı kısa sürede anlaşılmıştır. Fransa’nın bu yaklaşım tarzı Fransa-Osmanlı Devleti ilişkilerini zaman zaman gerginleştirip kopma noktasına getirmiştir. Fransa, gerek Osmanlı Devleti nezdinde bulundurduğu diplomatik temsilcileriyle gerek kendi milletinden olan din adamlarıyla, gerekse Osmanlı Devleti’nden daha çok anarşist hareketler nedeniyle uzaklaştırılan Ermenilere, kucak açmıştır. Bu isyancı Ermeniler, Fransa’da çok rahat bir şekilde örgütlenme imkânı bulmuşlardır. Fransa’da uygun bir örgütlenme imkânı vererek Ermenilere destek sağlamıştır. Fransa topraklarında örgütlenme imkânı tanıdığı Ermeni komitelerinin buradan Osmanlı topraklarında plânladıkları isyana ön hazırlık, propaganda, basın çalışmaları, gizli yollardan doküman sokulması, çete mensupları arasında arabuluculuk görevi üstlenmeleri çabaları, Fransa’nın gerçek niyetlerini engelleyememiştir. Bu iyi niyet ve arabuluculuk sözleri boş birer temenniden öteye geçmemiştir. Fransa, yeri geldikçe hürriyeti, zamanı geldikçe de milliyetçiliği savunmayı bırakmamış, önceki kısımlarda detaylarıyla vermeye çalıştığımız gibi genellikle bütün İstanbul’da bulunan Fransız Büyükelçileri, Ermeni sorununda Osmanlı Devleti’nin menfaatlerinin aksine bir duruş sergilemekten geri durmamışlardır. Tarihi ve siyasî sebeplerden ötürü Osmanlı Devleti’yle menfaatleri sürekli çatışan İngiltere, Rusya ve Fransa bazı dönemlerde yine örneklerini vermeye çalıştığımız konularda , Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinin ortak yorumlanması, ıslahatlar, yabancı bir Fevkalade komiser tayini v.b. ortak bir çerçevede buluşmuşlardır. Bu devletler bazen de çıkarlarının birbirleriyle çatışması sonucunda ayrı ayrı siyâsetleri kendi dış politikaları gereğince yürütmeye çalışmışlardır. Bu üç devlet Ermeni meselesinin milletlerarası bir sorun haline gelmesinde ve getirilmesinde baş at görevi görmüşlerdir. Bunlar Osmanlı Devleti aleyhine olan hemen her konuda birleşebilmişler, kendi aralarında zaman zaman yaşadıkları duruş farklılıklarını bir tarafa bırakarak ortak çıkarlarını aynı bakış açısıyla yorumlama becerisini göstermişlerdir. Almanya, Avusturya- Macaristan ve İtalya da Ermeni meselesinde çok ciddi bir duruş sergilememişlerse de İngiltere, Fransa ve Rusya’nın siyâsetlerine karşı çıkan sert bir tavır da geliştirmemişlerdir. Genellikle de Ermeni meselesinde Osmanlı İmparatorluğu’nun genel olarak izlediği siyasî anlayışa soğuk ve mesafeli durmuşlardır. Amerika Birleşik Devletleri de çoğu zaman ikinci grup olarak niteleyebileceğimiz bu devletlere daha yakın bir politika izlemeyi kendi milli çıkarları açısından daha uygun bulmuştur….

Yarın devam edeceğiz…