ERMENİLERİN  SOYKIRIM İDDİALARI  3

03/05/2021 01:20 199

Bir önceki yazımızın son paragrafında bahsettiğimiz, doğu vilayetlerindeki Ermenilerin eğitimleri ile ilgilenen misyoner faaliyetlerine değinmişken, ‘FRANSA’NIN ERMENİLER LEHİNE OSMANLI DEVLETİ’NE ISLAHAT BASKISINA DA’ değinmekte yarar var. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra, Osmanlı ülkesinde kısa süreli bir rahatlama ortamı doğmuştur. Bu dönemde özgürlük, adalet, eşitlik gibi kavramlar Ermeni komiteciler tarafından sözde kabul edilmiştir. Ancak bu sahte baharın çok kısa sürdüğü acı tecrübelerle görülmüştür. Hınçak ve Taşnak komiteleri liderleri yapmış oldukları açıklamalarda, ihtilâl hareketlerinden vazgeçtiklerini, Osmanlı Meşrutiyetini tanıdıklarını, Devletin refahı için her türlü gayreti göstereceklerini bildirmişlerdir.  Ayrıca bu komiteler, İttihat ve Terakki Cemiyeti ile işbirliği yapacaklarını da taahhüt etmişlerdir. İttihat ve Terakki yönetimi de, komitelerin güya iyi niyetli yaklaşımlarına karşı adımlar atmıştır. Ermeni eliti arasından devlet memurları atamıştır. Ermenilere ait özel günlerde yapılan törenlerde İttihat ve Terakki’nin önde gelen liderleri bulunmuşlardır. Şişli’de Ermeni mezarlığında Meşrutiyetin kazanılması uğrunda, can veren Ermeniler için yapılan anma törenlerine iştirak etmişlerdir. İttihat ve Terakki’nin bütün iyi niyetli yaklaşımları, komiteci Ermeniler tarafından elde etmiş oldukları hakları genişleterek amaçlarına ulaşma aracı olarak kullanılmıştır. İkinci Meşrutiyetin ilânından sonra, bir süre Ermenilerle İttihat ve Terakki idaresi arasında meydana gelen iyi niyet çabaları kısa sürede yerini tekrar karşılıklı güvensizlik ve suçlamalara bırakmıştır. Ermeniler tarafından daha önce Sultan Abdülhamit döneminde yapılan Berlin Antlaşması’nın 61. maddesinin uygulanmadığı, Ermenilerle meskun olan bölgelerde gerekli ıslahatın yapılmadığı, Osmanlı memurlarının bölgede yaşayan Ermenilere karşı baskı yaptıkları, bölgede asayişin bir türlü sağlanamadığı, Ermenilerin dinî vecibelerini yerine getiremedikleri v.b.gibi  eleştiriler, gerek konsoloslar ve büyükelçiler vasıtasıyla Osmanlı Hükümeti’ne, gerekse yabancı ülkelerde bulunan Ermeni komiteleri ve diaspora aracılığıyla da, Batılı hükümetlere ve batı kamuoyuna duyurulmaya çalışılmıştır. Ermenilerin bu çalışmaları İttihat ve Terakki yönetiminde büyük bir düş kırıklığına yol açmıştır. 8 Şubat 1913 tarihinde Viyana’daki Osmanlı Büyükelçisi Hüseyin Hilmi Bey’in Osmanlı Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir yazıda,BogosNubaryan ile Avrupa’da ve Mısır’da yaşayan Ermeni yazarlarından bir çok kişinin,  Paris’te bir komite kurarak, Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları vilayetlerde hızlı ve daha ciddi ıslah çalışmalarının yapılması için büyük devletlerin doğrudan müdahalesi konusunda girişimde bulunduklarını, ilgili komitenin Osmanlı Devleti aleyhinde Batı kamuoyunu yanıltıcı belge ve bilgi toplamaya çalıştıklarını bildirmiştir. Komitenin bu tür çalışmaları ile ilgili haberlerin Paris’te Courrier de la Press’de ve Viyana’daki ObserverBureau’ya gönderilen iki ekli belgeden anlaşıldığını belirtmiştir. Ermeni komitesinin İngiltere’de yaptığı faaliyetlerin ise daha çok konuyu Sir Edward Grey’e götürmeyi plânladıklarını, bu hususta çeşitli rivayetlerin bulunduğu ile ilgili bir takım söylentilerin olduğundan söz etmiştir. Hüseyin Hilmi Bey, Doğu Vilayetlerinde yaşanan sorunların çok kısa bir zamanda Avrupalı devletlerin meseleye doğrudan baskı ve müdahalesini ortaya çıkarmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, bu konuda Osmanlı Devleti’nin çok acil olarak bölge şartlarının iyileştirilmesi konusunda harekete geçmesi gerektiği görüşünü ifade etmiştir. Hüseyin Hilmi Bey, Osmanlı Hükümeti’nin bir an önce Doğu Vilayetlerindeki ıslahatlara ve imar faaliyetlerine öncelik vermesi gerektiğini belirtmiş, Osmanlı Vilayetlerinin hemen hepsinin durumunun aşağı yukarı aynı olmakla beraber, devletin iyileştirme ve ıslahat önceliğinin Doğu Vilayetlerinde olması gerektiğini, Bab-ı Âli’nin ancak böyle yaparsa muhtemel Batılı müdahalesinden kurtulabileceği görüşünü ifade etmiştir. Paris Büyükelçisi Rıfat Paşa da,Bab-ı Âli’ye gönderdiği 19 Haziran 1913 tarihli yazısında da hemen hemen aynı görüşleri ortaya koymuştur. Paşa yazısında, Rusya’nın önerisiyle, Büyük Devletlerin Ermenilerin de meskun oldukları Osmanlı Devleti’nin doğu vilayetlerinde, ıslahat ve reformlar konusunda yeni bir çalışma başlattıklarını, kendisinin de Bab-ı Âli’nin görüşünün de bu yolda daha geniş bir çalışma kararında olduğunu ve bu reformların gerçekleştirilmesi için, yabancı memurlardan yararlanma düşüncesinde bulunduğunu, Fransa Dışişleri Bakanı Mösyö Pichon’aifâde ettiğini belirtmiştir. Büyük Devletler tarafından yapılacak olan doğrudan denetimin, Makedonya’daki gibi unsurlar arasında bir güvensizlik ortamının oluşturacağını, bunun Osmanlı Devleti’nin bölgedeki otoritesini önemli ölçüde zayıflattığı gibi uygulamayı düşündüğü geniş çaplı bir reform hareketinin uygulama süresini uzatacağını muhatabına söylediğini belirtmiştir. Rıfat Paşa, Mösyö Pichon’un da kendisine, ıslahatın Osmanlı Devleti tarafından yapılmasını arzu ettiklerini ve bunun içinde bu ıslahat ve iyileştirmeleri organize edici ve denetleyici bir yabancı genel müfettişi atamayı düşünüp düşünmediklerini, Büyük Devletlerin arzusunun böyle bir müfettişin atanması olduğunu yazısında belirtmiştir…

Yarın devam edeceğiz….