EKONOMİNİN GÖSTERGELERİNİN BİZE SÖYLEDİKLERİ-3

28/12/2021 21:43 726

2018 yılından itibaren hayatımızı olumsuz etkilemeye başlayan, 2021 yılının haziran ayından sonra ülkemizin ekonomisinin temellerini sarsan “enflasyon” rakamlarının bize söylediklerine gelince……  Fiyat artışlarının oranı veya hızı demek olan enflasyon, öncelikle bizlere ihtiyacımız olan mal ve hizmetleri “yerli ve milli” olarak üretemediğimizi söylemektedir. İktisat ilmine göre konuşacak olursak, talebin arzdan fazla arttığını, halk dilinde söyleyecek isek “üretim yetersizliğini” veya “kıtlık” olduğunu ifade etmektedir. Kısaca üretim yetersizliğine bağlı olarak artan fiyatlar, bireylerin geliri aynı oranda artmadığı için halk dilinde “hayat pahalılığına” neden olmaktadır. Bu şekilde oluşan enflasyona ekonomi dilinde “talep enflasyonu” denilmektedir.

Şimdi elimizi vicdanımıza koyarak düşünelim….  1980 yılından günümüze kadar geçen süreçte “yerli ve milli” üretim artan mı, azalan mı seyir izlemektedir? Vicdanı olan her kesin yerli ve milli üretimin her geçen gün ihtiyacın gerisinde kaldığını söyleyeceğinden eminim. Bu şekilde süregelen tablonun üzerine, son yıllarda kısa sürede gelen yaklaşık beş milyon düzensiz göçmenin eklenmesiyle arz/talep dengesinin aşırı bozulduğu tartışmasız bir gerçektir. İktisat ilminin “altın kuralına” göre talep arzdan fazla artar ise fiyatlar yükselecektir. Kısa sürede gelen yaklaşık beş milyon düzensiz göçmen talebi ani olarak aşırı yükseltmiş, arz yani üretim artan bu talebi karşılayamamıştır. Bu durumun doğal sonucu olarak başta gıda maddelerinin olmak üzere her ürünün fiyatları hızla yükselmiştir.

Ülkemiz son yıllarda yukarıda izah edildiği üzere arz/talep dengesizliğine bağlı enflasyon yanında, bir de “maliyet enflasyonu” denilen fiyat artışlarını yaşamaktadır. Maliyet enflasyonunun temel nedeni, üretim için kullanılan başta enerji, ham madde, yarı mamul ve teknolojinin dışarıdan alınmak zorunda olunmasıdır. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının % 95’ini, tarım üretimindeki tohum,  gübre ve ilacın tamamına yakınını, tekstil imalatı için gereken pamuk, iplik, kumaş ve kimyasalların % 80’inini, otomotiv üretimimin gerektirdiği ara ürünleri ithal etmek zorundadır. Kısaca Türkiye, yerli ve milli üretim için bile ithalat mecburiyeti olan ülke haline gelmiştir. Böyle bir ülkede “döviz kurları” hayati derecede önemlidir. Döviz kurlarında yaşanan her kuruş artış, üretim maliyetini artıracak, doğal olarak bu da ürünlerin fiyatını yükseltecektir. Ülkemiz 2021 yılının eylül ayından itibaren izah edildiği şekilde artan döviz kurlarının neden olduğu “maliyet enflasyonunun” pençesine düşmüştür.

Türkiye’nin yaşadığı enflasyon, iktisat ilminin ışığında, akıl ve vicdana uygun şekilde ancak bu şekilde izah edilebilir. Bunların dışında, satıcıların “STOKÇULUK”,  “TEKEL, KARTEL, TRÖST” şeklinde uygulama yapmaları nedeniyle fiyatlar aşırı artıyor ise bu hukukun alanına girer. Siyasi iktidarın yasalarımız çerçevesinde bunu yapanları yakalayıp yargıya teslim etmeleri gerekmektedir. Bildiğim kadarıyla birkaç örnek dışında bu güne kadar fiyatları manipüle edecek boyutta olay tespit edilmemiştir. Ekonomi bilimi, akıl ve vicdan, Türkiye’nin enflasyon belasından kurtulması için, cumhuriyeti kuran ekibin başlattığı, 1980 yılından itibaren terk edilmeye başlanan “yerli ve milli” üretime dönülmesi gerektiğini göstermektedir.

Saygılarımla,