EKONOMİNİN GÖSTERGELERİNİN BİZE SÖYLEDİKLERİ-2

24/12/2021 20:25 878

Bir önceki yazımda, ekonominin göstergelerinin bize söylediklerini “iktisat ilminin ışığında”, her türlü inanç ve ideolojik yaklaşımlardan bağımsız olarak, bir gazete köşe yazısı boyutunda, teknik terimlere boğmadan anlatmaya çalışacağımı ifade ettiğimi hatırlatmak istiyorum.

 Bu girişin ardından son günlerin en önemli konusu olan döviz kurlarındaki artışla başlamanın uygun olacağını düşünüyorum. Döviz kurları 2018 yılından itibaren artmaya başlamış, 2021 yılının temmuz ayından itibaren kontrolden çıkmıştır. Nerede duracağını ise kimse bilmemektedir. Öyle ise döviz kurlarındaki artış bize ne söylemektedir? Ekonomi ilminin ışığında sorunun cevabı “dövize olan talep, döviz arzından çok fazla olduğu için” kurlar artmaktadır olacaktır. Kur artışının gerçek sebebini öğrenmek isteyenler, son yıllarda dövize olan talebin niçin bu kadar arttığını incelemek zorundadırlar. Döviz kurlarındaki artışın sebebini sadece “dış güçlere” bağlamak bilimsel bir yaklaşım değildir.

Öyle ise döviz kurlarındaki hızlı artışı akıl, vicdan ve iktisat biliminin ışığında anlatmaya başlayabiliriz. 1980 yılından itibaren, ülkemizde üretilen “yerli ve milli” mal ve hizmetlerin yerini, daha ucuz ve kaliteli diye “ithal malların” almaya başladığını sanırım her kes kabul edecektir. O yıllara yetişenler “ithalatın serbest” bırakılmasının adeta “çağdaş düşünce”, buna karşı çıkanların ise “gerici” olarak nitelendiğini hatırlayacaktır. Yoğun medya desteği ile bu politikayı savunan partilerin seçimleri kazandığı, karşı çıkanların ise seçimleri kaybettiği yaklaşık 40 yıllık bir sürenin sonunda, iğneden ipliğe, eldivenden merdivene, buğdaydan samanına kadar her şeyin ithal edilmek zorunda kalındığı bir Türkiye tablosu karşımızda durmaktadır. Yazdığıma inanmayan okurlarım, kullandıkları eşyalarının markalarına, T.C. Ticaret Bakanlığının internet sitesindeki ithal edilen mallar listesine bakabilirler.

Yukarıda kısaca özetlenen süreçte, yerli üretimi terk ederek ithalat bağımlısı haline gelen Türkiye, bu durumun doğal sonucu olarak her geçen gün daha fazla dövize ihtiyaç duyar hale gelmiştir. İhracat, doğrudan yatırım ve Turizmden elde edilen dövizler, ithalat için gereken dövizi karşılamakta yetersiz kalınca, adına halk arasında “sıcak para” denen, tek isteği “yüksek faiz” olan borçlanma modeline geçilmiştir. Bunun ülkemizin başına büyük sorunlar açacağını söyleyen bilim insanı, yazar, gazeteci ve siyasetçiler seksenli yıllarda olduğu gibi “geri düşünceli” olarak nitelenmiştir. Söz konusu model, 1984, 1993 ve 2001 yılında büyük ekonomik krizlere neden olsa da “revize” edilmek suretiyle tekrar yürürlüğe konulmuştur.

Mevcut siyasi iktidarımız, sıcak paraya dayalı borçlanmanın yarattığı 2001 krizinin ardında yapılan seçimle iktidara gelmiştir. Üçlü koalisyon hükümetince uygulanmaya başlanan, A.K.P. tarafından devam ettirilen İ.M.F. destekli programla birlikte sıcak para girişi daha da artmış,  döviz kurları, faizler ve ucuz ithalat nedeniyle enflasyon hızla düşüşe geçmiştir. Yaratılan “sahte cennet” Türk Halkının hoşuna gitmiş, mevcut siyasi iktidarımızı her seçimde artan oy oranıyla iktidara taşımıştır. Bu tür ekonomik modelin çıkmazı, “yerli üretimin” bırakılmasıyla her geçen gün artan döviz talebinin bir noktadan sonra ancak “yüksek faiz” ile elde edilebiliyor olmasıdır. İstenen yüksek faiz ekonomi tarafından verilemez hale gelince, gelen sıcak para hızlı bir şekilde geri gitmeye başlar. Doğal olarak döviz kurları fırlar. Bu günlerde ülkemizin yaşadığı gerçek budur. Ülkemize yüksek faiz elde etmek için para getirene “yatırımcı”, faizi beğenmediği için getirdiği parayı götürene “dış güç” demek uzun vadede Türkiye’nin yararına değildir. Kontrolden çıkan döviz kurlarında kısa vadede istikrarı sağlamanın tek yolu “açık veya örtülü” faiz yükseltmektir. Hükümetimiz 20.12.2021 günü “örtülü” faiz artırarak kurlarda % 25’e varan düşüşü sağlamıştır. Kurları “dış güçlerin” yükselttiği şeklinde söylemde bulunanların ise bu duruma ne diyeceği merak konusudur.

Saygılarımla,