EKONOMİNİN GÖSTERGELERİNİN BİZE SÖYLEDİKLERİ -1

21/12/2021 23:24 931

 

Hayatımızın her alanında durumumuzu gösteren, rakamlarla ifade edilen, adına gösterge denilen kavramlar vardır. Bunlar inanç, dil, ırk, coğrafya farkı gözetmeksizin çok az farklarla doğru kabul edilir. Ne yazık ki hiç kimseye ayrıcalık tanımaz. Bu göstergelerle kavga etmek sadece kendimizi, yönetici isek yönettiğimiz insanları yanıltmanın dışında bir şeye yaramaz. Örneğin sağlıkla ilgili göstergeleri düşünelim… Şayet ateşiniz 40 derecenin, açlık kan şekeriniz 160’ın, tansiyonunuz 170’in üzerinde ise sizin bazı sorunlarınızın varlığına işarettir. Böyle bir durumda ben “gayet sağlıklıyım” diye ortada dolaşmak, önce kendinizi sonra sevdiğini iddia ettiğiniz kişileri, kısa süreliğine boş hayallere sürükleyecek, sonu sizi hastane veya mezara doğru götüren süreci başlatacaktır.

Ekonomide de benzeri göstergeler vardır. Bunlar yaklaşık 200 yılı bulan yaşanmışlıkların sonucunda rakamlara dönüşen ve gerçek halini alan bilgi setleridir. Ülkelere göre küçük farklar gösterse de tüm dünyada doğru kabul edilerek, bazı durumları anlatmak için kullanılır. Sağlıkta olduğu gibi ekonomideki göstergeleri de hiçe saymak, ters yüz etmek, anlamlarını değiştirmek toplumun ekonomik sağlığını tehlikeye atar. Yoksulluk, işsizlik ve açlık gibi çok ağır bedelleri, böyle ortamların oluşmasında hiçbir günahı olmayan kesimlere ödetir.

Takip eden yazılarımda, son günlerde hepimizin canını sıkan, geleceğe karamsar bakmamıza neden olan döviz kurları, faiz oranları, enflasyon, altın fiyatları, işsizlik oranı, ihracat-ithalat ve cari denge gibi göstergelerin ne anlama geldiğini, sözü edilen göstergelerin bizi sıkıntıya sokan hususlarından nasıl kurtulabileceğimizi, dinsel ve ideolojik saplantılardan uzak, bilimin ışığında, bir gazete köşe yazısı kapsamında, sizleri sıkmadan, terimlere boğmadan anlatmaya çalışacağım.

İktidara veya muhalefete yakın olan insanlarımızın, doğrulardan ziyade, kendi fikir ve düşüncelerini tasdik eden söylemlere itibar ettiği bir dönemi yaşadığımız için bunun çok zor olduğunun farkındayım. Bütün zorluklara rağmen, insanlarımızın “akıl ve bilimin ışığında” olayları değerlendirmesine yardımcı olacak kapı ve pencerelerin açılmasına çalışmanın ülkemize yapılacak en büyük “hizmet” olduğunu düşünüyorum. Ülkemize yapılacak en büyük kötülük, kendi gibi düşünmeyenleri dinlememek, dışlamak, onları Türkiye’nin kötülüğünü isteyenler olarak nitelemektir.

Saygılarımla,