EKONOMİDE 2019 YILI ANALİZİ VE 2020 YILI TAHMİNLERİ 2

14/02/2020 03:30 673

 

T.C. Merkez Bankası, (ülkenin kefen parası denilen meblağ) tarihinde ilk kez kullandığı 46 milyar TL’lik yedek akçesi ile bütçe açığını dengeye getirmeye çalışmış ise de yetersiz kalmıştır. Bu operasyonu yapılmasa idi, Bütçe Dengesi/ GSYH % -4 seviyesinde çıkacaktı. İşsizlik oranlarını hesaplarken göz ardı edilen veriler dikkate alındığında ise geniş işsizlik oranının %20 seviyesinde olduğunu tahmin etmekteyiz.

Ekonomide iyi gidiyoruz algısını yaratabilmek adına, kayıtlarda gerçeklerden uzaklaşmak, ekonomik beklentilerin hayallerden gerçeklere geçme süresi, 2020 yılında mümkün görülmediği gibi, gelecek yıllar için de önümüze engel olarak çıkma ihtimalini taşımaktadır.

Yine, 2019 yılına baktığımızda, Türkiye ekonomisi yüksek enflasyonla birlikte küçülmenin bir arada yaşandığı (slumpflasyon) etkisinden kurtulabilmek için; biryandan enflasyonu düşürebilmek adına, enflasyon hedeflemesi yaparak, sıkı para politikası uygulamaya çalışmış, bir yandan da düşen büyümenin, yeniden canlandırabilmesi için devlet bankaları aracılığı ile maliyeti düşük finansal ürünleri, özel sektörün hizmetine sunarak, yatırımların artmasını ve maliyetlerin düşürülmesini sağlamaya çalışmıştır.

Yine bu dönemde ithalat-ihracat dengesinin, oransal olarak ihracat lehine gelişmesi cari açığı düşürmüş, bütçe disiplininden verilen tavizler nedeniyle bütçe açığı artmış, enflasyon hedeflemesi ile reelden uzaklaşan enflasyon, verilerle düşürülmüş, resesyonun etkisi ile büyüme de düşmüştür. Ekonominin kendi içerisindeki çelişkili bu politikalar sonucunda yatırımcı da yatırım iştahını kaybetmiştir. Yatırımcı ekonomide acaba neler olacak diye beklenti politikasını benimsemiş, revize veya tevsi yatırımlarını erteleyerek beklemeye başlamıştır.

Yatırımcıların beklentilerini olumlu hale getirebilmek, jeopolitik etkenlerin yanı sıra ekonomide gerçekçi, uygulanabilir yeni programların açıklanması ve hedeflerin çok iyi belirlenerek disiplinle takip edilmesine bağlıdır. Japonya ‘da durgunluğu tetikleyen bekleme politikasının, yatırımcının geleceğe ilişkin olumsuz beklentileri değişmediği için 30 yıldır aşılamadığını unutmamak gerekir.

Ekonomi kurmayları tarafından açıklanan, 2020-2022 dönemlerini kapsayacak olan orta vadeli program (YEP), Türkiye gerçeklerini yansıtmadığı gibi, kendi içerisindeki çelişkilerden dolayı beklentileri olumlu hale getirmekten de çok, uzak kalacağını tahmin etmekteyiz. Avrupa bölgesinde 2020 yılı ekonomik büyüme tahmini % 1,4 , Türkiye’ de ise %5 olacağı, Avrupa bölgesinde 2020 yılı enflasyonunun %1,6, Türkiye’ de ise %8,5 olacağı reel ekonomik tahminlerimize göre yanıltıcıdır.

Sonuç olarak dünyada 2020 yılı, ticaret savaşlarının hız kazanacağı, Ortadoğu’daki güç gösterileri ile yaşanan kaos, Türkiye’nin jeopolitik durumu gibi nedenlerle, küresel sistemde ekonomik sıkıntıların devam edeceği bir yıl olacaktır.

Dünyada bunlar yaşanırken gelişmekte olan ve dünyanın en riskli beş ülkesinden birisi olan Türkiye’nin, dış politikada uzlaşıcı, barışçıl ve çözüm odaklı tedbirlerin alındığı; iç politikada ise, yargının çalıştığı, para politikalarının daha rasyonel hale geldiği, güven ortamını yaratacak tedbirlerin alındığı bir ortam yaratılmadığı sürece ekonomi çarklarının dönebilmesi için yabancı sermayeye olan iştah giderek artacaktır.

Güven ortamının olmadığı ekonomilere yabancı sermaye gelmeyeceği gibi, yıllardır seyreden cari açık nedeniyle de dövize olan talep artacak, bu durum da tabii olarak kurdaki artışı tetikleyecektir. Ekonomi kurmayları bir önceki yılda olduğu gibi döviz üzerinde baskı ve müdahale politikalarını (swap işlemleri gibi) 2020 yılında da sürdürmek isteseler dahi, ticaret savaşları ve jeopolitik etkenler kısa vadede doların 5,95-6,30 arasında seyredeceğini, orta vadede ise 6,60 bandına yükseleceğini göstermektedir.

Tüm bu veriler doğrultusunda şirketlerimizin 2020 yılını rahat geçirebilmesi için döviz pozisyon açığına düşmeden ihracata ağırlık vermesi, sıkı para politikası ile stok ve gider yönetimine titizlikle uyması, alacak kalitesinden ödün vermemesi, karlılığı ön planda tutması gerekmektedir. Tabii ki asıl meselelerden biri de; teknoloji üretememektir.

AR-GE yatırımları, en düşük seviye de dahi GSMH’nin % 3-4 mertebesinde pay almadığı, İnovasyon merkezleri çoğaltılıp, üreticiler teşvik edilmez se, bu kısır döngüden kısa vadede çıkmamız mümkün olmaz, olamaz…Sonuçta, bankalardan tutun, tüm finansal kurumlara kadar, her kesimin kafa yorduğu, yatırım, ekonomi, istihdam gibi konular da, üzerinde birleşilen hususlar, hemen hemen aynı. Önemli olan bu çözüm yollarının, merkezi idare tarafından ne kadar benimseneceği ve ne kadarının uygulamaya konulacağıdır. Merkezi hükümetin politikaları buna izin verir mi bilinmez.

SON SÖZ: ‘’ KIRK BİLİRSEN DE, BİR BİLENE DANIŞ…’’