EDEBİYAT DÜNYASINDA SABAHATTİN ALİ

06/04/2021 22:04 304

Türk Edebiyatına damga vuran, 41 yıllık kısa sayılabilecek yaşamına, Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kağnı, Ses gibi çok önemli roman ve hikayeleri sığdıran ve 2 Nisan 1948 tarihinde aramızdan ayrılan, ünlü yazar Sabahattin Ali'nin katledilişinin 73. ölüm yıl dönümü. İşte kült yazar, Sabahattin Ali’yi tanıyalım;

SABAHATTİN ALİ KİMDİR?

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907’de Eğridere ’de doğdu. 2 Nisan 1948, Kırklareli ’de vefat etti. Türk yazar ve şairdir. Edebi kişiliğini toplumcu gerçekçi bir düzleme oturtarak yaşamındaki deneyimlerini okuyucusuna yansıttı ve kendisinden sonraki cumhuriyet dönemi Türk edebiyatını etkileyen bir figür hâline geldi. Daha çok öykü türünde eserler verse de, romanlarıyla ön plana çıktı…Romanlarında uzun tasvirlerle ele aldığı sevgi ve aşk temasını, zaman zaman siyasi tartışmalarına gönderme yapan, anlatılarla zaman zaman da toplumsal aksaklıklara yönelttiği eleştirilerle destekledi. Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940) ve Kürk Mantolu Madonna (1943) romanları Türkiye’deki edebiyat çevrelerinin takdirini toplayarak, hem 20. yüzyılda hem de 21. yüzyılda etkisini sürdürdü.

Eğridere’de doğan Sabahattin Ali, ilk hikâye ve şiir denemelerine Balıkesir’de başladıktan sonra, İstanbul’daki edebiyat öğretmen,i Ali Canip Yöntem’in desteğiyle, ilk kez Akbaba ve Çağlayan dergilerinde şiirlerini yayımlattı. Anadolu’da kısa süre öğretmenlik yaptıktan sonra Türk devleti tarafından dil eğitimi için Almanya’ya gönderildi. Türkiye’ye döndüğünde, Almanca öğretmeni olarak göreve başlasa da, önce komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla bir süre tutuklandı… Ardından ise, Türk devlet yöneticilerini eleştirdiği iddiasıyla tekrar tutuklandı. Bu dönemde memurluktan ihraç edilince, görevine geri dönebilmek için Atatürk hakkında bir şiir yazdı ve tekrar devlet kurumlarında görevlendirildi. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de, Esirler adlı bir oyun kaleme aldı.

Hayatının son yıllarında, Türk milliyetçileriyle yaşadığı tartışmalarla da öne çıktı… Özellikle, Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız ile yaşadığı gerilim giderek artarak, Irkçılık-Turancılık davasının bir parçası oldu. Bu dönemde, Aziz Nesin’le beraber çıkardığı Marko Paşa dergisinde, siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Hakkındaki davaların aleyhinde seyrettiği bir dönemde, Türkiye’den ayrılmak istedi ve Bulgaristan sınırını geçmek isterken, kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden, Ali Ertekin tarafından milliyetçi gerekçelerle öldürüldü. Türk edebiyatının bu ünlü ismiyle bir anısından bahseden, bir diğer ünlü yazarımız Aziz NESİN anlatıyor:
"1948 Mayıs'ının bir günü, evime gelen polis, savcılıktan istendiğimi söyledi.
Gittim.Savcı, bir paket içinden ince altın çerçeveli bir gözlük çıkardı.
Gözlüğün çerçevesi ve camları kırıktı.
-Bu gözlüğün kime ait olduğunu biliyor musunuz? dedi.
Hemen tanımıştım...Sabahattin ALİ'nin gözlüğü...
İşin iç yüzünü anlayamadığım için,Belki yanılabilirim diye,
-Bilmiyorum, dedim.Savcı bu sefer paketten bir dolmakalem çıkardı.
-Bu dolmakalem kimin biliyor musunuz?’’
-Bilmiyorum.’’ Önce kana bulaşmış Puşkin'in Almanca bir kitabını,
Sonra, yeşil mürekkeple yazılmış bir defter gösterdi.
El yazısını görünce,
-Bu yazı Sabahattin ALİ'nin, dedim.
-Hep yeşil mürekkep kullanırdı.
El yazısını da tanırım...
Savcı; açık kahverengi, damalı spor kumaştan,
Ceket ve golf pantolonunu gösterdi.
Elbise kan içindeydi.Çok iyi bildiğim Sabahattin'in elbisesiydi.
-Sabahattin'in elbisesi, dedim.
Ağlamaya başladım...Savcı ağladığımı görünce açıkladı:
-Bulgaristan sınırında köylüler bir ceset bulmuşlar,
Üstünden bunlar çıkmış.Sabahattin ALİ'nin olduğu tahmin edildi.
Yakın arkadaşlarına eşyalarını gösterip soruyoruz...
-Bir cinayet mi? diye sordum.
-Henüz hiçbir şey bilmiyoruz, dedi.
-Başına odunla vurulup öldürüldüğü söyleniyor.
Tahkikatın selameti açısından,bundan kimseye söz açmamanızı rica ederim..."
Kimseye söz açmadı, Aziz NESİN...
Yakın bir zamanda tüm Türkiye duydu ama...Hatta tüm dünya...
2 Nisan 1948'di,73 yıl önce bugün. O karra gün...
Kendisini Bulgaristan'a kaçıracak rehberi,
Ali ERTEKİN itiraf etti öldürdüğünü...
Kızını ve eşini Halet ÇAMBEL’e emanet ederek,
31 Mart sabahı, bir süre önce satın alıp, nakliye işi yaptığı kendi kamyonu
ve güya Bulgaristan’a kaçırmak için ona rehberlik edecek,
Ali ERTEKİN’le birlikte yola çıktılar. Yanına sadece küçük bir çanta aldı ALİ.
Kırklareli’nde peynir alma bahanesiyle, kamyon şoförünü şehir merkezinde bırakarak,
Orman yoluna vurdular.Sonra Sabahattin ALİ’den bir daha haber alınamadı.
Cesedini köylüler, Kafası taşla ezilmiş bir şekilde buldular...
Sabahattin ALİ’yi öldürdüğünü itiraf eden,Katil zanlısı Ali ERTEKİN,
Cinayeti milli duygularla işlediğini belirttive kısa bir süre yattıktan sonra salıverildi...
Biraz daha uzun yaşasa kim bilir ne eserler verecekti kuşkusuz...!!!
"Aldırma Gönül"ün,
"Leylim Ley"in devrimci şairi;
"Kuyucaklı Yusuf"un,
"İçimizdeki Şeytan"ın,
"Kürk Mantolu Madonna"nın
ve daha birçok muazzam eserin yazarı, şairi...
Sabahattin ALİ,öldü dostlar... Katledildi...Öldürüldü...
2 Nisan 1948'de...
"Bir gün kadrim bilinirse.
İsmim ağza alınırsa.
Yerim soran bulunursa.
Benim meskenim dağlardır dağlar..." diyen, Sabahattin Ali’nin dramatik yaşamı,

böyle noktalandı gitti…

SON SÖZ:’’ VARLIĞINIZLA KIYMETİNİZİ BİLMEYENLERİ, YOKLUĞUNUZLA TERBİYE EDİN.’’