DÜŞÜNMEK.

13/08/2022 23:04 246

 

“DÜŞÜNME günah işlemeye benzer. İnsan onun zevkini bir kere tattı mı, artık ondan vazgeçemez.” Erich Fromm.

Kutup kâşifi Peary, rehberlerinden birine “Ne düşünmektesin?” diye sorduğunda, rehber “Düşünmem gerekmiyor” diye karşılık vermiş. “Bol miktarda etim var.” İşte, Antik Yunan’dan bu yana, dünya halklarının önemli bir bölümü, gerekmedikçe düşünmemenin bilgeliğine uzak ve yabancıdır.

Susan Sontag bu olguyu, “İnsanoğlu Platon’un mağarasından bir türlü dışarı çıkamamakta, alışkanlığını sürdürerek hâlâ gerçeğin imgeleriyle oyalanıp durmaktadır” sözüyle dile getirmişti.

Ancak bu mağaradan çıkma olanağını yakalayanların ise sağlıklı bir beyin ve düşünce sistemini çözen kişiler olması tesadüf değildir. Buradan fizyolojik olarak bakıldığında, beynimiz çok hızlı çalışır, ama göz ona nazaran daha yavaş bilgi gönderir. Beyinle göz arasındaki bu kapasite farklılığı okuma esnasında dikkatin çok sık ve kolay dağılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle hızlı okuma tekniklerinde ulaşılmak istenen temel hedef gözün okuma hızını, beynin anlama hızına yaklaştırarak dikkat ve konsantrasyonumuzu arttırmaktır. Örneğin yavaş yavaş konuşan insanları dinlerken dikkatimizi toplamakta ne kadar zorlandığımızı ne kadar sıkıldığımızı düşünelim. Sıkılırız, çünkü beyin o kişinin konuşma hızından çok daha hızlı düşünür. Karşımızdaki kişi konuşurken beynimiz o konuda kalamaz ve başka şeyler düşünmeye başlar. Yavaş okuma için de aynı şey geçerlidir. Eğer okuma hızı çok yavaş olursa beynin dikkati de çok kolay dağılır.

Düşünme olgusuna döndüğümüzde, dünyadaki problemlerin, anlaşmazlıkların ve kavgaların çoğuna yeterince düşünmemek neden olmuştur. Eğer doğru düşünmeyi becerebilirsek, o zaman sadece çevresel problemleri değil, diğer problemlerimizi de çözmemiz kolaylaşacaktır. Düşünmenin akademik ve soyut olduğuna, insanları harekete geçiren asıl şeyin duygular ve davranışlar olduğuna dair bir inanç var. Bu yersiz saçmalık direkt olarak-ve doğru şekilde- anlaşmazlık durumlarında pratik etkisi oldukça az olan geleneksel düşünme yöntemlerimizden kaynaklanıyor.

Ne yazık ki geleneksel düşünme sistemimiz, bir şeyi değiştirmeden önce onun kötü olduğunu göstermemizi istiyor. Bu her zaman mümkün değildir. Mevcut düşünme sistemimiz kötü değildir. Yalnızca, ciddi anlamda yetersizdir. Farklı düşünme yöntemlerini eklemek için neler yapılması gerektiği de bir gizem değildir.

Gerçekte yeni bir fikir istiyorsak, önce yaratıcılık kullanarak o fikri kafamızda başlatmamız, sonra da var olan verilerle o fikri kontrol etmemiz gerekir. Bizler genelde, “doğru cevabı” ve “hakikati” bulduktan sonra düşünmeyi bırakıyoruz. Daha fazla düşünmenin ne anlamı var, değil mi?

Bu bağlamda, Emir Kustarica'nın Arizona Rüyası filmindeki ünlü “balık düşünmez çünkü bilir” cümlesi gibi “canlılar birer öğrenme makinesi olarak doğarlar” ve daha sonra ezber ve sorgulanamazlık yoluyla bu yetenekleri köreltilir ve onlara kendi başlarına düşünemeyecekleri ve öğrenemeyecekleri öğretilir.

Bilgisayarların geliştirilmesi ve bilgiyi işleme konusundaki süper becerileri, düşünme bağlamında her şeyi daha da kötüleştirdi. Küçük çocuklarınıza bilgisayar verdiğinizde ne oluyor? İhtiyaçları olan bilgiyi arama alışkanlığı ediniyorlar. Düşünmeleri gerekmiyor; yalnızca cevapları arıyorlar. Her ne kadar bilgisayarda arama yapma becerisi harika bir şey olsa da düşünme yetisi de çok önemlidir.

Düşünmek, yolun yarısını bitirmektir…