Dünya Ekonomisini Bekleyen Tehlikeler

30/09/2022 21:45 725

 

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla dünya, siyasi olarak “tek kutuplu”, ekonomik açıdan kapitalist-liberal modelin hakim olduğu bir yer haline gelmiştir. Bu durumun doğal sonucu olarak, Günümüzde dünyadaki ülkelerin nerede ise tamamına yakınının ekonomileri bir birine bağlanmıştır. Mevcut duruma “globalleşme” denilmektedir. Özellikle lokomotif özelliği olan Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Çin, Japonya gibi ülkelerin ekonomilerinde yaşanan iyi veya kötü olaylar, kısa sürede dünyadaki diğer devletlerin ekonomilerini etkilemektedir.  

Bu bağlamda, 1990 yılından 2008 yılına kadar değinilen globalleşme sürecinden dünya ekonomisi olumlu etkilenmiştir. Bazı ülkelerdeki istisnalar hariç, enflasyon ve faiz oranları düşmüş, gelişmiş ülkelerden az gelişmiş ülkelere sermaye, bilgi ve teknoloji akını başlamış, bu sayede çok sayıda gelişmekte olan ülkede refah düzeyi yükselmiştir. Kapitalist-liberal ekonomileri savunan, dışa açık büyümeyi, ithalatı serbest bırakan, yabancı sermaye akımlarını teşvik eden siyasi parti ve liderleri, batı dünyası tarafından el üstünde tutulmuştur.

2008 yılında, global hale gelen dünyada, başat aktör olan Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan kriz,  yukarıda izah edilen pozitif ekonomik tabloyu tersine çevirmiştir. Kurulan düzenin çökme tehlikesi ortaya çıkınca, Başta A.B.D. olmak üzere AB, Çin ve Japonya tarihlerine görülmeyecek miktarda “borçlanmış” veya “karşılıksız para” basmışlardır. Alınan bu önlemler işe yarar gibi görünürken, hiç beklenmeyen salgın hastalık her şeyi tekrar alt-üst etmiştir. Bütün bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması ile başlayan “enerji krizi”, işin içinden çıkılmasını oldukça zorlaştırmıştır.

Yazımın yukarıdaki paragraflarında özetlenen gelişmeler, günümüzde globalleşmenin etkisi ile dünya ekonomisine bu sefer bir takım riskler getirmektedir. Enflasyon ve faiz artışı, stagflasyon, döviz kurlarının aşırı yükselmesi, durgunluk, iç ve dış sermayenin az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere akması, işsizlik, gelir dağılımının aşırı bozulması, enerji krizi, söz konusu risklerin ilk akla gelenleridir. Ülkemizde ve dünyada belirtilen risklerin bir kısmı şimdiden görülmektedir. Gidişat sayılan risklerin artarak devam edeceğini göstermektedir.

Türkiye’nin vakit kaybetmeden sözü edilen risklerin meydana gelmesini önleyecek tedbirleri içeren bir “makro ekonomik plan” hazırlamasını zorunlu kılmaktadır. Bu planda; tüketim ekonomisinden hızlı bir şekilde üretim ekonomisine geçilmesini, eğitim sisteminin fen bilimlerine dayalı, ileri teknolojiyi üretir niteliğe kavuşturulmasını, ileri teknoloji ürünlerinin üretimi  ve ihracatının teşvik edilmesini, ülke kaynaklarının dini, siyasi ve şahsi tatminler yerine “üretici” kesimlere aktarılmasını, israfın önlenmesini, demokrasi ve hukuk düzeninin Avrupa Birliği seviyesine getirilmesini sağlayacak düzenlemelere yer verilmesi gerekmektedir.

Saygılarımla,