DÜNYA EKONOMİLERİNİN BÜYÜME SORUNU

20/11/2020 03:11 642

 

Uluslararası Para Fonu'nun 2020 raporuna göre Dünya Ekonomisinin toplam büyüklüğü yaklaşık 80 trilyon dolar civarındadır. Bu büyüklüğün yaklaşık 20 trilyon doları Amerika Birleşik Devletlerinde, 13 trilyon doları Çin'de, 4.9 trilyon doları Japonya'da, 4 trilyon doları Almanya'da, 2.8 trilyon doları Birleşik krallık ekonomilerinde oluşmaktadır. Sayılan beş adet ülkenin ekonomik büyüklüğü 44,7 trilyon dolar ile toplam dünya ekonomisinin % 55,87'sini teşkil etmektedir. Basit bir anlatımla dünyadaki aşın, işin, refahın ve paranın yarıdan fazlası bu ülkelerde bulunmaktadır. İlk ikiyi oluşturan A.B.D ve Çin'in ekonomik büyüklüğünün, dünya ekonomisinin % 41,25'ini oluşturduğu düşünüldüğünde, durumun vahameti daha da açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ülkemiz bu sıralamada 743.708 milyar dolar Gayri Safi Yurt İçi Hasıla rakamıyla 19.sırada yer almaktadır. 2023 hedefimizin ilk on ekonomi arasına girmek olduğu dikkate alınır ise mevcut büyüklüğümüzün oldukça yetersiz kaldığı ortadadır.

Dünyadaki ülkelerin gelir eşitsizliğini ortadan kaldırmanın en sağlıklı yolu, az gelişmiş ülkelerin ekonomilerini, gelişmiş ülkelere göre daha fazla büyütmektir. Bunu başarabilen nadir ülkelerden birisi Çin'dir. Çin'in son yıllarda yakaladığı yüksek oranlı büyüme oldukça dikkat çekicidir. Bu sayede ekonomik büyüklük açısından ikinci sırada olan ülkenin, 2050 yılında birinci sıraya oturacağı düşünülmektedir. Çin'in yanı sıra Hindistan Ekonomisinin de gösterdiği performans yabana atılacak cinsten değildir. Olumlu iki örneğin dışında üzülerek söylemek gerekir ki az gelişmiş ülkelerin ekonomileri, onları fakirlik ve sefaletten kurtaracak kadar büyümemektedir. Bu arada, dünya ekonomisinin global bir büyüme sorunu ile karşı karşıya kaldığını da söylemek gerekir. 2008 yılında % 3.4 büyüyen dünya ekonomisi, 2012 yılından günümüze değin % 2-3 gibi çok düşük oranlarda büyümektedir. Nüfus artışı göz önüne alındığında, bu büyüme oranlarıyla, işsizliğin, fakirliğin, sefaletin ortadan kaldırılması mümkün görülmemektedir.

Az gelişmiş ülkeler ile gelişmiş ülkeler arasındaki gelir uçurumunu yaratan en önemli etmen, az gelişmiş ülkelerin ekonomilerinin yüksek teknoloji ürünlerini üretememeleridir. Yüksek teknoloji ürünleri olarak bilinen robot, bilgisayar, uçak,silah,cep telefonları, otomobil, ilaç gibi ürünlerin katma değeri, yani karlılığı oldukça yüksektir. Buna karşın, az gelişmiş ülkeler, daha ziyade temel gıdaları oluşturan, basit tarım ürünleri üretmektedir. Üretilen bu temel ürünler daha ziyade gelişmiş ülkelerin sanayileri için ham madde niteliğinde, fiyatları oldukça düşük girdilerdir. Az gelişmiş, son günlerin uyarlama tabiri ile gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerle aralarındaki gelir uçurumunu azaltmak istiyorlarsa, öncelikle ekonomilerinde yüksek oranları büyüme sağlamaları gerekmektedir. Yüksek oranlı büyüme, işsizlik, fakirlik ve sefaleti yenmekte tek başına yeterli değildir. Söz konusu büyümenin aynı zamanda yüksek teknoloji ürünlerini içermesi gerekmektedir. Bunu başarmanın yolu da; eğitim sistemini çağdaş, modern, yaratıcı, hür fikirlere açık hale getirmekten, hukuk ve demokrasisini Avrupa Birliği normlarına ulaştırmaktan, yüksek teknoloji içeren ürünlerin üretilmesini sağlayan kalkınma planları hazırlamaktan geçmektedir.

Saygılarımla