DÖVİZ ve TL’NİN DURUMU

18/03/2020 21:43 470

 

Dünyadaki gelişmeler paralelinde, döviz hareketlerine ve TL’nin durumuna baktığımızda;

Kısa vadede(1 gün-1 ay arası) en büyük belirsizlik, birden bire TL’nin değerinin nasıl oluşacağı üzerinde yoğunlaşmaya başladı. Ülkemizde ekonomik karar vericiler faizleri ve enflasyonu aynı zamanda düşürmeyi arzu ediyorlar. Aslında bu, ideal olan bir düşünce, ama düşen faizlerin yatırım, tüketim ve dolayısıyla üretimi canlandıracağını, ülkenin tekrar büyüme patikasına gireceğini, işsizliğin böylelikle düşeceğini ve piyasalarda tahsil edilemeyen alacakların en azından göreceli olarak küçülüp ekonomik karar almada önemsizleşeceğini planlanmaktadır.. Faizlerin ve enflasyonun sermaye hareketlerinin serbest olduğu piyasalarda birlikte kontrol edilmesinde sıkıntı olduğu düşüncesini ise, “yaptık, gene yaparız” iddiasıyla bir kenara itiyorlar. Bahse konu zaman, elbette 2003-2007 arası olup, unutulan nokta, o zamanlar Türkiye’ye yurt dışından çok önemli tutarda para akımı olduğu, bu akımın TL'nin ’değerini yükselttiğini, dolayısıyla enflasyonu ve faizleri düşürmekte IMF tarafından tasarlanmış fazla veren bir bütçeyle önemli katkıda bulunduğunu unutuluyor. O zamanlar Türkiye’nin jeopolitik sorunlarla uğraşmadığı, AB yolunda emin adımlarla ilerlemekte olduğu da göz ardı ediliyor. Bugün maalesef dört bir yanda boğazımıza kadar yarı savaş halindeyiz. Suriye meselesi, hepsinden daha önemli derken, COVID 19 korona virüsü denen bir virüs çıktı ve tüm gelişmelerin üzerine tuz biber ekti. Başta Çin olmak üzere, Japonya, Kore, Uzakdoğu ve AB ülkeleri, peş peşe korona virüs için açıklamalarda bulundu. Çin, İran, İtalya, İspanya, Almanya, İngiltere gibi ülkeler, ekonomik ve ticari kayıplar yaşarken, dünyanın 123 ülkesine sıçrayan bu virüs, seyahat, turizm, üretim, tedarik, mal satışı gibi bir çok alanı etkiledi. Milyarlarca dolar zarar etti…Ülkeler arası uçak seferleri iptal. Çin’de üretilen ürünler askıda. Dolayısı ile TL, her an bir spekülatif atağa açık hale geldi.. Döviz fiyatları artarken, TL. değer kaybetti. Dolar, halen 6.33 seviyelerine…Dolayısıyla TL’nin değerini kontrol edebilmek ve faizleri de düşürebilmek amacıyla, ekonomik karar vericiler sermaye hareketlerinin serbestisini kısıtlamaya çalışıyorlar. Kendi stratejileri çerçevesinde belki de yapılması gereken bu. Türkiye, gittikçe içine daha kapanık, kendi yağıyla kavrulacak bir ülke konumuna geliyor. Bankaların son aylarda yurt dışı swap piyasası limitlerinin kısılarak, ihtiyaçlarını TCMB’dan karşılamaya zorlanmaları, buradaki son durumdur. Soru; bu uygulamaların devamı gelecek mi? Örneğin ithalat ve ihracattan kaynaklanan kambiyo hareketlerine de bir sınırlama gelir mi?

Peki… Ekonomi programında öngörülenin dışında, piyasaların üzerinde kontrolün kaybedildiği bir durumda neler olabilecek? Tüketimi körükleyerek büyümeye çalışan bir ekonomide cari açık elbette artacaktır. Özel sektör şirketlerinin genelinin içinde bulunduğu yüksek borçluluk yurt dışından kredi bulma imkanını sınırlamaktadır. Bulunan kredilerin de faizi yüksek olacaktır. İçeride mevduata uygulanan sürekli düşük faizler tasarruf sahiplerini ekonomiden çıkartarak yastık altına itebilecektir; ama TL, ama USD, ama altın olarak. Piyasadan para çekilmesi, istenenin tam aksine faizleri arttırıcı bir rol oynayacak, piyasada tefeciliği arttıracaktır. Bir yandan artan cari açık kapalı bir ekonomide döviz karaborsasına ve kaçakçılığa yol açacaktır. Enflasyon hedeflerin üzerine çıkacaktır. Döviz karaborsası resmi ve serbest piyasa olmak üzere 2 farklı döviz kurunun oluşmasına yol açacak, ekonominin idaresini daha da zor bir yola sokacaktır.

Yoğun jeopolitik sorunların yaşandığı bir ortamda TL’nin değerini korumak ve “yönetilen kur rejiminde” ekonomik karar vericilerin de öngördüğü üzere rekabetçi bir TL değerine ulaşmak için TL faizlerini bu günkü düzeyinin üzerinde tutarak reel bir faiz vererek sermayeyi serbest dolaşıma açmak akla yakın gelmektedir. Faizler düşürülerek enflasyon düşmez, sermayenin serbest dolaşımını piyasa düzeninde kısıtlayarak ekonomik büyüme sağlanamaz. Yanlıştan dönmek bir fazilettir. Ekonomiyi düzeltip, 2003-2007 dönemi gibi, güven sağlayarak, ülkemize döviz girişini  çoğaltmalıyız.

SON SÖZ: ‘’ İKİ YANLIŞ BİR DOĞRU ETMEZ.’’