DOĞRU VE YALAN

22/07/2020 20:53 935

TV kanallarının, radyoların, gazetelerin bollaştığı ülkemizde hemen her gün, yeni, çarpıcı, sarsıcı haberler gündemde... Bu haberlerin hemen ardından ‘iftiradlr, montaidır, komplodur, yalandır’ gibisinden açıklamalar.._ Politikada zaten bunlara alışmıştık. Bilirsiniz, bir seçim yapılır; partiler oy Ve sandalye kaybeder, ama yine de hepsi ‘bu işten biz en karlı çıktık’ derler, Yapılan, yaptırılan anketlerde de partiler veya TV kanalları hep birinci, rakipleri de sonuncudur ne hikmetse! Bu durumda neyin doğru, neyin yanlış, kimin doğru, kimin yalan konuştuğunu anlamak mümkün değil. Reklamlarda her firma, kendi ürününün en iyisi, en ucuzu olduğunu, en çok sattığını söyler durur. Yani, anketler, istatistikler de, çıkar için kullanılan ve saptırılan şeyler oldu.

İyi-kötü, doğru-yanlış; konuma, bakışa, niyete göre değişen ya da değiştirilen bir nesne. Diplomaside, dinde, etikte, politikada, hukukta oldum olası bunun savaşı veriliyor. Bir gruba göre kişi; çeteci, asi, karşı gruba göre de; kahraman ve vatansever sayılabiliyor.

Aile yuvamız, göreneklerimiz, dinimiz, yasalarımız ve terbiye sistemimiz, okulumuz, bize doğru olmayı telkin eder, doğruluğu aşılamaya çalışır. Bir ölçüde de başarılı olur. Ama, hayata atılınca gördüklerimiz karşısında, bocaladığımız da bir gerçek. Günümüzde; zenginliğe, paraya, madde ve çıkara verilen önem ve değer giderek artıyor. Böyle olunca da, doğruların önemi ve doğruların haysiyeti de azalmaya yüz tutuyor. Köşe dönme, iş bitirme deyimleri, marifet ve meziyet gibi algılanıyor. Rüşvet, sahtecilik, dolandırıcılık, yolsuzluk, nüfuz suistimali kolgeziyor, cirit atıyor. Sonuçta, şereften yoksun, haksız bir düzen...

Doğruların önemini, değerlerini ortaya koyan özlü ve güzel sözler var. ].Webster’a göre; Doğruluk, iyi nam bıraktırır. Schiller; Doğruluk, her zaman meyvesini verir. Euripides; Mutluluk yolu, doğruluktadır der. Yanlış, sonsuz şekildedir ama, doğruluk bir türlüdür diyor ].]. Rousse... Bunlara, katılmamak mümkün değil.

Bir erdem olan doğruluk, bir alışkanlık haline getirilmelidir. O zaman, mükemmel bir karakterin de göstergesi olur doğruluk. Doğruluk, işte, düşüncede ve sözdedir. Yani, insan düşüncesiyle, sözüyle, davranışıyla aynı kişi olmalıdır.

Düşünce; içimizle yaptığımız sessiz bir konuşma. Akıl, içimizde var olan, hesap yapan düşünce yanımız. Bu yüzden düşünce, söz ve davranış aynıdır insanda. Yapamayacağımız, gücümüzün yetmeyeceği işi, sözü vaat etmemeliyiz. Çünkü, bu da bir borç. Hem de yerine getirilmesi gereken bir borç. Nedense, bu kural politikada pek geçerli değil. Politika ve dedikodu ile ilgili bazı benzetmeler var. Dedikodu, bir kadın politikasıdır. Kadınların estetik, hukuki, etik, hırs, inanç, amaçları için yaşamda yön veren kutsal bir politikadır dedikodu. Politika ise, bir erkek dedikodusudur. İhtirasların, ulusal sembollerle örtünmüş sosyal bir dedikodusudur politika. Günümüzde, kadınlar da politikaya girdiğinden, bu tanımlar biraz değişmiş gibi görünüyor.

Kolay söz verenlerden sakınmayı, onlara inanmamayı öğrendiğimi samyorum. Doğru ve iyiolanlar, doğruluktan hoşlanırlar, yalanı, eğriyi sevmezler, hatta iğrenirler, tiksinirler. Ama, doğru olmayı isteyip de, onu beceremeyenler var ya, işte onların hali içler acısı. İnsana; şeref, itibar veren şey, iyiyi, doğruyu tanıması, iyi ve doğru olanı yapması, yaşadığı sürece bu yoldan ayrılmamasıdır. Böyle insanların iç dünyasında, düzen, uyum ve güzellik vardır. Kötülük ve haksızlık edemezler. Doğrunun hatırını, insan hatırından üstün tutarlar. Doğruluk, kolay birşey değil, zor ve de güç, yolu da biraz yokuş. Kendini bilip, akla, doğruya göre yaşamak, erdemli yaşamak demek. Böyle insanlar da yalana yer de yoktur, ihtiyaç da...

Doğru bildiğimiz düşünceleri söyleyebilmeliyiz. Fakat, bunu yaparken kırıcı ve incitici olmamah. Bu arada, bir başka noktayı da unutmayalım. 0 da şu; her söylediğimiz doğru olmalı ama, her doğruyu söylemenin de doğru olmadığı hatırlanmalı. Örneğin; ölümcül bir hastalığı olana, durumun söylenmemesi gibi.

Doğruyu, güzel, hoş ve tatlı bir üslupla sunuşun bır örneği;. Kanuni Sultan Süleyman, devrin büyük alimlerinden Şeyh-ül Islam Ebusuud efendiye; Dırahta ger ziyan etse karınca, zarar var mıdır anı kırınca...

Beytini göndererek, sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülmesi için, kendisinden fetva istiyor. 0 da padi§aha §u zarif beytiyle cevap veriyor;

Yarın Hakkın divanına varınca, Süleymandan hakkın alır karınca...

Yalana gelince; yalanın çok değişik türleri var. Sorunu, olayı değiştirip anlatmak, inanmadığı birşeyi innamış gibi söylemek, olmayanı olmuş gibi aktarmak...

Yaşam içinde her insan, yalan söylemiştir. Önemli olan, yalanı bir huy haline, alışkanlık haline getirmemek. Vatani görevlerde, başkalarının mutluluğunu kurtarmada yalan mübah. Cenab Şehabettin ‘Lehimizdeki yalana övme, aleyhimizdekine de iftira deriz’ diyor. Demek ki, hoşumuza giden, işimize gelen yalanlardan hoşlanıyoruz. “Söyle söyle, yalan da olsa hoşuma gidiyor’ deyimi de bunu vurgulamakta.Tatlı bir yalanı, acı gerçekten üstün ve makbul sayıyoruz. _

Rüyaya benzer yalan. Az yalan olmaz. Yalan söyleyen sınır tanımaz. Yalan tükenmez ve yalan yalanı doğurur. Ayrıca, yalan söyleyenin çok güçlü bir hafızası olmalı. Unutursa, ortaya çıkar yalanı. Yalancılık, çok yorucu _ birşey! Kaldı ki, yalan asla gerçeği de örtemiyor.

Martavalcı denilen, zararsız, kendini öven birkaç kişi tanımıştım. Bir tanesi; futboldan konuşsanız, milli takımda oynadığını söyler. Uçak sözü açılsa, pilot olur. Kadın konusuna girilse, Doniuanlık hikayeleri anlatır. Opera dense, İtalya’da Scala’da sahne aldığından dem vurur. Bir diğeri; TV’de dışişleri bakanının istifasını duysa, derhal sizi arar, kendisine dışişf leri bakanlığının teklif edildiğini söyler. Sahip olmadığı firmalar, otomobili ler de cabası. Siz nereliyseniz, oralı, hangi okul mezunuysanız, o da 0 okul mezunu. Bir başkası ise; hiç tanımadığınız ünlülerden size selamlar getirir.

Rahmete kavuşan bir diğeri de, kendi kendine aşk mektupları gönderirdi. Böylesi yalancılardan zarar gelmez. Bu, mitomani denilen yalan söyleme hastalığı, ruhsal bir durum. Kişinin kendi sorunu. Sadece, gülünür onlara.

Güven duygusunu ortadan kaldıran, aldatıcı, ziyan verici, ilişkileri bozuCU, adaleti engelleyen, hakkı ortadan silen, masumu sıkıntıya sokup, suçıuyu kurtaran, cezasız bırakan, aşağılık bir huy olan yalan... Böylesi yalanlaf, çok tehlikeli ve adi birşey.

Çocuklar için, kadınlar için yalan, bazen bir korunma aracı. Politika; iftira, abartma, saptırma, uydurmalarla dolu yalancılık mesleği gibi bir görüntü veriyorsa, bu kötü, acı ve üzücü. Çünkü, toplumda güven, emniyet, huzur yok olur. Eski Sağlık Bakanlarından, uzun yıllar politika yapmış, Kızılay Genel Başkanlığı görevini de yürütmüş olan Sayın Dr. Kemal Demir’den dinlemiştim: İnönü, Kasım Gülek’in Albay Fence yazdığı mektubu inkar etmesine çok kızmış ve onu dışlamış. Aracılar, İnönü’nün bu kararını değiştirmesi için çok çalışmışlar, fakat başaramamışlar. İnönü’nün bu konuda söylediği söz şu: “Yalan söyleyen insana, devlet teslim edilemez.”

Yalan söz, yanlış iş, uzun süre gidemez. Belki bazı çıkarlar, mevkiler sağlar ama, sonu hüsrandır. Çünkü, yaşam, yalanlarla yürütülemez.

Kimileri, doğru olmadıkları halde, doğru gibi görünmeye çalışır. Bu oyun da, fazla gidemez, eninde sonunda fark edilif. Sonuç; itibar, güven yitirme ve yalnızlığa mahkum olma. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’, “Yalancının evi yanmış kimse inanmamış’ atasözlerimiz, bunları vurgulamıyor mu?

Bacadaki is gibi, içimizi karartan yalan ve eğriliğe itibar etmemeli. Herşeyden kaçılır ama, yalanla aldatacağımızı sandığımız vicdanımızdan asla.

Sözü, işi, bilgisi doğru insanlardan oluşan toplum; güçlü, kuvvetli ve huzurludur. Toplumların hayatı, doğruları bulmak ve bunların arkasından koşmakla geçer. Toplum, ancak böylece ayakta kalır.

Peygamberlerin, yüksek düşünürlerin, idealistlerin yaşamları, bir bakıma doğrunun, gerçeğin uğruna verilen kavgaların tarihi değil mi? Yaşamımız, doğruluk içinde sürüp gitsin. En içten dileğim bu...