DOĞAN CÜCELOĞLU’NDAN BİR ANI

22/02/2021 23:38 402

 

Bu dünyadan bir Doğan Cüceloğlu geldi geçti. Tıpkı Ajda Pekkan’ın seslendirdiği, ‘Kimler geldi, kimler geçti’ şarkısı gibi…Tıpkı ünlü yazar Yaşar Kemal’in, ‘O iyi insanlar, O güzel atlara binip, çekip gittiler’ dediği gibi…Bu dünyanın değişmeyen tek gerçeği , şüphesiz ki ölümdür…!!!

Hocamızın dünya görüşü, vizyonu çok farklı idi. O kendini insanlara adamış bir bilim insanı idi.

Onun aziz hatırasına hürmeten, sahip olduğu vizyon kapsamında düşünürsek, şu dizeleri de tekrarlamakta bir sakınca olmadığını düşünüyorum…

‘Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber…!!!

Neylersin, ölüm herkesin başında,

Uyudun uyanamadın olacak,

Kim bilir nerde, nasıl kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali, o musalla taşında…

Beşiktaş’taki evinde 16 Şubat Salı günü ölü bulunan Doğan hocamızın cenazesi, 18 Şubat Perşembe günü, kaldırıldı.

83 yıllık yaşamında, öğrenciler başta olmak üzere, öğretmenlere, ebeveynlere, eğitim camiasına, topluma, iş insanlarına ve STK’lara, yönelik, eğitimler, seminerler, konferanslar ve workshoplar, atölye çalışmaları düzenledi. Çok sayıda kitap yazdı. Hep topluma ve insanlara, eğitim dünyasına, gençlerimize faydalı olmaya çalıştı. 7’den 70’e bir çok insana dokundu. İnsanların ruh dünyasına ve gönüllerine hitap edebilen ve her kes tarafından beğenilen, takdir edilen değerli bir bilim insanı, iyi bir psikologdu…

Doğan hocamız anlatıyor;

“Ben Amerika'da 25 yıl kalmış bir insan olarak, şöyle bir gözlem yapıyorum. Amerika'da hiç eğitim görmemiş bir insanla aynı odada kalmaktan korkarım. Beş dolar için gırtlağını kesebilir. Eğitim, orada gerçekten bir fark yaratıyor. Eğitim düzeyi yükseldikçe, uygar, olgun, sorumluluk sahibi, verdiği sözü tutan, kişisel bütünlüğü olan bir insan olma yolunda ilerliyor. İstisnalar kesinlikle olabilir ama genellikle böyle.
Türkiye'ye gelip baktığımda iki faktör görüyorum. Şehirleşme ve eğitim. Türkiye'de şehirleşmiş ve eğitim görmüş insandan korkuyorum. Kesinlikle insafsız, kendinden ve kendi yakınlarının çıkarından başka bir şey düşünmüyor. Bu son derece kuvvetli bir duygu bende. İliğini sömürür bitirir, hiç acıma duygusu yoktur.
Ama şehirleşmemiş, okumamış, saf köylü olarak kalmışsa, onda değerler bilinci çok yüksektir. Sanki eğitilmiş Amerikalı.... Burada çok önemli bir gözlem var. Bunun üzerine düşünmek lâzım.
Benim analığım Yörük’tü. Annem öldükten sonra babam yeniden evlendi. Biz ona anne demedik, Ayşe teyze dedik. Ben daha on yaşındayım, sapanla vicik dediğimiz küçücük bir kuşu vurmaya çalışıyorum. 'Vurma oğlum' dedi. Ben, sen ne bilirsin Yörük karısı tavrı içinde, 'Ne var parmak gibi küp küçücük kuş' dedim.
Analığımın cevabı: 'Yavrum! Canın küçüğü büyüğü olur mu? Allah her birine bir can vermiş. Vurma yavrum günah.' dedi.
Şu derinliğe bakın…!!! Okuma yazması yok bu kadının. Yıllar Sonra bunun anlamını anladım. Anladığım zaman ağlamaya başladım.
Konferanstayım, böyle gözyaşı dökerek ağlıyorum. Yanımdaki Amerikalı kadın, ne oluyor bu adama diye meraklanmaya başladı. Ne oluyor dedi. O kadar mutluydum ki, 'çok mutluyum' dedim ağlayarak. Kendi kendime 'Ya Rabbi! Çok şükür. Sağken bunun farkına vardım.
Biz bütün insanlar kardeştir deyince, sanki çok şey söylüyoruz. Kadın bunları aşmış. Canlardan oluşan bir aile, büyük küçük yok. Hepsi birbirine eşit. Onur eşitliği var. Canın büyüğü küçüğü olur mu? Allah hepsine can vermiş. Şu bilinci görüyor musunuz? Nereden geliyor bu?
Bu, tasavvuf kültüründen geliyor. Bu yayılmış. Eğer şehirleşme ve eğitim ele geçirmemişse, hâlâ bu mayamızda var. Ben zamanım olsa, hiç şehir yüzü görmemiş hiç okumamış köylülerin, özellikle yaşlı kadınların arasında zaman geçirip, onlardan bilgelikler öğrenmek isterim.
Bu topraklarda neler birikmiş...!!! Ne insanlık deneyimleri var. Bir de doğadan kopmamış. Sürekli doğayla haşır-neşir, içerisinde o bilgelikler bilenmiş. Kitap bilgisi değil. Farkına varmış ve bir yere oturtmuş.”

Hocamızın gözlemi, çok yerinde… Şu günlerde bile demiyor muyuz; ‘’ Saf köylü…’’

Bu saf köylü; gerçekten doğayla, tabiatla iç içe yaşayan, değerlerini muhafaza eden, henüz erozyona uğramamış saf ve dürüst düşünceleri ile daima adil, daima hakkaniyetli, yüreği sevgi dolu, inanç değerleri güçlü, sahip olduğu tek ekmeğini bile paylaşan, hayatın imbiğinden süzülerek gelmiş, insan prototipidir.

Bir kez daha hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun, nurlar içinde yatsın.

SON SÖZ:’’ RUHU ÖLDÜRMEK, BEDENİ ÖLDÜRMEKTEN DAHA BÜYÜK BİR CİNAYETTİR.’’ *Doğan Cüceloğlu*