Dil Altı

26/06/2021 22:43 382



Sabahları kapımı ilk çalan, elinde kocaman bir kahve bardağı ile Nuri olur hep. Hafifçe tıklatıp kafasını içeri uzatır; “Kahveni getirdim ağabey.” der. Nuri çok nahif bir çocuktur, her zaman gözleri yere bakar ve yüzünde hep sanki az önce birine mahcup olmuş gibi gülümseme vardır.

Kapımın, işaret parmağı bükülüp nezaketen tek bir tıkla çalınıp aynı anda kapı koluna davranan, nezaketten uzak Nuri olmayan kişisi Hayri komiser tarafından çalınmasına bir miktar bozulmuştum o sabah. Sabahları, kapımı Nuri olmayan kimsenin çalmasını istemiyordum. Önce Nuri kişisi kahvemi getirmeliydi. O kahveyi içmeden iki ayaklı başka bir canlı görmek, gelen kişinin sağlığı için hayırlı olmazdı. Fakat o iki ayaklı Hayri Komiser, destursuz desturu ile odama daldığında, daha benim meymenetsiz suratıma bakmadan; “Günaydın ağabey, bir şüpheli ölüm ihbarı aldık, acilen Tuzla Devlet Hastanesi’ne gitmemiz lazım.” dedi. Bana dedi! Önce bir şey demedim tabii. Yüzüne de bakmadım. Benden bir tepki göremeyince, Nuri olmayan kişisi de tepkisiz kalakaldı karşımda. Tam o sırada kapım nazikçe tıklatıldı. Bu kez orta parmak ve işaret parmak birlikte çalmışlardı kapımı. Bu çalış şeklini tanıyordum ve ben “Gel” demedikçe o parmakların orada bekleyeceğini de biliyordum.

  • Gel Nuri!
  • Günaydın ağabey, şuraya bırakayım hemen, afiyet olsun.
  • Eyvallah Nuri!

Kapı aynı nezaketle dışarıdan kapandı, ben kahvemden ilk yudumumu alırken Nuri olmayan kişisi hâlâ ilk durduğu yerde duruyordu. Sessizce. Birkaç dakika sonra, ki bu tam dört dakikaydı aslında. Nuri olmayan kişiyi artık kendi şahsında görebiliyordum. “Nasıl şüpheli bir ölümmüş Hayricim?” Hayri sanki o sessiz ve gergin dakikalar hiç yaşanmamış, sanki zaman durmuş da durduğu yerden ansızın devam etmeye başlamış gibi kaldığı yerden devam etti; “Valla çok bilgi yok ağabey, hemen çıkmamız lazım, başhekim bizi bekliyor.”

Birkaç dakika sonra, ki bu tam yedi dakikaydı, ekip arabasında Hayri ile Tuzla Devlet Hastanesi’ne doğru yola çıkmıştık. Hastaneye ulaşıp başhekimle görüşmemizin ardından elimizde nur topu gibi bir cinayet vakamız vardı artık.

“Serkan Atılgan(46), (Erkek), Hastaneye ex olarak getirildi. Yapılan kalp masajına cevap vermedi. Kişisel eşyalar: Bir cep telefonu, cüzdan ve bir kutu dil atı hapı.”

Acil doktorunun ölüm belgesine not aldıkları sadece bunlardan ibaretti. Hastaneye ambülans ile getirilmişti. Ambülansı çağıran ve onunla gelen iş arkadaşı, Serkan Atılgan’ın odasına girdiğinde onu koltuğunun yanında yerde bulduğunu belirtti. Peki acil doktorunu şüphelendiren ne idi? Serkan Atılgan’ın yanağında ve boynunda henüz oluşmuş morluklar vardı. Kalp krizi ölümlerde sırtta morluklar beklenilen bir şeydi ama ağız ve boyundaki morluklar, darp izine benziyordu. Bu sebeple polis çağırmayı uygun görmüşlerdi. Çok da iyi yapmışlardı çünkü morga inip morlukları görür görmez Hayri ve ben, bunun darp sonrası oluşan morluklar olduğunu, mesleki tecrübelerimize istinaden anlamıştık.

Serkan Atılgan henüz dokuz ay önce evlenmişti. Doğuştan gelen bir kalp hastalığı vardı. Bu sebeple yanında hep dil altı hapı taşırdı. Hatta bu sabah da evden çıkarken kendini iyi hissetmediği için hapını alıp öyle çıkmıştı. Eşinin verdiği ifade bu şekildeydi. İş arkadaşları ise o sabah dikkat çeken bir şey görmemişlerdi. Ofisleri bir plazanın yirmi altıncı katındaydı. Ofiste on iki kişi çalışıyordu, o gün biri izinli olmak üzere Serkan Bey dahil ofiste on bir kişilerdi. Elbette ofise giren çıkan müşteriler ve temizlik personelleri vardı ama hepsinden tek tek alınan ifadelerde hiçbiri bir terslik ya da bir sorun görmemişti. Gün olağan akışıyla devam ederken, bir evrak sormak için Serkan Atılgan’ın odasına giren bir ekip arkadaşı onu yerde yatıyor olarak bulmuştu. Hemen ambülansı aramıştı çünkü Serkan Bey asla tepki vermiyordu. Gelen ambülanstaki sağlık ekibindekiler orada ilk müdahaleyi yapmışlardı ama maalesef hastanede belki bir şeyler yapılır umudu ile hastaneye de yetiştirmişlerdi fakat onu geri döndürememişlerdi.

Yapılacak şey basitti. Eğer bir arıza, veri kaybı vs yoksa kamera kayıtları, bizi katile götürecekti. Neticede cinayet dağ başında değil, şehrin göbeğindeki bir iş merkezinde gerçekleşmişti. İş merkezinin güvenlik biriminden kayıtları istedikten sonra bize ulaşması uzun sürer diye düşündük ve arabaya binip iş merkezine yollandık. Sonuçta sadece rica edecektik ve onlar da bizi kırmayacaklardı. İş merkezinin güvenlik merkezi adeta bir uzay üssünü andırıyordu. “İşleri güçleri poz bunların.” diye geçirdim içimden. Plaza insanı ve plaza dili gibi plaza güvenliği de farklı olacaktı elbette! Sağ olsunlar arkadaşlar bizi kırmadılar. Hayri ile oturduk sabahtan itibaren izlemeye koyulduk. Şanslıydık ki -bunu üzülerek söylüyorum- cinayet sabah işlenmişti de saatler harcamayacaktık ekran karşısında. Ofise normal çalışanlar giriyor, sabah rutinleri, günaydınlaşmalar, kahve içmeler arasında sessizce, elinde temizlik seti ile bir temizlik personeli, Serkan Bey’in odasına giriyor, tam yedi dakika sonra da sakince çıkıp gidiyordu. Bingo! İşte katilimiz buydu. Birlikte izlediğimiz bir güvenlik personelinin dikkatini ise taktığı maske çekmişti. “Başkomiserim, bu bizim çalıştığımız temizlik elemanlarından biri olamaz. Bizdekilerin hepsi, mavi desenli ve şirket logoları üstünde olan maske takıyor. Bu adamınki beyaz maske!” O kadarını biz de anladık diyecektim ama tabii kibarlığı elden bırakmaya gerek yoktu. Adamı binadan çıkana kadar izledik, pandemiden ötürü takılan maskeler suçluların ekmeğine yağ sürüyordu bu dönemde ama bizim adamımız asansörde tek başına iken maskesini iki üç saniyeliğine çıkartıvermişti. Heyecanını içinde zapt edemediği için aldığı bir soluktu bu. Adamı tanımıyorduk tabii ama ifadesini aldığımız çocuğa sorabilirdik. Belki de katil, rakip firmalardan birinde çalışıyordu. Aslında bir nevi zanlı statüsünde olan iş arkadaşını, bunu henüz korkutmamak için tebliğ etmesek de işimize yaramadığı noktada, bilgi saklıyor pozisyonunda olduğunu hissettirirse tutuklama hakkımız da vardı. Fakat çocuk adamı gördüğü an tanıdı.

  • E bu Çağatay!
  • Kim bu Çağatay?
  • Nermin’in sevgilisi? Benim yan masamda oturan arkadaşım. Bu mu öldürmüş Serkan Bey’i?
  • Bakacağız kardeşim. Şu Nermin’le bir görüşelim hemen.
  • Görüşemezsiniz. Bugün izinli.

Serkan Atılgan’ı öldüren Çağatay Yapan’ı, sevgilisi Nermin Şen’in evinde kıskıvrak yakalatmıştık. Ekipleri görünce pek bir şaşırmış zavallıcık. Nermin de öyle. İfadeleri ise, Serkan Atılgan’ın eşinin uzun yıllar boyu ölen kocasının ardından yas tutacak olmasının önüne geçmişti.

Ertesi sabah raporum masamda, Çağatay Yapan hücrede, benim ise gözüm kapıda, elinde kahveyle gelecek olan Nuri kişisini bekliyordum. Cinayet plazada işlenmiş olsa da aslında bir taciz skandalının su üstüne çıkmasından ibaretti. Serkan Atılgan, yıllardır Nermin’i gerek sözlü gerek de fiziksel anlamda taciz ediyordu. Nermin, utancından bunu hep hasır altı etmeyi ve kimseye söylememeyi başarmıştı. Hatta Serkan Atılgan’ın evliliği, kendisinin kurtuluşu olacaktı ama hiç de öyle olmamıştı. Evlendikten bir ay sonra tacizlerine devam etmiş, hatta bir adım öteye taşıyıp, Nermin’in sevgilisine, aralarında bir ilişki olduğunu söyleme tehdidi ile ondan ayrılmasını talep etmesine kadar gitmişti. İşte bu, artık Nermin’in tek başına halledebileceği bir şey değildi. Konuyu, sonunda sevgilisine ağlayarak anlatmıştı. Sevgilisi Çağatay da;“Yarın işe gitme, ben gidip bizzat konuşacağım.” diyerek Nermin’i işe göndermemişti. Çağatay’ın planı aslında öldürmek değil, Serkan’ın yanına ne kadar rahat girip, tacizine son vermezse onu öldürebileceği yönünde göz dağı vermekmiş ama Serkan, Nermin ile ilişkileri olduğu saplantısında diretip aradan çekilmezse asıl onun kendisini öldüreceğini söylemesiyle Çağatay’ın gözünün dönmesine sebep olmuş. Çağatay, Serkan’ın boğazına yapışıp oracıkta öldürmüş. Fakat kısa sürede kendine gelmiş ve yaptığının dehşetine kapılmış. Olaya intihar süsü vermek istemiş ve masada gördüğü hapları, çenesini açarak ağzının içine doldurmuş, sonra kutuyu da cebine koymuş. Akabinde de geldiği gibi sessizce ofisten çıkıp hemen eve gitmiş. Bu kadar kısa sürede yakalanabileceğini düşünemediğinden dolayı, sevgilisi ile evde kaçma planları yaparken, hayalleri bir anda suya düşmüş tabii.

Raporu bir kez daha okurken, kapım çalındı ve “Gel” dememle Nuri kişisi içeri mis gibi kahve kokusu ile girdi. Benim için gün güzel başlamıştı. Kısa sürede çözülen bir vaka ve uzun süre, kimsenin rahatsız etmeden tadını çıkartacağım kahve keyfim. Daha ne isteyim?