DEVLETLER ve ANLAŞMALAR

14/01/2020 23:38 699


Dünyanın hiç bir anlaşması hiçbir devlet için bir başarı abidesi olmamıştır. Her zaman neticeye bakarak zafer naraları atmak, kanımca doğru bir davranış değildir. Ömrüm boyunca şu sözlere çok kıymet veririm. Geçmişini iyi anlamayan toplumlar, geleceğe yön veremezler… Önce, geçmişi analiz etmek gerekir. Bakın bu gün Mudanya mütarekesini, Lozan antlaşmasını, hatta Montrö antlaşmasının üzerinde nasıl tartışma yapabiliyorsak, her konuda varılan mutabakat, mutlaka üzerinde durulması gereken bir konudur. Seversiniz, ve yahut sevmezsiniz bilmiyorum, amma seneler önce Amerikan 6’ncı filosunun her İstanbul’a gelişinde genç nüfus, Taksim ve Beyazıt meydanlarında toplanıp, pankartlar açarak ‘’ Yankee Go Home ‘’ diyerek kıyametler kopartırlardı.

O tarihte polislerin başlarında beyaz kaskları vardı( O devir de bu başlıktan dolayı polislere; Fruko derlerdi) ve ellerindeki copları acımasızca gençlere savururlardı. Gençler ise 6. Filo Defol diye haykırırlardı. Daha sonraları bu beyaz kaskları polisler giymek istemedi ve şapkaya dönüştü. Boğaza gelen 6 filodaki uçak gemisi, boğaz trafiğini alt üst ederdi. Tıpkı 1856 senesinde İstanbul’a gelen 3 Amerikan savaş gemisi gibi, istediğini alma provası yapmaktaydı. 1856’lı tarihte, Osmanlı Devleti Amerika’ya 240 adet Amerikan okulu açma imtiyazını cebren de olsa vermek mecburiyetinde kalmıştı. Projenin adı ‘ Freind Of America’ yani , Amerikan sempatizanı yetiştirip ülkeleri içerden çökertmekti. Ancak bu okullarda yetişen bir çok insan hiçte Amerikan sempatizanı olarak hizmet vermediğini, zaman içinde, hem yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri , hem de Amerikalı oyun kurucuları anladı.

Bu nedenle Amerika’nın taktik değiştirme zamanını, 1968’ ler den sonra kurgulandığını görmekteyiz. Ilımlı İslam adı altında, çeşitli İslam ülkelerinde kurulan okullarla bu projenin şekil değiştirdiğini de görmekteyiz. Bunların başında Bayan Condoleezza Rice gelmekteydi. Türkiye’yi de bu kaynayan kazanın içine almak, Amerikalılar tarafından zor olmadı. Çünkü hala Türkiye’de aydın zümre, % 30 lar day dı. Fetullah Gülen adında din istismarcısını da bu günlere yetiştirdiler. Barrak Obama döneminde Amerikan Ulusal Güvenliğinden sorumlu başka bir Rice , Suzan Rice, orta doğu koordinasyon görevini üstlendi. Suzan Rice Amerika’nın Ulusal Güvenliği bakımından Suriye’nin kuzeyinde bir eşkıya devleti kurma konusunda büyük çaba harcadığını izlemekteyiz. PKK ya ek olarak IŞİD, YPG, PYD gibi oluşumları destekleyip yarattılar. 11.000 kilometre uzaktaki bir ülkede yarattıkları kaosun, Amerika’nın hangi güvenliği konusunda bir problem olur diye hiç düşündünüz mü?

Önemli olan Suriye’de bulunan yeraltı zenginliğinin üzerine Akbaba gibi oturmak istedikleridir.  Bunu açık ve seçik bir şekilde görüyoruz... Amerika için mühim olan, yüzlerce insanın canına mal olması değil, petrol ve doğal gazın kontrolünü elden kaçırmamak önemli idi. Hatta bu konuda Türkiye’yi de kullanıp, dönemin Başbakanına ‘’ARAP BAHARI’’ adı altında Müslüman ülkelere bir dizi ziyaretler yaptırıldı. Her gidilen ülke karıştı, ülke yöneticileri ya devrildi, ya asıldı, ya da öldürüldü. Türkiye, Müslüman dünyasında istenilmeyen ülke durumuna bile düştü. Önemli olan, aslında Amerika’nın çıkarlarının zedelenmemesi gerekmekteydi. Bu Amerika tarafından çok güzel işlendi.

Bu arada Fethullah Gülen’in adı çok güzel kullanıldı. Adamın resimleri ve ekranlarda seyredilen hareketlerini izlerken mutlaka sizde kendinize sormuşsunuzdur : ‘’Bütün bunları bu adam mı planladı ?’’ diye. Amerika tarafından, onun adı ile bir çok ülkede okullar açtırıldı. Aslında okullar Amerika tarafından kontrol edilen bir sistemin içinde çoğalmaya başladı. Bu ülkelerde hem devlet dairelerine, hem de askeri disiplin içine sızmayı başardılar. Hatta Türkiye de askeri ihtilal bile yapmaya kalkıştılar. Son 60 senede Türkiye’de yapılan askeri darbelerin hepsinde Amerika’nın parmağının olduğunu bilmeyen var mı? Rusya’nın Amerika’dan farkı var mı ? Bence yok.

Amerika’nın hiçbir zaman bize dost olmadı. Bu  gerçeği bu gün dile getirirken, şimdi geçmişe doğru dönüp,60 sene evveline bakmak istiyorum. 68 kuşağı, meydanlarda bağımsızlık için Amerikan karşıtı eylemlerde dayak yiyen, hayatını kaybeden, hapse giren, işkence gören o günün gençliğiydi. Bu günleri görünce, o günün gençliğinin  ne kadarda ileriyi gördüklerini düşünmeden edemiyor insan…

SON SÖZ:’’ DEVLETLER ARASI ANLAŞMALARA, ANIT GÖZÜYLE BAKMAMAK GEREKİR.’’