DEVLET Mİ, DEMOKRASİ Mİ?

01/01/2020 15:32 2131

           

Küresel dünyada pek çok daha önem kazanan zaman kavramına inat bir yıl daha iyisiyle, kötüsüyle gelip geçti.

Bizim kuşak, yani 60 yaş üstü çok çarpıcı ve sarsıcı yaşadı bilim ve teknolojideki  hızlı gelişmeleri.

Benim babamın doğumuyla, ölümü arasında değişen tek şey, köyümüze elektriğin gelmesiydi.

Oysa ben; yolu, elektriği, bakkalı, kahvesi bile olmayan dağ başında, evden bozma bir bina da tek öğretmen olarak görev yaparken, bugün yapay zekanın konuşulduğu, dünyanın öbür ucuyla görüntülü görüşmeler yapılabildiği, insansız hava araçlarının kullanıldığı bir dünyada yaşıyorum.

Her sabah yeni bir teknolojik, bilimsel yeniliğe gözümüzü açtığımız bu küresel dünyada gelişimin hızına yetişemiyoruz.

Kuşkusuz bu gelişim aynı zamanda üretim ilişkilerini de değiştirdiği gibi demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla yerleşmesine de katkı sağlıyor.

Bu değişimden bizim gibi ülkelerin de etkilenmemesi mümkün değil.

Ancak geçmişte geri bıraktırarak, tarımına, sanayisine müdahale ederek, ambargolar uygulayarak, daha da önemlisi bilgi kirliliği ve algı operasyonlarıyla tüm değerlerimize el koyan emperyalist güçler; bu bilimsel, teknolojik gelişim nedeniyle eskisi gibi etkili olamıyorlar.

O zaman toplumu baskılamak, istedikleri gibi yönetmek için demokrasi dışı yollara başvuruyorlar.

Dünyanın birçok yerinde benzer uygulamaları tekrarlayıp duran bu karanlık güçler, bizim gibi sanayi devrimini tamamlayamamış, eğitim sistemini oturtamamış, siyaset kurumunu çağdaş ölçülerde yerleştirememiş ülkelerde var olan demokratik kazanımları da yok ederek halkı sindirme yoluna gidiyorlar.

Bunu yaparken de toplumsal duyarlılıkları kaşıyarak halkı kamplara bölmek, inançlara yönelik saldırı ve kısıtlamalar, demokratik hak ve talepleri sınırlamak gibi uygulamalarla demokratik kurumları zayıflatıyorlar.

Bir tabu haline getirilen devlet anlayışı ve onun bekası adına her türlü baskıyı, zulmü, hukuksuzluğu, adaletsizliği uygulamaktan çekinmeyen yönetimler, ülke içerisinde oluşturdukları bir mutlu azınlık ve onlara inanan kitlelerin oylarıyla iktidarlarını sürdürüyorlar.

Siyasi bilinç ve yeterli eğitim almayan kitleleri devlet mi- demokrasi mi? ikilemi arasında sıkıştıran ve sözüm ona devletin bekası, ülkenin geleceği ve inandıkları manevi değerler  uğruna demokrasiyi gerektiğinde rafa kaldırabiliyorlar.

Bu tepkisizlik ve muhalefet yoksunluğu, demokrasi mücadelesi veren bir avuç insanın da zamanla direncini kırıyor ya da başka alanlara savuruyor.

Kimi sözde aydınlar da demokrasinin olmadığı yerde “demokratik cumhuriyeti” korumaya, kollamaya çalışıyorlar.

Eşitlik, özgürlük ve barışın egemen olduğu bir demokraside ancak laik, demokratik bir cumhuriyet mümkün olabilir.

Din İşleri kurumu yerine sünni toplumun hak ve hukukunu koruyan bir Diyanet İşleri Başkanlığının olduğu ülkede gerçek anlamda bir laiklik mümkün olamayacağı gibi, bağımsız yargının olmadığı, hukukun işlemediği, adalete güvenin kalmadığı bir ülkede cumhuriyet yönetiminin uygulanmasının nasıl olacağını bir bilen olsa da anlatsa!

Sözün özü, demokrasi olmadan ne cumhuriyet yönetimi ne de laik, sosyal bir hukuk devleti olamaz.

Eşit yurttaşlık temelinde, evrensel hukuk kurallarının uygulandığı, insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu, cumhuriyetin demokrasiyle taçlandığı bir ülke, ancak barışla mümkün olacaktır.

O zaman, tüm siyasi önyargılardan bağımsız, savaşa karşı barıştan, vesayete karşı demokrasiden yana olan, emeği ve insanı önceleyen bir yönetim için mücadele, vicdan sahibi her yurttaşın görevi olmalıdır.

Ülkemizde sanayinin gelişmesi, tarımsal kalkınma, üretimin artması, eğitimin herkes için eşit koşullarda sağlanabilmesinin yolu; gericiliğe, faşizme, şovenizme karşı ortak bir demokrasi ittifakıyla mümkün olabilir.

Kanal İstanbul gibi, yerli otomobil gibi süslü projeler ya da Libya’ya asker göndermek gibi tehlikeli senaryolar, hem ülkemizin geleceğine, hem demokrasiye çok büyük zararlar verir.

Bilimsel-teknolojik, daha da ötesi dijital devrim çağında hiç kimsenin halkın yararına olacak projelere karşı çıkması düşünülemez.

Ancak bu projelerden kimler yarar sağlayacak, asıl üzerinde düşünülmesi gereken konudur.

Barış içinde yaşanası bir dünya özlemiyle yeni yılın ülkemize ve yurttaşlarımıza huzur ve mutluluk getirmesini diliyorum.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 30.12.2019/BODRUM