DEVLET KURUCU FİKİRDEN UZAKLAŞIR MI ? 2

26/01/2021 03:20 475

 

Devlet varsa huzur vardır, güven vardır, rahat vardır, hürriyet vardır, istiklâl vardır. Devletin herhangi bir rahatsızlığı yoksa ekmeğini kaygısızca yiyebilir.

Türk tarihiyle yaşıt olan devlet anlayışının ortaya çıkışı, gelişmesi ve yerleşmesi bu irfan sayesinde olmuştur. Onun için Türk Kara Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak M.Ö. 209’dur. Yani “2230 yıl önce vardım, hâlâ da varım” denilmektedir.

Böyle bir devletin yazılı kuralları, yazılı olmayan kuralları yani teamülleri, gelenekleri, alışkanlıkları, kurumları, kurulları vardır. Ve en önemlisi, devlet hareket ederken, bütün bu bileşenler bir uzlaşma veya daha doğru ifadesi ile koordinasyon içerisinde (uyum içerisinde) davranır. Aksi takdirde her enstrümanı ayrı nota basan bir orkestraya benzer. Yani hareket edemez hâle gelir. Ya da zücaciye dükkânına girmiş fil gibi olacaktır. Böyle bir durum, eğer toparlanamadığı takdirde, devlet için yıkım anlamını da taşımaktadır.

Devlet yönetimi sanattır…

Bugün devletin yapısı tamamen değiştirildi. Kaptan köşkünde de, onun işlemesinden sorumlu ancak sorumlulukları anayasanın öngördüğü süre ile sınırlı olan emanetçileri arasındaki devlet telakkisindeki ayrılık, artık çok yıpratıcı seviyelere geldi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtikten sonra daha da artan bu ayrılık çok önemli sorunların kaynağı durumunda.

Bugünkü tek adam sistemi, bir kişinin bütün devlete yetişememesi ve yetki kullanımı karmaşası yüzünden, devletin çok merkezden yönetilmesi sonucunu ortaya çıkardı. Gerek devletin bütününde gerekse sektörlerde, etrafı sularla çevrili ve ana kara ile ilişkisi olmayan adalar misali adalanmalar oluşmuş hâlde. Yeniden, yönetimin hem birbirini kontrol eden hem de senkronize bir şekilde uyum içinde çalışan, sistemli bir bütün hâline getirilmesi gerekiyor.

Toparlanmanın birinci şartı, tek adam sisteminden vazgeçip, devletin yeniden güçlü bir dengeye oturulmasıdır. Kuvvetler ayrılığı prensibi yeniden ihdas edilmelidir. Cumhuriyetle ve Kurucu Liderle barışık olunmalıdır. İkinci şartı ise, Türk milletinin tek yumruk hâlinde hedefe kilitlenerek üretim yapması, üretim yaparken de tutumlu davranarak tasarruf yapmalı, arttırması gerekiyor. Tasarruf konusunda, Japonya ve Güney Kore en iyi örnektir. Ancak bu iki şartın gerçekleşmesi için, öncelikli olarak Türk kimliğiyle kavga edilmemelidir. İktidar uğruna, siyasi nedenlerle bu kimlik örselenmemelidir. Mütemadiyen etnik kimliklere yapılan vurguların artık terk edilmesi zaruridir. On sekiz yıldır süregelen ideolojik hedeflere ulaşmak için yapılanlar devlette başkalaşıma, toplumda büyük sosyolojik depremlere sebep oldu. Türk milleti, kimliğiyle yapılan ve 18 yıldır hiç ara verilmeyen mücadeleler sonucunda ciddi ayrışmalar yaşıyor. Ötekileştirme davranışlarından vazgeçilmelidir. Türk Milleti hiç bu kadar ayrıştırılmamıştı.

Devletin kurucu ayarları…

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu fikri, Türk milliyetçiliğidir, sağcı veya solcu da değildir. Kurucular, milletin bütününe bakmış ve bütünü kucaklamışlardır. Pergellerinin sivri ucunun konulduğu yer, Türk kimliğidir. Siyasetin de devletin de merkezi bu şekilde oluşmuştur. Atatürk’le altın çağın yaşandığı bu dönem, her yönüyle yeniden doğuş yıllarıdır. Bu sayede de Türk milleti hem kendine gelmiş, hem kendisi olabilmiş, hem de kendisi olarak kalabilmiştir.

Bir binanın statik hesapları yapılırken dikkate alınan iki merkezi vardır. Birincisi simetri ikincisi ağırlık merkezidir. Bu iki merkez birbiri ile ne kadar yakın olursa o bina depreme dayanıklı bir hâldedir demektir. Bu merkezler birbirinden ne kadar uzaklaşırlarsa depreme dayanıklılık o oranda azalacaktır. Bugün Türk halkı, en hafif şiddetteki depremden bile etkilenecek kadar kendinden uzaklaşmış vaziyettedir.

Bu zorlu bunalımdan çıkış için gömleğin birinci düğmesini doğru iliklemeli, Türk milletinin “ağırlık merkezi” ve “simetri merkezi” mutlaka çakıştırılmalıdır. Muhtemel etkilere karşı toplumsal mukavemet tahkim edilmeli, hiçbir zorlamanın sarsamayacağı hale getirilmelidir. Bu durumda; Türk milletinin ve Türk vatanının üzerine hesap yapan, içeride ve dışarıda, dost ve düşman herkes buna göre hareket eder. Çünkü şurası muhakkak ki, 1071’den bu tarafa, Türkler ’in Anadolu’dan tekrar tekrar Orta Asya’ya göçe zorlanması, her zaman hedeftir. Ne batı dünyası ne de, Türklüğe karşı olanlar, bu hedeflerinden, bu amaçlarından asla ve asla vazgeçmemişlerdir. Her kes fırsat kollamaktadır. Yakın tarihte AB ülkelerinin, ABD’ nin ve Ortadoğu ülkelerinin hasma ne tutumları taze taze belleklerdedir… FETÖ olayı, PKK, PYD,YPG destekleri, Irak, Suriye ve Libya olayları, bunun en somut örnekleridir.

Aksi takdirde yaşanabilecek büyük sıkıntılar yüce Türk milletini, çok ama çok üzecektir.

SON SÖZ: ‘’BİR DEVLETİN DEVAMI ve BEKASI ADALETLE MÜMKÜN OLUR’’