DEVLET KURUCU FİKİRDEN UZAKLAŞIR MI?

25/01/2021 00:55 413

 

Her ülkenin, her devletin bir kurucu fikri vardır. Bir zamanların, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin varoluşu gibi. Fidel Castro’nun Küba’sı, Enver Hoca’nın Arnavutluk ülkesi ve Mao’nun Çin’i ile bu Kim İl Sung’un günkü Kuzey Kore’si, İngiltere, Fransa, ABD, Keza İran, Suudi Arabistan gibi daha pek çok örnek verebiliriz. Bütün bu devletlerin bir kurucu fikri vardır. Bu kurucu fikir, o devletin adeta omurgasıdır. Merkez noktasıdır. Tüm faaliyetler, bu omurga üzerinde, bu merkez etrafında şekillenir. Kolay kolay da değişmez. Değişmesi, sadece ve sadece devletin güvenliği, halkın adaletli yaşaması, huzuru ve refahı ile geleceğinin teminatı içindir. Ki, bu durumda ancak ve ancak olağanüstü koşullarda gerçekleşebilir. Günümüzde fabrika ayarları dediğimiz olay budur. Yoktan var olan, ya da varlığından revize edilen(SSCB bunun en güzel örneğidir) devletlerin hep bir kurucu fikri vardır. İşte devletler, bu kurucu fikri merkeze alarak, iç ve dış politikalarını düzenlerler. Gerek ülke siyasetinde, gerek se dünya siyaset sahnesinde, tüm faaliyetler, tüm planlar, bu fikirden yola çıkılarak yapılır. Osmanlı’nın küllerinden doğan, genç Türkiye Cumhuriyeti ’de, böyle bir kurucu fikir etrafında odaklanmıştı.

“Türkiye Cumhuriyetinin kurucu fikri, Türk milliyetçiliğidir, sağcı veya solcu da değildir.”

Devlet, milletlerin hayatında vazgeçilmez bir organizasyondur. Dağınık hâlde olan toplulukların düzenli bir şekilde yaşayabilmesini temin eden kurallar ve kurumlar manzumesidir. Somut bir varlık değildir, ancak soyut olmakla birlikte somut bir varlıkmış gibi hissedilir. Hatta neredeyse görülür hâle de gelir.

İnsanlık tarihinin, bilinen kısmı içinde sürekli olarak devlet organizasyonu ile yaşamış pek az millet vardır. Bunlardan birisi Türk Milletidir. Bu devletler, kurucusunun aile veya boy adını alsa da, soy itibarı ile Türk’türler. Tarih onları adlarının başına “Türk” adını koyarak anar.

Türk devletlerinin idare şekli veya egemenlik yapıları ne olursa olsun (ister mutlakıyet ister demokrasi) mutlaka adalet, hak ve hukuk ön plana çıkmış, idarenin temelini teşkil etmiştir. Bu devletlerin hemen hepsinin imparatorluk olması, cümlenin önemini daha da artırır. Çünkü bu devletlerde idare edilen halk, farklı soyların ve farklı dinlerin hülasası hâlindedir. Bununla birlikte mülk (devlet) hep korunmuş, üzerine titrenmiş, hatta candan aziz bilinmiş ve ona göre davranılmıştır. “Ya devlet başa ya kuzgun leşe” deyimi bu hassasiyetin ürünüdür. Eve gelen bir konuk yollanırken “devletle” diyerek uğurlanır. Devlet, baba, vatan, ana diye anılır, ebet müddettir. Ancak bunlarla birlikte, Osmanlı Türk Cihan Devletinin kuruluşunda Şeyh Edebali Osman Gazi’ye “Ey Oğul… İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” diyerek nasihat ederken “bireyin” de devlet için önemi vurgular.

Yaptıklarıyla Kanunî unvanını alan Sultan Süleyman ise;

“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi / olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi…” derken devlet- halk (millet) ilişkisini ve devletin Türk milletinin kültüründeki yerini çok veciz bir şekilde ortaya koyar.

Devlet nezle olursa…

Devlet ve vatan ayrılmaz ikilidir. Vatanı korumak insanın namusunu korumakla eşdeğerdir… Namus devletin, devlet de Türk’ün emanetindedir. Vatan sağ olsun cümlesi böyle bir anlayışın ürünüdür.

Devlet hastalanırsa Anadolu’nun en ücra köşesindeki Türk, yataklara düşeceğinin şuurundadır. Tarlasını rahat ekemeyeceğini, güven içinde yatamayacağını, huzur içinde nefes alamayacağını bilir. Ekmeğini rahat yiyemeyeceğini, özgürlüğünü kaybetme tehdidini ve tehlikesini geçmişte çok yaman tecrübe etmiştir.

Yarın devam edeceğiz….