DEVLET İŞLETMECİLİĞİ

12/10/2021 04:15 231

Ülkemizde “devlet işletmecilik yapmaz” fikrinin 1980 yılından itibaren yazılı ve görsel medya desteğiyle başladığını yaşı elli ve üzerinde olanların hatırlayacağını umuyorum. Kamu İktisadi Teşebbüslerinin (K.İ.T) teknoloji gelişimlere ayak uyduramadıkları, benzeri yerli ve yabancı işletmelerle rekabet edebilmek için büyük yatırımlar gerektiği, siyasi iktidarların buraları yandaşlarının çıkarları doğrultusunda kullandığı “argümanları”, değinilen işletmelerin linç edilmesi boyutunda halka anlatılmıştır.Söz konusu işletmelerin 1983’den itibaren ciddi boyutlarda zarar etmesi buraların “özelleştirilmesi”, bu mümkün değil ise “tasfiyesinin” yapılması yönünde siyasi iktidarları harekete geçirmiştir.Yapılan “algı yönetimi” sayesinde “özelleştirme yanlısı” siyasi partinin seçimleri kazanması sağlanmıştır.

Özelleştirmelere karşı çıkanların “geri kafalı”, Türkiye’nin iyiliğini istemeyen olarak etiketlendiği 1990’lı yıllardan itibaren, isimlerini yazsak sayfamızın yeterli olmayacağı kadar “devlet işletmesi” günümüze kadar satılmış veya kapatılmıştır. Bunların içerisinde “tekel” niteliğinde olan oldukça “stratejik” kurumların olması, ciddi boyutta karşı görüş ve muhalefete rağmen sonucu değiştirmemiştir. 1980 ile 2020 yılları arasında en fazla devlet işletmesini özelleştiren veya kapatan iktidarlar yerli ve yabancı basında inanılmaz boyutta övgülere mazhar olmuşlardır.Vatandaş yapılan yoğun propagandanın etkisiyle, yapılanların doğru olduğuna inanmış, bu yönde politikası olan partileri iktidara taşımıştır.

Devlet işletmelerinin özelleştirilmesi veya kapatılmasının son hızla devam ettiği yıllarda ülkemizin “üretimden” uzaklaştığı, ihtiyacı olan mal veya hizmetleri “ithal” ettiği, devletin ve vatandaşların aşırı borçlanmaya başladığı gözden kaçırılmıştır. Ekonomimizin hızla ithalata ve “dış borçlanmaya” bağlı hale geldiği, kolay ve ucuz finanse edildiği gerekçesiyle görmezden gelinmiştir.Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nin dış politikasıyla uyumlu hareket eden Türkiye, “ucuz” ve “büyük miktarlı” dış borçlanma ile “sahte cenneti”yaşamıştır.

2010 yılından itibaren, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail ikilisinin, komşularımızı da içerisine alan bölgede, haritaları değiştirmeye varan teşebbüslerinin ülkemizin çıkarlarına ters düşmesiyle, sahte mutluluk hikayesi yerini sıkıntıların başladı bir döneme bırakmıştır. Ucuz ve bol miktarda gelen sıcak para ülkemizi hızlı bir şekilde terk etmeye başlamış, bu durum kurların, faizlerin ve enflasyonun akıl almaz boyutta yükselmesine neden olmuştur. Vatandaşların geçim sıkıntısı hat safhaya ulaşınca, siyasi iktidarın olanlar için önce “dış güçleri”, sonra “muhalefeti” suçladığı bir dönem yaşanmıştır. Sözü edilen iki gerekçenin de inanılırlığı azalınca, şaşırtıcı bir kararla “devlet işletmeciliğine” dönülmüştür.

Tarım Kredi Kooperatiflerine bağlı perakende satış mağazalarının, ülkemizde yaşanan yüksek enflasyonu önleyeceği inancı gerçekçi değildir. Fiyatlar diğer perakende satış mağazalarına göre kısmı olarak düşük olsa da vatandaşların derdine çare olmaktan uzaktır. Kaldı ki sözü edilen satış mağazalarının yapay ucuz fiyat uygulamasıyla ciddi boyutlarda zarar ettiği iddia edilmektedir. Devlet işletmelerinin zararlarının zam ve vergi olarak vatandaşa geri döndüğü düşünülürse, gerçekçi ve sürdürülebilir çözüm, ülkemizin tekrar “yerli ve milli” üretime geçmesinde yatmaktadır.

Saygılarımla,