DERTLER-ACILAR

05/09/2020 21:01 716

 

Yaşamda, devamlı ya da uzun süreli rahat ve huzurlu bir dönem hiç olmamıştır. Yaşamın dikenli yollarında hep acılar. Dünyaya gelişimiz, doğum sancılarıyla değil mi? O kadar da çok nedeni var ki dertlerin, acıların saymakla bitmez.

Aslında acılarla büyüyor, acılarla öğreniyoruz. Güven beslediğimiz dostlarımızın verdiği acılar, kılıçtan keskin bir silah olan dil yarasının açtığı acılar, derin ve kapanmayan cinsten. Merhemi-ilacı olmayan ölüm, aşk acıları, kalp yaraları. İyinin kötüye muhtaç kaldığı devasız acılar. En acısı da, Sofokles’in dediği gibi, kendimize çektirdiklerimiz.

Neyse ki dertler, acılar devamlı değil. Zaman içinde yaşlanıyor, yoruluyor, bitiyor, gün geliyor ki unutuluyor. Zaten, unutma olmasa nasıl yaşabilirdi.

Şeyh Galip, “Vakti şadi de gelir, mevsim-i mihnette geçer” derken buna parmak basıyor.

Kimi zaman büyük mutluluklar, büyük acılarla iç içe, yan yana.

Mahmut Paşa Adni “Şad olmak isteyen gam ile aşina olmak gerek” demiş. Doğru. Gamı bilmeyen, neşeyi nasıl anlayabilir ki? Sıkıntı, dert, acı yaşanmadan iyi günlerin, mutluluğun kıymeti anlaşır mı, bilinir mi hiç?

 Baki,

Cihan efsanedir ey Baki

Gam-u şadi, hayal u huba benzer

dizelerinde neşe ve keder uyku ve hayal gibidir, yani geçicidir diyor.

Şeyh Galip, dertsize, derdin öğretilemeyeceğini şöyle ifade etmiş.

“Bir derde olur mu dert takrir”

Acılar ve dertler içindeki insanda, değişik duygular… Panik, çaresizlik, utanç, pişmanlık, devamlı kaygılar ve bilinmezlik içinde çırpınma. En kötüsü de, umutların tükenmesi.

Mevlana “Dert, her usanmış, bezmiş dalı kırar” diyor. Ağacı kurt, insanı dert yer”, “Duvarı nem, insanı gam yıkar” da bu anlamda.

Bunların hepsi doğru ama, dertlere, acılara teslim olmamalı, mücadele etmeli. İnanç, irade, işe koyulma, zaman ve de umut çok önemli. Bizi yaşama tutturan, acılara merhem, mutsuzlara ışık olan güçlü bir silahtır umut. Onsuz yaşanılamaz. Umut yitirilirse, yapacak bir şey de kalmamıştır. Çünkü umutsuzluk, hayat hamlesinin tükenişidir, iflasıdır.

İyimserler, sevgi dolu olanlar, ılımlılar, irade sahipleri, yaşadıkları acılar-dertleri, silkinme ve kalkınma, hatta başarıları için bir fırsat olarak görür ve değerlendirir. Kötümserler, aşırı duyarlılar, sebatsızlar ise, hafif acıları bile büyütür, fırsatları da felaket sanır.

Schhiller “Büyük acılara ve büyük insanlar katlanır” derken, bir gerçeği dile getiriyor.

Zamanla alışılıyor acılara ve birlikte yaşanıyor. Acılarından zevk alanlar var da mazoşistler gibi. Kendisini üzen, horlayan, hatta döven erkeğine daha çok bağlanan mazoşist kadın örnekleri o kadar çok ki. Bedenine zorla, hırpalayarak utandırır bir biçimde sahip olan erkeğini, hala üstünde hissedip zevk duyan, o sevişmeden kalan dudak ve vücudundaki morluklar kaybolmasın, görüsün diye banyo yapmayan o mazoşist kadını, hiç ama hiç unutmadım.

Günah kokan sevgilerde katlanılan acılar, sevdiği oranda aşkının acısından keyif duyanlar, inançları yüzünden sevgilisine teslim olmayan, sonradan pişman olup azap çekenler…

Acıların, dertlerin değiştirdiği yüz ifadeleri ve davranış farkları. Öte yandan, gülümsemelerin ardına saklanmış hüzünler, dışa ve içe akıtılan gözyaşları.

Etkileyici, bulaşıcı kalpleri kenetleyip birleştiren ortak acılar. Bu acılar yalnızken artar, paylaşılınca azalır. Acıları dindirmede, yaraları sarmada, avutma ve tesellide başrol hep kadınların. Başkalarının mutluluğu için, kendi acılarını mutluluktan unutan, nice asil ruhlu kadın örnekleri…

Uğrunda, mücadele verilen acılar, öğretici, manen geliştirici, olgunlaştırıcı.

Kederliler demesin ömrümüz hederdir hep

Cihanda bizleri insan eden kederdir hep

diyen Yahya Kemal de bu görüşte.

Mermer, çekiç yemeden bir heykele dönüşebilir mi? Elmas da, yontulmadan mükemmel ve kusursuz bir hale getirilebilir mi? İnsanları da mükemmelleştiren, yontan, çektikleri acılar ve dertler. Sanat eserlerinin yaratılmasında acıların payı büyük. Güzellik yaratma uğraşı içindeki sanatçılar, acılarını, dertlerini yetenek ve beceriyle eserlere dönüştürmüyor mu?

Acımak ve sevmek, çok yakın birbirine. Acıdıklarımızı sever, sevdiklerimize acırız. Merhamet ise, başkalarına yardım-iyilik yapmaya bizi iten acıma duygusu. Affetmenin nedenlerinden biri de merhamet. Merhamet, fark gözetmeden tüm yaratıklar için olmalı.

Ölüm oldukça, acılar bitmeyecek. Çok yaşayan da, çok acı görecek. Yine de dileğim, yüce Tanrı’nın bizi uzun bir süre acılardan-dertlerden uzak tutması.