DENİZLERİ TEMİZLEYEBİLİRSİNİZ DE YA ZİHNİYETİNİZ?

23/06/2021 20:50 302

 

Önce otobanlar yapacağız diye birçok yerde vatandaşın arazilerini ellerinden aldılar.

Daha öncesi, terörü bahane ederek büsbütün toprağı, evleri, hayvanlarıyla ve hatta kimi yerlerde insanlarıyla birlikte köyleri yaktılar.

Termik santral dediler, baraj dediler, yol, köprü, havaalanı diyerek vatandaşın arazilerine el koydular.

Yasal olmayan yollardan, bürokraside arkadan dolanarak, siyasileri kullanarak verimli tarım alanlarını sözüm ona turizme kazandırdılar!

Ülkemizin tüm tarımsal, kültürel, doğal zenginlik kaynaklarını madencilere, inşaat firmalarına, rantiyecilere peşkeş çektiler.

Ormanlarımızı yaktılar, derelerimizi kirlettiler, kıyılarımızı yağmaladılar.

Tüm bunlar olurken tek bir sanayi yatırımı yapmadılar.

Aksine var olanları da sattılar.

Kalanlar yüzünden de halkımız zehir soluyor.

Fabrikalara bir filtre taktırmayı bile beceremediler.

Daha doğrusu göz yumdular.

Şimdi de Suudi prensler, veliahtlar, Katarlı prensesler için İstanbul’un kalbini yarıp, yeni bir kent yapmak istiyorlar.

Tüm bunlar yapılırken doğanın dengesi altüst oldu.

Orman yangınları, sel taşkınları, depremler art arda gelmeye başladı.

Kısaca doğayı katlettiler.

Bu kadar baskıya, saldırıya insan dayanmıyor, doğa nasıl dayansın.

Marmara’dan başlayarak egeye yayılan denizlerdeki kirlenme denizde yaşayan tüm canlıları tehdit ediyor.

Sorun insanların temiz bir denizde yüzmek istemesi sorunu değil.

Topyekün denizlerimiz, ormanlarımız, topraklarımız yok oluyor, ölüyor.

Toplumda oluşan büyük tepki sonucu bakanlık Marmara denizinde temizlik çalışmasına başlamış.

Yıllarca sürecek bu temizlik çalışması sonunda belki Marmara’yı kurtarabilirsiniz ama zihinlerinizdeki kirliliği temizlemeden ne denizler ne ormanlar ne de biz insanlar rahat bir nefes alamayız.

Tüm dünyayı etkisi altına alan salgından dolayı kuşkusuz ülkemiz de çok büyük sıkıntılar yaşadı.

Zaten kötü yönetilen, daha doğrusu yönetilemeyen bir ekonomi, kirlenen siyaset, yıpranmış bürokrasi, devletin en derinlerine sızmış suç örgütleri ve iş insanı kılığına bürünmüş mafya liderleri yüzünden saray ve çevresi dışında toplumun tüm kesimleri çok büyük mağduriyetler yaşadı, yaşamaya devam ediyor.

Ne siyasette ne bürokraside; liyakat, ahlaki değerler, vicdani hassasiyetler kalmadığı gibi, buna bağlı olarak yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, adalet kavramları çok büyük yaralar aldı.

Artık vatandaş devletine güvenemez hale geldi.

Bilindiği üzere daha yeni kabine toplantısı yapıldı ve korona tedbirleri yeniden gözden geçirilerek yeni kararlar alındı.

Açıklanan kararların içerisinde en dikkat çekeni de eğlence yerlerinde müzik yayınlarına saat 24 de son verilmesi zorunluluğuydu.

Gerekçe de “kimsenin, başkalarını rahatsız etmeye hakkı yoktur” şeklinde açıklandı.

Olayın iki boyutu var.

Birincisi, özellikle de uzun süren pandemi sürecinin sonunda yeniden sosyal yaşama dönmek, dışarda yemek yemek, müzik dinlemek isteyenler.

İkincisi ve daha önemlisi müzik sektörü içerisinde yer alan ve tek gelir kaynağı bu mekanlarda yaptıkları programlar olan müzisyenler.

İki sezondur büyük mağduriyetler yaşayan, geçtiğimiz aylarda yüzün üzerinde meslektaşları intihar eden müzisyenlere” siz aç kalmaya devam edin” demek anlamına gelen bu karar, kim ne derse desin aslında “yaşam tarzına müdahale” dir.

Tonlarca uyuşturucuyu Türkiye’ye sokanlar dururken, insanların içkisine karışmak; yolsuzluklar, zor alımlar ayyuka çıkmışken gücü yeten yetene çökerken; evine ekmek götürmek, insanca yaşamaktan gayrı düşüncesi olmayan esnafı, dar gelirliyi, asgari ücrete mahkum ettiğiniz çalışanları, onu bile bulamayan milyonlarca işsizi, tarlasında traktörü haczedilen çiftçiyi daha ne kadar ezeceksiniz?

Öyle görünüyor ki, ekonomide, sosyal yaşamda, siyasette, yaşamın her alanında baştan aşağı bir arınmaya ihtiyacımız var.

Zihniyetimizi temizlemezsek, bu zihniyetteki insanlar daha çok denizlerimizi kirletir, ormanlarımızı yakar, kıyılarımızı işgal eder.

Ne yeşil kalır, ne mavi, ruhlarımızın derinliklerine sızmış karanlıklardan başka.