DEMOKRATİK SOSYAL DEVLET 2

07/06/2021 20:20 231

 

Kuşkusuz sosyal devletin altın çağı, 1930’larda başlayan ve ikinci büyük emperyalist paylaşım savaşının (İkinci Dünya Savaşı) ardından, 1970’li yılların ortalarına kadar geçen, 40-45 yıllık süredir. Bunu sağlayan unsurların başında, dünyayı kasıp kavuran ve kapitalist sistemin daha yüksek sesle sorgulanmasına neden olan, 1929 ekonomik buhranı gelmektedir.Buhranın sonucu olan yoğun işsizlik, sistemi çok daha fazla işsizlik ödeneği yapma durumuyla karşı karşıya bıraktı. Bu ödemenin sistem üzerinde baskı oluşturmasından dolayı devletler ödemelerde kısıntıya gittiler. Buhranın yol açtığı istihdam daralmasının yok sayılması ve ödenek kısıntısının işsizlik ödeneği alamayan işsizleri çalışmak zorunda bırakacağı tezine dayandırılan bu uygulama, beklenenin aksine buhranı daha da derinleştirerek, yoksulluğu katlanılamaz boyutlara ulaştırdı. Bu nedenle, devletler kısa zamanda bu politikadan dönüş yapma gerçeğiyle yüz yüze kaldılar. Zira başta Keynes olmak üzere, sistem ideologları, buhranın yol açtığı istihdam daralmasının talep artışı sağlanması ile aşılabileceğini salık veriyorlardı. Bu ideologlara göre, esnek ücret ve esnek fiyat politikasının aksine, devletin işçiler lehine üretim ilişkilerine müdahale etmesi kaçınılmazdı. Böylece devlet bir yandan harcamalarını artırdı, diğer yandan ücret genel düzeyini belirleme yetkisini eline aldı. Bununla da yetinmeyen devlet, aynı zamanda fiyatlara müdahale ederek, halkın satın alma gücü ile fiyatlar arasında denge sağlamaya çalıştı. Tüm bunlar, liberal kapitalist sistem savunucularına göre, devletin özgürlüklere müdahalesi olarak görülse de, yoksul kesimlerin refah düzeyinin yükseltilmesi için devletin müdahalesi zorunlu hale gelmişti.

Sosyal devlet, sanayi devriminin bir ürünüdür.

Sanayi devrimi ile ortaya çıkan endüstri toplumunda sosyal sınıflar oluştu. Demokrasiden yana olanlar, bu sosyal sınıfların mücadelesini, uzlaştırılıp sosyal devleti kurdular.

Böylece sosyal devlet, 19.yüzyılın sonlarında oluştu. Avrupa ülkeleri ise İkinci Dünya Savaşandan sonra hem demokratik hem de sosyal devlete geçtiler.

SOSYAL DEVLET

Sosyal kelimesi, TDK’ya göre ‘Toplumsal’ anlamını ifade eder. Sosyal adalet, sosyal antropolog, sosyal bilgiler, sosyal bilim, sosyal psikoloji, sosyal tabaka, sosyal yardım, sosyal yardımlaşma gibi…Bunun yanı sıra; dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık, cana yakınlık demektir.

Sosyal devlet, anadır, babadır, arkadaştır, dosttur, yoldaştır, partnerdir. Çünkü bir anne, baba gibi vatandaşlarının her şeyinden sorumlu bir devlettir.

Sosyal devlet, kişiye ekonomik ve toplumsal hayatta, aş ve iş vererek sahip çıkar. İşsize, dar gelirliye asgari ücret temelinde sosyal yardım yapar. Kimseyi kimseye muhtaç etmez.

Sosyal devlet, sosyalist devlet değildir. Çünkü sosyal devlette karma ekonomi uygulanır. Oysa sosyalist devlette ise, sadece devlet sektörü vardır.

Sosyal devlet işte sosyal yardımları elbette ki topladığı vergilerden karşılar. Buna bir örnek vermek gerekirse; bugün Hollanda’da yıllık geliri 70 bin avro ve üzerinde olanlar yüzde 49,5 vergi öder. Şirketler de bu oran yüzde 52’dir. (1) Bu demek ki gelirlerin yarısı vergiye gidiyor. Peki, vergi almadan sosyal yardım yapmak mümkün müdür? Elbette ki hayır.

Hollanda demokratik sosyal bir devlettir. Örneğin bir işsiz, iş bulup çalışana kadar sosyal devletten, ayda 1503 avroluk sosyal yardım alır. Bunun yanında ev kirasına ve de sigorta primlerine de yardım edilir. Böylece herkes insan onuruna yakışacak şekilde yaşamını sürdürür. Yine aynı kişiler her yıl devletten tatil parası da alırlar ve tatillerini yaparlar.

Sosyal devlet, her soruna demokrasi sınırları içinde çözüm sunan devlettir.

DEMOKRATİK DEVLET

Demokratik devlet, demokrasiye uygun, demokrasiyi bütün kurum ve kuruluşları ile yaşatan devlettir.

Demokratik devlette, kuvvetler ayrılığı esastır. Yani;  Yasama, Yürütme ve Yargı güçleri bağımsızdır. Hukukun üstünlüğü ve şeffaflık esastır. Adalet eksenlidir.

Demokratik devlette üç ana politik akım vardır. Bunlar; 1) Liberal demokrat, 2) sosyal demokrat ve 3) muhafazakâr demokrat akım ve partilerdir.

Demokrasiler de, siyasi partiler birbirlerinin rakibidirler. Onun için aralarında çok güzel bir diyalog, uzlaşma, görüşme ve birlikte çalışma kültürü vardır. Siyasetçiler sadece konular üzerinde görüş belirtirler. Kişiselliğe hiç dokunmazlar. Ya da dokunulmaması gerekir…

Son yıllarda, İslam düşmanı ırkçı milliyetçiler ortaya çıktılar. Bu akım elbette ki hem demokrasi, hem de Müslümanlar için çok tehlikeli bir akımdır.

Avrupa’da ve dünyanın her yerinde bütün demokratlar, (liberal, sosyal ve muhafazakâr demokratlar), demokratik sosyal devleti korumaya ve yaşatmaya mecburdurlar.

Demokratik sosyal devleti yaşatmak ve korumak için de, hem de ırkçılığın her türlüsüne hem de yükselen İslamofobi’ye karşı mücadele vermek durumundadırlar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere gösterdiği “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak” hedefini, ben demokratik sosyal devlet olarak anlıyorum.

SON SÖZ: ‘’İYİLİK, İNSANLARI BİRBİRİNE BAĞLAYAN, ALTIN BİR ZİNCİRDİR.’’