DEMOKRASİ ve HUKUK DEVLETİ…2

19/03/2021 23:42 707

 

Yurttaş ve Devlet Arasındaki Toplumsal Sözleşmesinin Önemi…

Sayın Selçuk’un konuşmasında dikkate değer bir diğer konu da şöyle ifade edildi; “Devlet sürekli kendini hissettirmek istiyorsa, orada bir sorunun olduğu var demektir.’’ Nihayetinde devlet ve anayasalar toplumların bir arada yaşaması ile insanların ortaya koydukları asgari düzeyde birlikte uyum içinde yaşamalarını güvenceye alan metinleridir. Bunlar, kutsal metinler değil ve eleştirilebilir niteliktedirler. Günümüzde parlamenter demokrasilerde de toplumsal sözleşme olarak da toplamsal anlaşma metinleri bizim adımıza sürekli parlamentolarda güncellenir. İnsanların üzerinde anlaştıkları belgelerde, yetkiler devlete verilmiş ve devletin görevi veya devlet yetkililerinin görevi ise varsa herhangi bir sorun(lar) onları nasıl insan ve doğadan yana çözüm üretmeleridir. Hukuk devleti dedikleri, devletin insanların üzerinde anlaştıkları hukuk normlarına göre yönetmektedir. Devletler, insan sağlığı ve mutluluğu için vardır. İnsanlar devlet için değildirler. Nitekim Şeyh Edebali; ‘’İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın’’ der.. Sayın Selçuk’un verdiği örneklerden anlaşıldığı kadarı ile konu, bütünlüklü olarak bir ülkenin ve tolumun yaşamsal yol haritası niteliğindedir. Çoğumuz bu ince, ancak etkisi derin olan konuyu çoğu zaman görmüyoruz. Ancak insan hakları konusu ortaya çıkınca fark ediliyor.

Devlet Yurttaşın Hak ve Güvenliğini Korumakla Mükelleftir…

Hukuk devletinde, herkesin görüşlerini söyleme ve kanaat belirtme hakkı olduğunu ve görüş açıklamanın anayasal olarak güvence altılında olduğunu belirttiler. Demokrasilerde devlet herkese eleştiri haklar tanıdığını belirtiler. Devlet yurttaşını çocuğu gibi insanlaştırma eğilimden olmalı gerektiğini örnekleyerek açıkladılar.

Türkiye’de bugün en çok eksikliği görülen konuların başında, demokrasi kültürünün gelişmediğini, hak arayışının sınırlandırıldığını belirttiler. Yaşamımda farkındalığımın olduğu günden beri yaşadıklarımdan görüyorum ki, ülkemizde hukuk normları, düşünce açıklama ve kişilerin kendileri rahat ifade edebilme durumu gün geçtikçe irtifa kaybetmektedir. Yaşadığım birçok darbe girişimleri sonrası sürekli kaybeden bir toplum ülke olduk ve bu durum ülkemizi çok da ileriye taşıyamadı.

Türkiye hukuk sisteminin Afrika’nın gerisinde olduğunu belirttiler. Afrika’da, özellikle İngiliz ve Fransızların sistem kurduğunu ve bununda Türkiye’de çok bilinmediğini belirttiler.

Batıda hukuk devleti bir tek olaydan yola çıkarak yargıya zarar vermez ve insan hak ve özgürlükleri engellemez. Birçok olay birlikte düşünülür ve sonuçları açık olarak analiz edilir. Şeffaflık içinden olaylar değerlendirilir. Maalesef ülkemizde, başta kamu kurmalarında ve özel sektörde hesap sorulabilirlik ilkelere bağlı olarak sorulmadığı için şeffaflık sağlanamadı.

Türkiye’de Üniversitelerin Yaşadığı Sorunlar ve Hukuk Devletinin Önemi…

Sayın Selçuk, ülkemizde çok sayıda hak ihlalleri ve hukuksuzlukların yaşandığını, bunların karşısında Hukuk Fakültelerinin sesiz kalmasını anlamadığını belirttiler. İnsanın düşünce açıklamasının önündeki engellerin kaldırması gerektiğini belirttiler.

Türkiye’de bugün üniversite özerkliğinde bahsedebilmek mümkün değil dediler. Batıda üniversiteler halen üniversitelerinin yasal hakkı olan özerk üniversiteye dokunmadığını belirtiyor. Sayın Selçuk 1960’lı yıllarda Sorbonne Üniversitesinde doktora yaparken, üniversiteye polisin girme isteğine rektörün tavır aldığını ve Rektörün öğrencilere Üniversitenin 600 yıllık onurunu korudunuz der ve hapse düşerseniz benim dersimden sizi sınav yapmak için cezaevine gelir sizi orada sınav yaparım der. Ayrıca düşünce açıklama konusunda da çok bilinen De Gaulle’ün Nobel ödüllü Jean Paul Sartre hakkında belirttiği o ünlü sözünü örnek gösterdiler. Fransa'da General De Gaulle döneminde, Sartre’ının Fransa ile ilgili çok ağır ifadeler kullandığı dönemde De Gaulle'e hakkında dava açılması için izin istenince, De Gaulle "Jean Paul Sartre da Fransız'dır” der.

Sayın Selçuk’un belirtiği üniversitelerin, gelişmeler karşısında sessiz kalmasının birçok nedeni var. Bunların başında üniversite organları ve mensupları üniversite ilkelerini yeterince bilmiyor ve/ya kavrayamadılar. İkincisi, devletin son 60 yılda yaşanan siyasi çekişme ve darbelerin sorumlusu olarak üniversiteleri ve birbirine düşürülen gençleri göstermesidir. Halen ülkemiz, geçmişte yaşanan birçok gelişmenin soğuk savaş ile ilişkisini ve dışarıdaki etkilerin içeriye yansıması yeterince anlaşılmadığı için halen üniversitelerin teknik bilgi dışında görüş açıklaması pek istenmemektedir. Fen bilimleri açısından değil, ancak sosyal bilimler açısında maalesef ülkemizde toplumsal sorunlara yeterince eleştirel yaklaşımlar sunulamadığı için, sorunların çözümüne sağlıklı yaklaşımlar sağlanamamaktadır.

Üniversite ve Eleştirel Düşünmenin Önemi…

Ancak şunu da belirtelim ki, biz akademik dünyada olarak maalesef başta anayasal haklarımız, üniversitelerin tarihsel misyonu ve sorumluğu konusu dâhil birçok konuda, yeterli değiliz ve üniversitilelik  bilincini tam olarak ülkemizin bilim kuramlarına oturtamadık. Birçok konuda sağlıklı bir eleştiri kültürü geliştiremedik. Yukarıda da belirtildiği gibi, eleştirmek için öncelikle bilgi sahibi olmak ve okumak ve okunanı da doğru anlamamız gerektirmektedir. Her olgu ve düşünceyi iyi okumak ve anlamak ve okuduğumuzda doğru ifade etmemiz gerekir. Ülkemizin yargı sorunlarını mutlak ilkeli kişi ve kurumlar tartışıyordur. Ancak yurttaşlar ve üniversite öğretim üyeleri olarak üniversitelerin suskunluğu eğer AYM ki Anayasanın ve kanunların kendisine verdiği görev ve yetkiler kapsamında kişi hak ve özgürlüklerinin açıklanması konusunda yurttaşlara ve üniversitelere destek verirse, eminim ki bu ülkemize yarar sağlayacaktır. Her öğretim üyesinin ülkesinin başarısı için çalıştığını bilerek üniversitede eleştirel düşünmenin ve yaklaşımın, yaptıkları ulvi görevin gereği olduğunu devlet yetkilileri ve yargının da anayasada tanımlanan hali ile bu evrensel hakkı koruması ve kollaması gerekir. Üniversitelere yüzlerce yıldır tanınmış olan eleştirel düşünme hakkını tehdit olarak algılanırsa ülkenin bilimsel bilgi ile çözülmesi gereken sorunları korkarım ki yeterince irdelenmez ve tartışamaz. Bu bağlamda Sayın Selçuk, ülkemizde Yargıtay Başkanlığı yapmış onursa saygınlığı olan değerli bir hukuk insanı olarak önerileri önemliydi. Hocanın anlattıklarından anladığımız  kadarı ile hoca, hukuk devleti olmanın önemini vurguluyor ve devletin hukuk normlarını geliştirmesini savunuyordu….

SON SÖZ: ‘’ HUKUK, HER KESE LAZIM.’’