Değerini Bilemediğimiz Büyük Bir Eğitimci Hasan Ali Yücel ( 1897-1961

17/12/2019 02:30 749

 

Şair, yazar, düşünür, eğitimci ve siyasetçi H.Ali Yücel, 1897 yılında İstanbul’da doğmuş. Dedesi, 18 Eylül 1890’da Japonya’da Oshina Burnu’ndaki kayalıklara çarparak batan, 587 denizcimizin şehit düştüğü Ertuğrul Savaş Gemisi’nin kaptanı Ali Bey.

1897’de doğan, H.Ali Yücel’e 1890’da ölen dedesinin adı olan Ali verilmiş.

Bu geminin Japonya’ya gidişi, daha önce İstanbul’a bir savaş gemisiyle gelmiş olan, Japon İmparatorunun amcasına bir mukabeleydi, bir dostluk gösterisiydi.

H.A.Yücel, en son, edebiyat fakültesi felsefe bölümünü bitirmiş ve çeşitli okullarda öğretmenlik yapmış. Sonra, teftiş kurulu üyesi olmuş, 1930 yılında da bir yıl için Paris’e gönderilmiş, 1933-1935 döneminde kendisi orta öğretim genel müdürü.

1935’te İzmir’den milletvekili seçiliyor, 3 yıl sonrada Milli Eğitim Bakanı oluyor. Bakanlık süresi 7 yıl, 7 ay, 7 gün. Başarılarla dolu bir Milli Eğitim Bakanı olarak biliniyor, tanınıyor.

H.A.Yücel; ders kitapları dışında çok sayıda kitap ve makale yazmış. Bunların başlıcaları: Türk Edebiyatı’na Topluca Bir Bakış ( 1930 ), Bir Dehanın Romanı ( 1932 ), Dönen Ses ( şiir kitabı 1933 ), Pazartesi Konuşmaları ( 1937 ), Sizin İçin ( Çocuk şiirleri 1938 ), İçten Dıştan ( 1938 ), Hürriyete Doğru ( 1951 ), İyi Vatandaş-İyi İnsan ( 1956 ), Kıbrıs Mektupları ( 1957 ), Yakup Kadri ( 1959 ), Dile Benden ( Şiir 1960 ), Hürriyet-Gene Hürriyet ( 1960 ).

H.A.Yücel’in yaptığı, başardığı o kadar çok şey var ki. Örneğin: Köy Enstitüleri ( 1940 ), 8 Sanat Enstitüsünü 75’e çıkarma, Ankara Fen-Tıp Fakültesi ve Ankara Üniversitesi’ni kurma ( 1945 ), Bayındırlık Bakanlığı’na bağlı İstanbul Mühendislik Okulu’nu, İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürme. Milli Eğitim Şuraları düzenleme, tercüme bürosu kurma, dünya klasiklerini dilimize çevrime, tercüme dergisi, İnönü ve İslam ansiklopedileri, Ankara Devlet Konservatuvarı, Ankara Devlet Tiyatrosu ve Operasını açma, her yıl düzenlenen resim ve heykel sergileri, yeni müzeler kurma, İdil Bired, Suna Kan gibi harika çocukların yurt dışında eğitimi için yasa çıkarttırma.

H.Ali Yücel’in idealist çalışma arkadaşları vardı. Bunlar; Müsteşar İhsan Sungu, Talim Terbiye Kurulu Başkanı Kadri Yörükoğlu, İlk Öğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, Teknik Öğretim Genel Müdürü Rüştü Üzel.

Devrin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Köy Enstitülerine çok önem verdi, destekledi, takipçisi oldu. Burada amaç, Köy Enstitülerinden yetişen öğretmenlerle köyü ve köylüyü kalkındırmak ve canlandırmaktı.

Enstitü öğrencilerinin tümü köy çocuklarıydı. Öğrenciler bir demirci ustası, marangoz, elektrikçi, inşaatçı gibi çalışarak okulları, derslikleri, atölyeleri, kitaplıkları, yatakhane ve spor alanları yaptılar. Tarımcılığı, hayvancılığı da öğrendiler.

Kısa bir süre içinde 20 Köy Enstitüsü kuruldu, öğrenci sayısı da 16 bine ulaştı.

İnönü, ilköğretime çok önem ve değer veriyordu. Demişti ki; “ İlköğretimi olmayan memlekette, orta çağ idaresi bütün şekilleriyle devam eder. Yasalar ne derlerse desinler ve haklar vatandaşlara ne kadar tanınırsa tanınsın, ilkokul derecesinde bilgi olmazsa haklar ve vazifeler canlanamaz, gönüllere, yüreklere yerleşemez.

Bilmeyen, siyasi ve ekonomik kudret sahiplerinin elinde, orta çağda olduğu gibi köle hayatı sürer. Acıklı olan tarafta, bilmeyenin kendi düşkün ve köle hayatına karşı duygusuz ve kayıtsız kalmasıdır.

Hür vatandaşlardan birleşik bir millet olmanın çarelerinin başında, ilköğretim çaresi gelir. Davayı, bu kadar geniş ve devrim mahiyetinde görmeliyiz.

İlköğretim davasını, insan olarak yaşamak için, su ve hava gibi tabii şartlar arasında görmeliyiz”.

İsmet İnönü 1946’da yaptığı bir başka konuşmada şunları söylüyor; “ Bütün siyasi ve askeri hayatımdaki vazifelerin hiç birisini kaile almadan diyebilirim ki, öldüğüm zaman, Türk Milleti’ne iki eser bırakmış olacağım. Biri Köy Enstitüleri, diğeri de çeşitli partilerdir.”

Çok partili siyasi hayatımız oldu ama, ne yazık ki Köy Enstitüleri kapandı, hem de İsmet İnönü’nün sağlığında.

Köy Enstitülerinin hızla büyümesi, gelişmesi ve H.A.Yücel’in başarıları kıskançlıklara, dedikodulara neden oldu.

H.A.Yücel, İnönü’nün güvenini ve sevgisini kazanmıştı ve sık, sık da İnönü’nün akşam sofralarında yer alıyordu. H.A.Yücel için, İnönü’nün annesi Cevriye Hanıma kur-an okuyor lafları bile ortalıkta dolaştı.

H.A.Yücel, mevliviydi, bilgili, inançlı bir şair olduğu kadar, iyi bir besteciydi. Sen bezmimize geldiğin akşam neler olmaz, onun bir bestesi. Şükrü Şenozan’ın gözlerinden içti gönlüm neşeyi şarkısının güftesi de H.A.Yücel’in.

İnönü’yle akşam sofralarında sadece iş konuşurlarmış. Bir gün İnönü’ye diyor ki; “ Paşam, ilköğretim sistemimiz iyidir. İlkeleri, programları birçok ülkeden ileridir, daha çağdaştır. Çünkü, ünlü Amerikan eğitimcisi john Dewey’in fikirlerinden yararlanılarak düzenlenmiştir.

H.A.Yücel dönemi Milli Eğitim’in altın dönemi olduğu halde, kendi partisi de, muhalefet partisi de, onu solculukla ve komünist yuvaları kurmakla suçladılar. Maalesef kendi partisi ona destek olmadı, bu durumdan üzülen H.A.Yücel önce bakanlıktan, daha sonrada partisinden istifa etti.

Bir süre İş Bankası yayınlarını yönetti ve 1961’de Kurucu Meclis’e seçildi, ve de aynı yıl vefat etti.

Köy Enstitüleri, CHP döneminde Öğretmen Okulları oldu, DP iktidarında da, 1954’de tamamen kapatıldı.

Türk Ulusu olarak H.A.Yücel’in değerini bilemedik. Ama UNESCO, onun doğumunun 100’üncü yılı olan 1997’de, Köy Enstitülerinin en iyi eğitim sistemi olduğunu dünyaya ilan etti.

Yazık etmedik mi, bu yüce insana?