DEĞER BİLMEK 2

07/09/2021 02:11 199

 

Nasıl olsa diye başlayan cümleler artık aklımıza daha sık mı geliyor?

Değerini bilmek kavramı aslında birçoğumuza göre “göreceli” öznel bir kavram… Ben bunun “kendimize” verdiğimiz değerden kaynaklandığını düşünüyorum. Öncelikle kendimize bu şekilde değer vermiyorsak, başka birine verebilmemiz de mümkün olmuyor. Kendimize sonsuz bir saygı duymuyorsak, başkasına da duyamıyoruz. İşte bu yüzden öncelikle özel ilişkilerimizdeki kıymet bilmek kavramına bakacağız…

Bir ilişkide, eğer kendimizden önce karşımızdakini düşündüğümüzde, kendimizin yeterince değerli yıllar geçse de aynı öneme sahip sıkıcı olmayan kaybedilebilir olmayan olduğumuzu düşündüğümüzde, aslında aynı duyguları eşimiz veya sevgilimiz veya nişanlımız veya kız ya da erkek arkadaşımız için de hissedebiliyoruz… Bizler para kaybetmeyi göze alabiliriz, iş kaybedebiliriz, yer kaybedebiliriz, belki araba belki ev kaybedebiliriz, ama hayatta kaybedemeyeceğimiz tek şey kendimiziz… Bu inanç içimizde olduğunda hayatımızda “o” kişi olanı da aynı sıralamaya koyamayız; o kişiyi “kaybedemeyiz”… Nasıl ki kendimizi kaybettiğimizde para, iş, araba, ev her ne ise değersiz hale gelecekse ve hepsinin kaynağı yine benden geçecekse, o kişi de hayatımızda işte böyle bir kıymettedir…

Bu yüzden “gerçekten” kıymet bilmek, o kaybedemeyeceklerimizi her daim bu gerçekle hatırlamaktan geçer… Sesimiz yükseldiğinde bile bu gerçek, bizi yatıştırır… Sadece kendimiz ile ilgili plânlar yaparken bile bu gerçek ile plânlarımız değişir… Hayattan beklentilerimizi düşündüğümüzde bu gerçek ile beklentilerimiz ortaklaşır… Yapmak istediklerimiz, sahip olmak istediklerimiz, gitmek istediklerimiz, konuşmak istediklerimiz, hepsini sıralarken, bu gerçek tüm bu “isteklerimizin” içerisinde hayat buluverir.  Biz,  işte o zaman gerçekten kıymet vermekteyizdir… Kıymet vermek demek, o adamı veya kadını hayatımıza “gerçekten” kabul edebilmek ve bu kabulün tüm sorumluluklarına iyisi ve kötüsüyle tüm zorluk ve kolaylıklarıyla razı olmak demektir…

İşte incinmek, kırılmak, yıkıp dökmek noktası tam olarak bu “andaki” kopuşlarda gerçekleşir. Örneğin X anında yanımızda olsun isteriz de Y için haber vermek bile aklımızdan geçmez… A yaparken yanımızda olmalıdır da B için hesap vermek tüylerimizi diken diken yapar. C için bizim “eşimiz” olur da, D yemeğine katılırken “eşimiz” olup olmadığı konusunda o derece emin değilizdir…

E günü geldiğinde o kadın karımız olur, o adam kocamız olur da, F gününde X durumunda bizim “biricik” karımız veya kocamız olmak hali siliniverir, utanırız, öyle göğsümüzü gere gere açık edemeyiz, başka “olasılıkları” kaybetmekten korkarız… İşte bu anlarda kırarız, işte bu şekilde kıymet “bilemiyoruzdur”… Oysa sıkı sıkı elini tutmak vardır, sıkı sıkı sarılabilmek her ne olursa olsun her kim olursa olsun karşısında durup bu benim “bir” eşim, hayat eşim, hayat arkadaşım ve değişmeyen tek gerçeğim diyebilmek vardır…

Bugün bu yazımı okuyorsanız o “biricik” eşinizin, ya da değer v erdiklerinizin  elini sıkı sıkı tutmanızı dilerim. Her ne olursa olsun, her nasıl ve her nerede olursanız olun, o kişinin hayatınızdaki kıymetini ve varlığının güzelliğini sonuna kadar hissedebilmenizi dilerim… Çok geç olmadan, kaybetmeden, yitirmeden kırıp dökmeden, yıldırmadan çok ama çok daha önce bunu “tüm kalbinizde” hissedebilmenizi dilerim… Geç olmadan kıymet bilmek mümkün…

Günümüzde, değişimler hızlı yaşanıyor. Değerlerimizi de hızlı tüketiyoruz. Çoğu kez, kırılanın dökülenin farkına bile varamıyoruz. Adeta yaşamla rekabet ediyor, yaşamla savaşıyoruz. Değerler kaybedildikçe, yalnızlaşıyoruz, bireyselleşiyoruz. Ortak yanlar, ortak yönler azalıyor. İnsanlar birbirine selam dahi vermiyor. Merhaba demeyi esirgiyor. Adeta, bariyerlerle çevrili bir dünyada yaşıyor. Dar alanda paslaşıyor hayatla… Sosyalleşmenin bile kısıtlandığını söylemek mümkün. Sosyal, kültürel etkinlikler STK’ lar  ancak zemin oluşturuyor, ama orada da sınırlı sayıda birliktelik oluyor. Dolayısı ile insan, zaman içinde, değer vermeyi, kıymet bilmeyi pek te önemsemiyor. İlişkilerde, madde ve menfaatin ön plâna çıktığını görüyoruz. Öncesinde, manevi değerler, daha öncelikli idi. Her şey gibi, o da değişti.

SON SÖZ:“KIYMET BİLMEK; KAYBEDİNCE ARKASINDAN AĞLAMAK DEĞİL, YAYNINDAYKEN,  SIMSIKI SARILMAKTIR.  *Mevlâna Celâlettin Rumi*