DARBECİLER YİNE ORTAYA ÇIKMAYA BAŞLADI

15/09/2021 01:49 169

 

Ülkemizde her kaos ortamında ortaya çıkan ve silahlı-silahsız kimi yerli ve yabancı güçleri göreve çağıran kimi darbe severler şu günlerde de aportta beklemeye başladılar.

Bir yanda AK Parti iktidarının artık bu ülkeyi yönetemediğini gören, hiçbir şekilde sandıktan demokratik yollarla çıkmasının mümkün olmadığını gören ama tüm yatırımlarını bu iktidar üzerine yapmış olanlar.

Diğer yanda” bu iktidar hiçbir şekilde demokratik yollarla gitmez, öyleyse onu bir biçimde devirmek gerek” diye düşünen endişeli modernistler

Bir diğer grupta, her dönemde güçlüden yana olan, her fırsatta yeni güç odaklarına yamanmayı becermiş, omurgasız, işin içine biraz da ideolojik sos katan karanlık kesimler

Her üç kesimin de hesaba katmadığı, uluslararası barış güçleri ve değişen, yenilenen küresel ilişkiler.

Bir yandan üretim ilişkileri, diğer yandan tüketici tercihleri değiştiği gibi buna paralel olarak siyasi mücadele biçimleri ve uluslararası ilişkiler de doğal olarak değişiyor.

Soğuk savaş dönemlerinde olduğu gibi ne ebedi dost ne de ezeli düşman var ortada.

Giderek gelişen teknoloji ve bilimsel değişim süreci insan ilişkilerini de hiç tahmin etmediğimiz ölçüde değiştiriyor.

Kısacası artık dünyanın neresinde olursa olsun vicdan sahibi insanlar savaşa, zulme karşı dirençli bir karşı duruş sergiliyorlar.

Çağımız dijital çağ ve böylesine gelişmiş iletişim olanaklarının olduğu dünyada hiçbir şey gizli kalmadığı gibi insanlar birbirlerinden daha kolay ve çabuk etkileniyorlar.

Vahşi kapitalizm ya da acımasız emperyalist güçler ne kadar da her fırsatta ülkeler arasında olduğu gibi, etnik gruplar arasında çatışma ortamları yaratmaya çalışsa da değişen dünyada barış, eninde sonunda savaşa karşı üstün gelecektir.

O nedenledir ki; var olan sorunlarımızı barışçıl yollardan çözmenin, yargı bağımsızlığını sağlamanın, adil yargılanmanın, hukukun üstünlüğünün en geçerli yol olduğunu içselleştirmek zorundayız.

Tüm bunları sağlamadan ne cumhuriyet değerlerini ne laikliği koruyabilmemiz olası değildir.

Kaldı ki; bağımsız olması gereken yargının adli yıl açılış töreninde Diyanet İşleri Başkanı dua okuyor ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere, Yargıtay başkanı dahil tüm protokol bu dinsel ritüele uymak zorunda kalıyorsa, orada laiklikten söz etmek mümkün olabilir mi?

Bu durum doğrudan anayasa suçu işlemektir.

Ancak anayasanın yok sayıldığı, İktidar ortağı Bahçeli’nin Anayasa mahkemesinin kaldırılmasını talep ettiği, Türkiye Büyük Millet Meclisini devre dışı bırakarak daha şimdiden seçim barajının ne olacağının duyurulduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesin hükmündeki kararlarına uyulmadığı bir ülkede siz hangi Cumhuriyet değerlerini koruyacaksınız?

Demokrasi olmadan cumhuriyet de olmaz, laiklikte!

Tüm bu yasa tanımaz, anayasa karşıtı uygulamalara karşı salı toplantılarında süslü söylevlerle muhalefet yapılmaz.

Mecliste grup toplantı salonunda değil, Yargıtay binasının önünde on binlerce insanla birlikte yapacaktınız o açıklamayı.

Görüldüğü üzere, sahaya inildikçe iktidarın oyları azalıyor.

Ama ne yazık, ana muhalefet partisinin oyları bir türlü yükselmiyor.

Kuşkusuz kamuoyu yoklamalarının hangi ortamlarda yapıldığı, serbest iradeyi ne kadar yansıttığı da tartışılır.

Özellikle kamu çalışanlarının tercihlerini açıkça söylemekte zorlandığını, bir şekilde iktidarın nimetlerinden yararlanan yoksul kesimin rengini belli etmekten çekindiğini biliyoruz.

Ama artık buraları aşmamız gerekir.

Bizi korkularımızla yönetemeyeceklerini iktidar mensupları bile anladı.

Önemli olan şimdiye kadar iktidarın sahte vaatlerine kanmış ya da iktidardan beslenmiş kişilerin gerçekleri görmesi.

Bu yüzden kimseyi ötelemeden, rövanşist bir anlayışla değil ama yetim hakkı yiyenlerden de hesap sorulacağı bir iktidar arayışı içinde olmak zorundayız.

Bu mücadeleyi de tüm toplumsal dinamikleri kapsayacak biçimde bir demokrasi bloğuna dönüştürmek gerekiyor.

Bir yandan” bu başkanlık sistemini kaldıracağız, cumhurbaşkanının yetkilerini kısacağız, güçlendirilmiş, demokratik, parlamenter sisteme geçeceğiz” deyip, diğer yandan “kim cumhurbaşkanı adayı olacak” türünden kısır tartışmalara dalacaksınız.

Yani kısacası, bu ülkenin yurttaşları artık iktidar tarafından yönetilmek istemiyor.

Ancak kimin daha iyi yöneteceği konusunda da kafası karışık.

Tek net olan konu “kim gelirse gelsin, bu iktidardan daha kötü olamaz.”

Verilecek iktidar mücadelesinde demokrasiyi öncelemezseniz, daha çok darbe heveslisi ellerini oğuşturmaya devam eder.

Bu ülkenin eşitlikten, özgürlükten, barıştan yana demokrasi güçleri darbecilere, darbe yandaşlarına fırsat vermeyecektir.