COVİD-19 ve SAVAŞ EKONOMİSİ

06/04/2020 21:07 450

 

Modern Histiyografinin, Sosyolojinin ve İktisatın öncülerinden, 14. Yüzyıl düşünürü, devlet adamı ve tarihçisi, İbn-i Haldun, coğrafya kaderdir der…Ülkelerin kaderi de, coğrafyaları ile doğrudan ilgilidir. Hele ki bu coğraf ya, üç kıtaya ayak basan, Anadolu coğrafyası ise…Son derece stratejik konumda olan bir coğrafya… Biz Irak Suriye derken, birde başımıza ; COVİD-19 musallat oldu. Sadece bizi değil, tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Piyasalar allak bullak, ekonomiler felç, üretimden, ticarete, turizmden lojistiğe adeta yerle bir etti… Oysa biz savaşlardan , bölgesel çatışmalardan kaçınmaya, ekonomimizi korumaya çalışıyorduk. Savaşlarda ki kayıpları ve olumsuzlukları, göz önüne alıyorduk. Ama gördük ki, beterin beteri varmış…!!!

Korona olmasaydı, Savaş ekonomisi nasıl olacaktı? Sahi, korona virüs gündemi bu kadar işgal etmeseydi, bizim gündemimiz savaş ekonomisi olmayacak mıydı?

İşte değerli dostum, Koral Çepni’den görüşler…

Bu yazının amacı, savaşın ne kadar iyi-kötü olduğu konusunda yorum yapmak değil, savaşın bir ülke ekonomisi üzerindeki etkilerini mercek altına almaktır. İçerik elbette Türkiye’nin İdlip’te içinde bulunduğu savaşla da ilintilidir.

Savaşın ne kadar kapsamlı olduğuna bağlı olarak ekonomi ister istemez kendisini savaş için üretime odaklamak zorunda kalır. Savaş ekonomisine odaklanan üretim kapasitesi, bu güne kadar sivil ihtiyaçlar için yapılan üretimi, askeri ihtiyaçlara çevirmek mecburiyetiyle karşılaşır. Bu gelişme ekonominin tabii akışını bozar, ekonomide süregelen iş bölümünü değiştirir. Her şeyden önce sivil üretimde istihdam edilen iş gücü-ama mavi ama beyaz yakalı-askeri ihtiyaçları karşılamak üzere yönlendirilir. Örneğin fabrikada çalışan vasıfsız bir mavi yakalı, cepheye gider, makine mühendisi bir beyaz yakalı ise cephede askeri araçların tamir ve bakımı ile görevlendirilir. Savaşın kapsamı, iş gücü kapasitesi ve istihdam oranına göre bu gelişme, sivil üretimde önemli aksamalara yol açabilir. Piyasada halkın ihtiyaç duyduğu malların temininde bir aksaklık olması durumunda ülke bu malların yurt dışından ithalatına gidebilir. Ancak bu gelişme de ülkenin savaş sırasında sınırlanmış olan döviz rezervleri üzerinde olumsuz bir etki yapabilir. Sonuçta ithalat yapılsa bile sürdürebilirliği şüphelidir. Ayrıca üretim kapasitesinin savaş ekonomisine odaklanması ile ülke ihracat imkanları da sınırlanacaktır. Savaş için gerekli ek harp malzemesi, akaryakıt vs. ithalatı da yine cari açığı arttıracak bir etki yapacaktır. Savaş içinde olan bir ekonomiye, dışardan doğrudan yatırımlar gelmeyecek, DİBS, borsaya ve diğer TL varlıklara yapılan yatırımlar ve sıcak para kaçacaktır. Turist sayısı azalacak, turizm gelirleri düşecektir. Savaşa odaklanan karar vericiler ister istemez ekonomiyi en azından kısa vadede ikinci plana iteceklerdir. Bu şartlarda genelde gelişmekte olan ülkeler bir döviz krizine girerek yerel paralarının hızla değer kaybına engel olamamakta, bu gelişme de ayrı bir enflasyon yaratıcısı olarak ortaya çıkmaktadır.

Savaş ekonomisi devletin harcamalarını arttırmasını gerektirir. Bütçenin harcama tarafı genişleyecektir. Artan harcamalar ya ek vergilerle, ya borç senedi çıkartılarak, ya da para basarak karşılanacaktır. Ek vergiler zaten çalışan nüfusu askere göndererek veya savaşta hayatını kaybeden/sakat kalanlar düşünüldüğünde gelir kaybına uğrayan nüfusun satın alma gücünü daha da düşürecektir. Hayatlarını kaybedenler ülkenin insan gücünü olumsuz etkileyecektir. Devletin yeni borç senedi çıkartması zaten düşen ticari hayatta piyasadaki parayı kendi bünyesine çekerek faizlerin artmasına neden olabilecektir. İç borçtan dış borca kaçış devletin kredibilitesini düşürecektir. Para basma ise enflasyon yaratacaktır. Enflasyonun artışını önlemek için ekonomik karar vericiler, fiyat kontrolleri koyabilirler. Ancak bu önlem de karaborsayı hortlatacak, ekonomiyi azalan sivil üretim sonucu da durgunluğa itecektir. Parayı kazananlar askeri-sanayi işbirliğine gidebilen sermayedarlar olacaktır. Devlet ister istemez tarıma, eğitime, sağlığa yatırımlarını azaltmak zorunda kalacaktır. Özellikle savaşa yakın bölgelerde tarım üretimi, ticari hayat, sanayi üretimi azalacaktır. Azalan hizmet halkı bir yerde mutsuzluğa itecek, savaş halinin uzun sürmesi ve kapsamını genişletmesi halinde ilk başta ülke genelinde gösterilen birlik, zaman ilerledikçe yerini hoşnutsuzluk seslerine bırakacaktır. Savaşın bölgesel ve düşük yoğunlukta kalması durumunda elbette bu etkiler pek hissedilmeyecek veya etkisi hafif ve geçici olacaktır.

Savaşta karşı cephede olan veya savaşa karşı olan kimi ülkeler ekonomik ambargolar uygulayabileceklerdir. Ambargoların ağırlığına göre ülkenin ekonomisi, finans piyasalarına erişimi, ara ve ham maddelere hatta teknolojiye erişimi olumsuz etkilenebilecektir. Savaşan bir ülke uluslararası işbirliklerinden, ortaklıklardan dışlanabilir. Ülkeler, savaşan bir ülkenin kendi ülkelerinde yatırım yapmasını, alt yapı/üst yapı inşaat işlerine girmesini, teknolojisinin kullanılmasını yasaklayabilirler. Bu şartlarda firmaların ölçek ekonomilerine ulaşması, döviz kazanması da kısıtlanmış olacaktır.

Savaş ekonomisi uygulayan bir ekonomi ilk başlarda piyasaya para basarak geçici bir rahatlık sağlayabilir. İstihdamın düşük olduğu ekonomilerde işsiz gençleri askere alarak, hatta yüksek ücret ödeyerek işsizliği (hayatları pahasına)ve fakirliği azaltabilir. Yerel teknolojik üretim burada desteklenir ve ivme kazanması sağlanabilir. Uzun vadede bu teknolojilerin dost devletlere satımı ve sivil projelere uygulanmasıyla katma değeri yüksek ürünlere geçiş kolaylaştırılmaya çalışılır. Ancak savaş sona erince terhis olunan askerlere iş sağlanamaz ise mutsuz bir insan gurubu oluşturulmuş olur. Böyle olmaması için de savaşlar uzatılır, bitenlerin yerine yenisi bulunur.

Savaşlar hakim rejime desteği arttırmak, muhalefeti bastırmak, sorunlardan halkı uzaklaştırmak için, iktidarlarını yakında kaybedeceklerinden korkanlar tarafından da kullanılır. Savaşların her zaman kontrolden çıkma riski mevcuttur. Bu takdirde yukarda belirtilen olumsuzluklar katlanarak ülkenin üstüne gelecektir.

Türkiye’nin 2018 yılı silah harcamaları 18 Milyar USD* olarak tahmin edilmektedir. Sadece bu rakamın yarısı bile Türkiye’ye tarım desteğini Anayasada yazıldığı gibi GSYH’nın %1’i kadar destek verilmesini sağlayacaktır.

*Stockholm International Peace Research Instıtute

SON SÖZ.’’ SAVAŞ DA, COVİD-19 DA, YIKIMDIR.’’