ÇÖPTEN ÇIKAN CESET

24/07/2021 21:04 331




Sabaha karşı geçtiğimiz yollardan, insanların yaşanmışlıklarının ardında kalanlarını topluyorduk. Hayatlarında tutmaya gerek duymadıkları, gereksiz ve değersiz şeylerdi işimiz. Çöpçüydük biz. İşimiz, çöp aracının arkasında ayakta, durduğumuz yerlerden toplamaktı yaşanmışlıkların posalarını. Kimsenin yanından geçmeye bile dayanamadığı çöp bidonlarının içinden araca dökülenleri izliyor, mecburen de kokluyorduk. Normal insanlar, sadece çöp kokusu alıyordu ama ben bu çöp yığınlarının içinden duyguların kokularını alıyordum. Bir evin içinde neler yaşanıyorsa, duygulara bürünüp, evden çıkarttıkları poşetlerin içine koku olarak giriveriyordu. Hiçbiri farkında değildi bunun. Ben farkındaydım. Bazı çöpler kızgınlık kokardı, bazıları hüzün, bazıları huzur ve bazıları korku. Her zamanki rutinimizde görevimizin başındayken, bu sefer benimle birlikte diğer arkadaşlarım da aynı anda duyduk o kokuyu.Duygunun kokusu bir ruh ile dışarı sızmıştı. Bu, ölümün kokusuydu!

  • Allah kahretsin bu da ne böyle? Durdur mekanizmayı, sana diyorum Ali, hemen durdur!

Çöp bidonundan gözümüzün önünde bir erkek cesedi düşüverdi aracın içine. Ali öğütücüyü zamanında durduramasaydı, adam paramparça olacaktı. Henüz ben daha şoku atlatamamışken, adamın yüzünü gördüğümde ikinci şoku yaşamıştım. Aracın içinde, çöplerin arasında yatan adam, iki gün önce kavga ettiğim, Martı Apartmanı’nın yöneticisiydi. Hiçbir şeye dokunmadan polise haber verdik. Sabahın kör vakti olduğu için gelmesi tam üç dakika almıştı. Polis gelene kadar cesede bakmaktan kaçınan iki arkadaşım da polislerle birlikte eğilmiş cesede bakıyorlardı. Ali, yani şoför çok hassas bir çocuktu. Cesede baktığı anda arkasını dönüp kusmuş ve ağzından çıkan o tek cümleyle gözaltına alınmama sebep olmuştu;

  • Ağabey, bu adam geçen senin kavga ettiğin adam ya!

Bu cümleden sonra, polisler beni gözaltına alıp, iki gün boyunca iliğimi kuruturcasına sorgulamışlardı.

  • Neden kavga ettin adamla?
  • Akşam üstü çöp topluyorduk, arabasıyla arkamıza gelip kornaya bastı defalarca. Hayırdır ne oluyor dedim. Bidonun içindekileri tam alamamışız, çöp kalmış, kendisi bu apartmanın yöneticisiymiş, biz hep bunu yapıyormuşuz, sonunda yakalamış bizi, işimizi düzgün yapacakmışız, yoksa!
  • Yoksa ne?
  • Yoksa bizi şikâyet edip attıracakmış.
  • Ee sonra ne oldu?
  • Diğer arkadaşım tamam dedi, arkasını dönüp araca bindi. Böyle yapınca yönetici denilen, neyse kötü konuşmayım şimdi, arkadaşım öyle yapınca rahmetli de; “Hah işte böyle sözümü dinleyin adam olun!” dedi. O an gözüm dönmüş komiserim Allah ne verdiyse girişmişim. Arkadaşlar ayırdı. Bindik araca gidiyoruz, hâlâ tehdit ediyordu, sizi şikâyet edeceğim, siz insan mısınız, siz bittiniz diye.
  • Adam sizi şikâyet etmiş ertesi gün. Karakolda kaydı var. Yani öyle ya da böyle sen yine buraya gelecektin bugün. Şimdi söyle bakalım. Sen mi öldürdün?
  • Başkomiserim, yemin ederim ben öldürmedim. Ben yalan söyleyemem, hemen anlardınız zaten.
  • Anlayacağız…

Martı Apartmanı’nın yöneticisi Tahir Yıldız, elli sekiz yaşında, emekli bir hakimdi. Muğla’da yaşayan evli bir kızı ve yıllar önce boşandığı bir eşi vardı. Hiçbiri ile görüşmüyordu. Yalnız bir adamdı. Apartmanın giriş katında oturuyor, yetiştirdiği çiçeklerle ilgileniyor ve apartmanın yönetimi ile uğraşıyordu. Tam bir emekli hayatı diye düşündü Başomiser Yusuf. Gözaltına aldıkları çöpçünün sorgusu sürüyordu. Değişik bir adamdı. Ruhuna inemediği insanlardan biriydi. Başkomiser Yusuf, suçluların ruhuna kadar görebiliyordu sorguda. “Ben bunların ciğerlerini bilirim.” derdi hep ekip arkadaşlarına. Fakat bazılarının ruhunu göremezdi. Bu insanlar ya gerçekten masum çıkarlardı ya da bir seri katile taş çıkartan, karanlık ruhlara sahip olurlardı. Bu çöpçü sanık hangi ruha sahipti zamanla anlayacaklardı.

Komiser Zeynep, kapıdan içeri düşünceli bir halde girdi;

  • Başkomiserim, sanırım katili bulduk ama teşhis edemiyoruz, ekip görüntüleri inceliyor, siz de bir bakın isterseniz.

Sisteme düşen, apartman kamera kayıtlarını ve mobese görüntülerini birlikte açtık. Görüntülerde, Tahir Yılmaz öğleden sonra, ki muhtemelen karakol şikayetinin sonrası evine giriyor ve bir daha çıkmıyordu. Tabii canlı olarak. Gece olana kadar bir problem gözükmüyordu. Hava kararınca Tahir Yılmaz’ın evine simsiyah giyinmiş ve maalesef pandemiden ötürü maske takması gayet normal olan maskeli ve şapkalı bir adam, balkonun açık olan penceresinden içeri süzülmüş, yaklaşık bir saat sonra ise aynı adam sırtında kocaman siyah bir poşetle evden çıkıp, poşeti çöp konteynerine bırakıp yürüyerek olay yerinden uzaklaşmıştı. İlk bakışta dış görünüş olarak çöpçüye benzetememişlerdi. Gözaltındaki çöpçü hafif göbekli ve uzun boyluydu. Bu adam da uzun boyluydu ama zayıftı. Komiser Zeynep, bir anda ayağa kalkıp;

  • Başkomiserim, bu adam diğer çöpçüye benziyor. Hani olay anında arkasını dönüp araca binene.

Haklıydı. Diğer adamla birebir uyuyordu. Mobese kameralarından adamın gidiş güzergahından nereye vardığı elbet bulunacaktı ama bu biraz zaman alacaktı. Bu sırada diğer çöpçünün sorgulanmasında bir sakınca yoktu.

Saatler geçiyor, sorgulardan hiçbir netice alınamıyordu. Başkomiser Yusuf, yorgun halde bir sonraki hamlesini düşünürken, Komiser Zeynep, bu sefer içeri gülümseyerek girdi.

  • Şüphelinin takibi neticelendi başkomiserim. Adı İbrahim Kara. Bir ekip, alınması için yola çıktı bile.

İbrahim Kara, Tahir Yıldız’ı öldürdükten sonra hiçbir araca binmeden, tam dört saat yürüyerek evine ulaşmıştı. Sağlıklı bir kafa yapısına sahip olmadığı bu dört saat içerisinde net görülüyordu. Sorguya alındığında ise hiçbir zorluk çıkartmadan her şeyi anlatmıştı.

  • Anlat bakalım İbrahim. Ne zorun vardı Tahir Yıldız ile?
  • Tahir Yıldız, bundan tam on iki sene önce, babamın aleyhinde bir davayı neticelendirdi. Babam, ticari bir zarara uğratılmıştı.
  • Dolandırılmıştı yani?
  • Evet efendim. Dava seneler sürdü. Sonunda babamı dolandıranları, delil yetersizliği sebebi ile beraat ettirdi. Halbuki yeteri kadar delil vardı ve bu namussuz adam davayı satmıştı. Netice olarak babam, hem davayı he de yüklü miktarda parayı kaybetti. Bir de bunların üstüne karşı tarafın dava masraflarını ödedi. Birkaç ay sonra tüm bunlara dayanamayıp kanser oldu. Sırf bu adaletsizlik yüzünden.
  • Peki diyelim ki haklısın, öldürmek için neden bekledin on iki sene?
  • Babamı geçen ay kaybettim. Bizim kimsemiz yok efendim. Babama bakmak durumundaydım. Her geçen gün gözümün önünde erimesini izledim elimden bir şey gelmeden, her gün intikam yemini ederek.
  • Baban vefat edince de gidip adamı bulup öldürdün mü?
  • Evet efendim. Babama saygımdan ötürü yasını layığıyla tuttum. Sonrasında ise onu bulup öldürüp layık olduğu yere, çöpe attım efendim.
  • Peki pişman mısın?
  • Değilim efendim. Artık rahatım. Babamın da huzurlu olduğuna inanıyorum. Cezamı çekmeye razıyım.