ÇİFTÇİ PAHOM’UN İBRETLİK VE HAZİN ÖYKÜSÜ

08/07/2021 00:56 309

 

Tolstoy’un "İnsan Ne ile Yaşar" adlı kitabında, Çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsünden bahsedilir. Yetinmeyi ve kanaat etmeyi yeterli görmeyenler için, gerçekten hazin bir öykü. Nedense, insanoğlu, mevcut imkanlarını hep yetersiz bulur ve daha iyisini elde etmek için, bazen aklını kullanıp, doğru işler  yapmak yerine, hırsını aklının önüne koyar… Aklında önünde olan hırs ise, yoldan çıkmış araç gibi, mutlak kaza yapar. Oysa, insanın fıtratında vardır, tahsil hayatında, iş hayatında, cemiyet hayatında,  aile hayatında daima iyi, güzel şeyler elde etmek. Şüphesiz ki insanın doğası böyle programlanmış ancak, sınır da konmuş; ne yaparsan yap, akılcı ol, doğru şeyler yap. Daima aklını kullan, hırslarını aklının önüne geçirme diye sınırlar konmuş… Tolstoy, ‘’ İnsan Ne ile Yaşar’’ adlı kitabında, çiftçi Pahom’u bu duruma örnek verir. Şimdi hep birlikte, Tolstoy’un adı geçen kitabındaki öyküye bakalım.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük…
Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından…
Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir…
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz…
Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız?
Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar aslında fakiriz hepimiz.

İşte böyle dostlar… Gözü doymayan, kanaat etmeyen Pahom, bu akılsızlığını ve doyumsuzluğunu canıyla ödedi… Oysa hepimiz biliyoruz ya da bilmeliyiz ki, bu dünyada hiçbir şey bizim değil. Ne mal, ne mülk ne bedenimiz, ne de ruhumuz… Bizim değil. Bizler emanetçiyiz… Taa ki, hak vaki oluncaya kadar, sahiplik devam eder. Sonra, her şeyi bu dünya da bırakır gideriz… Hal böyle olduğu ve mutlak durum asla değişmediği halde, insan oğlu hırsına, duygularına esir olur. Tutkuları onu yanlışa sürükler. Sanır ki ölmeyecek… Günü geldiğinde, hak vaki olduğunda, her şeyi bırakıp gitmeyecek… Kim bilir, dünyadaki kötülüklerin anası da bu tatminsizlik, bu negatif düşünceler ve her şeye sahip olma arzusunun yarattığı, ego ve bencilliktir.

SON SÖZ:’’ DEVEYİ UÇURUMDAN AŞAĞI YUVARLAYAN, BİR TUTAM OT TUR’’