BUGÜN 23 NİSAN, NEŞE DOLUYOR İNSAN!

24/04/2021 02:55 509

Çocukluğumuzdan başlayarak bu ve benzeri ezberlerle büyüdük.

Yaşlılık kapıyı çaldığında fark edebildik ancak, nasıl çocukça söylemlerle geleceğimizi çaldıklarını.

Aslında çalınan yalnızca çocukluğumuz, gençliğimiz değildi.

Umutlarımızı, hayallerimizi, kimi zamanda aklımızı çaldılar.

Hayata ve insana dair ne varsa düşlerimizde, hepsini bir çırpıda yok ettiler.

Ne kendimiz çocuk olabildik ne de çocuklarımızı doyasıya sevebildik.

Şimdi yıpranmış yorgun bedenimizde siyatik ağrılarına boş verip torun sevgisiyle telafi etmeye çalışıyoruz.

Bir yandan kendimize, bir yandan değerlerimize yabancılaştığımız yetmiyor gibi gelişen teknolojinin oyuncağı olduk.

Suyu, elektriği olmayan köylerde yaşamış, bir küçük radyoda dinlediğimiz akşam yedi ajanslarıyla dünyayı anlamaya çalışmış bizim kuşak için kimi gelişmeleri yorumlamak, anlamaya çalışmak öylesine zor olmaya başladı ki, çareyi kendi içimize kapanmakta buluyoruz çoğu zaman.

Kapandıkça içimiz daha çok yanıyor, geçmişin o saf ilişkilerine, dostluklarına, yalın, çıkarsız sevgilerine duyduğumuz hasret daha bir yakıp kavuruyor yüreğimizi.

Yani dostlar asıl bizim kuşaktır yitip giden.

Madeni 2,5 liraları da gördük, buharlaşan 128 milyar dolarları da.

Açlığı da yokluğu da yaşadık,

İlkokulda zorla içtiğimiz süt tozlarından şikayet ederdik

Şimdi gıda terörünün saldırısı altında çocuklarımız.

Çarpım tablosunu ezberleyeceğiz diye çırpındığımız günlerden yapay zekanın bizleri sürüklediği şu günlere geldik.

Geçtiğimiz bir hafta boyunca iki çocuğum ve iki torunumla birlikte olduğum anlarda hep bu çelişkileri, gelişen ve değişen dünyadaki yerimizi sorgulayıp durdum.

Bir yanıyla geçmişine sadakatle bağlı, muhafazakar; bir yanıyla her türlü değişime açık, demokrasiye, barışa tutkun bir kuşak.

Bu kuşağı kolay değil, kimi ideolojik kalıpların içerisine koyup değerlendirmek.

Tüm siyasi ayrışmalardan, etnik, sosyal, kültürel dogmalardan bağımsız değerlendirmek gerekir bizim yorgun kuşağı.

Ne sevmesini bildi bizim kuşakne de sevilmesini!

Ne yârimiz oldu, uğruna acılar çekeceğimiz, ne de yârin yanağından gayrı paylaşacağımız bir şeyimiz.

Karşılıksız sevdik, acımızı yüreğimize gömdük.

Ne gülebildik şöyle ağız dolusu ne de adam gibi ağlamasını becerebildik.

İşte bu yorgun ve kırgın kuşağın bir mensubu olarak bir yandan torun severken, bir yandan onların anne, babalarını nasıl ihmal ettiğimizi düşündüm.

Şimdi torunlara sınırsızca verdiğimiz sevgilerimizden onları nasıl mahrum bıraktığımızı, daha da önemlisi bu sevgiyi yaşamayarak kendimize ne büyük kötülük yaptığımızı bir kez daha öyle yakıcı biçimde fark ettim ki; şu bahar gününün sıcak güneşi az kalır.

Kuşkusuz barışa, özgürlüğe olan inancımız, bu uğurda verdiğimiz mücadeleyi küçümsemek, yok saymak değil amacım.

Geçmişte yaşadıklarımdan, ödediğimiz bedellerden hiç pişmanlık duymadım.

Tüm olayları kendi yaşandığı zamanda, zamanın ruhuna uygun değerlendirmenin en doğrusu olduğuna inananlardanım.

Ancak her şeye, her türlü zorluğa ve imkansızlıklara karşın duygularımızı bedenimizle birlikte hapsetmek niye ki!

Aile baskısı, çevre baskısı, toplumsal baskı derken kendimizi yaşayamadık.

Hayat bize çok şey borçlu ama alacak günlerimiz az kaldı.

Yaşayamadığımız çocukluğumuzu, gençliğimizi şimdilerde geride kalmış üç-beş yıla sığdırabilmeye çalışıyoruz.

O güzel, yalın, içten sevgileri, karşılıksız aşkları geri getirebilmek mümkün olamayacağına göre torunlarımız acı çekmesin, yokluk ve yoksulluk görmesin, barış içerisinde bir arada yaşasınlar diyedir uğraşımız.

Çocuklar sevgiyle büyüsün, yatağa aç girmesin diyedir mücadelemiz.

Ne çocuklarının gözü önünde anneler dayak yesin, şiddet görsün ve hatta öldürülsün, ne de çocuklarına ekmek götüremediği için babaları canlarına kıysınlar.

Hiçbir çocuk cezaevi kapılarında beklemesin görüş günleri, anne babalarını görebilmek umuduyla.

En çokta şu salgın günlerinde canları pahasına insanların canını kurtarmaya çalışan sağlık çalışanlarının çocukları yakıyor yüreğimi!

Yine yaralarım depreşti

Bugün 23 Nisan, Neşe doluyor insan!