Bu hafta dertleşelim. Haftaya...

12/09/2019 03:34 2158

 

Savaş Çokduygulu’nun ağzını doldurarak “Adanalıyıh ağam” demesinin hayranıyım. Bana, zenginliği, cömertliği, bereketi, sıcaklığı anımsatıyor, ‘Melekgirmez’ günlerimi hatırlatıyor.

Dedemin dükkânında tezgâhtarlık yapmaya çalıştığım yılları gözümün önüne getiriyor.

1980’li yıllar…

Doğu’dan, Güneydoğu’dan, İç Anadolu’dan gıdadan tuhafiyeye ürün satın almak için Melekgirmez’i dolduran kamyonları anımsatıyor.

Paranın dolup taştığı kasayı, dedemi neredeyse her hafta İstanbul’a mal almak için uğurladığımız Şakirpaşa Havalimanı’nı hatırlıyorum.

Tablada kebapçılar geliyor gözümün önüne… Ne kadar bonkörler… Ezmeden çobana, soğan salatasından yeşilliğe ne çok şey yığıyorlar önüme…

Yazlık sinemalar, çay bahçelerinde Türkiye’nin en ünlü sanatçılarının akşam konserleri… Taşköprü’ye nazır lunapark… Güney Sanayi’den, Milli Mensucat’tan her akşam çıkan onlarca işçi servisi…

Türkiye’de birçok şehrin görmediği ithal arabaları dolmuş olarak kullanan, kazanan, kazandığını krallar gibi yiyerek eğlenen, gülen, fakirle paylaşan, şakalaşan insanların şehri…

Bir hafta sonu denize Karataş’a, diğer hafta sonu yaylaya Tekir’e gittiğimiz günleri anımsıyorum. Çocuk aklımla “Nasıl olur?” diyordum: “Aynı mevsimin bir haftasında sahilde güneşlenirken bir sonraki hafta yaylada üşümek”…

Sosyal Bilgiler’ dersinden hatırlıyorum. Türkiye’nin en büyük şehirleri… Say diyorlar sayıyoruz:  İstanbul, Ankara, İzmir, Adana

Peki, ne oldu bu Adana’ya?

Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin suyu mu kurudu? Bereketli toprağı mı çoraklaştı?

Hayır.

Doğru yöneticiler seçemedik. Kötü yönetildik. Başkent lobimiz zayıftı. Kalkınma hamlesinin gerçekleştiği Özallı yılları har vurup harman savurduk. Proje götüremedik. “Adana zaten zengin, ihtiyacı mı var?” diyen Ankara’ya, “Bizim Güneydoğu’dan daha zor durumda olan Feke’miz, Saimbeyli’miz, Tufanbeyli’miz var” diyemedik.

Türkiye’ye sanayiciliği öğreten Sabancıların, Sapmazların, Toprakların bir bir gidişini izledik. Adana’ya gıpta ile bakan şehirler organize sanayi bölgeleri (OSB) kurarken, biz verimli tarım arazilerimizi sanayiye tahsis etmeye devam ettik. Türkiye’nin İstanbul’dan sonra ikinci büyük sanayi şehri Adana’ya ancak 1990’lı yılların ikinci yarısında OSB kazandırabildik. Şehri esas sahiplenecek, sanatına, sporuna, istihdamına, ihracatına katkı sağlayacak KOBİ’leri önemsemedik.

Tarım ürünleriyle Türkiye’nin en büyük seralarını, meyve sebze halini kurabilecekken, Antalya’yı seyrettik.

Karataş’ı, Yumurtalık’ı Türkiye’nin turizm merkezi yapabilecekken Kuşadası’nı, Bodrum’u izledik.

En güçlü ilçemiz Osmaniye’yi neden il yapıyor, bizden koparıyorsunuz?” diyemedik.

Güneydoğu’dan terör nedeniyle bu güzel şehre 500 bin insan göç ettiğinde Ankara’ya, “Ne olacak bu insanlar? Nerede barınacaklar, sağlık hizmetini, eğitimi nasıl, nerede alacaklar? Güvenlik nasıl sağlanacak? Bize destek verin” diyemedik. Onlar da buldukları verimli tarım arazilerine gecekondularını sıraladı. Altyapısız ve sağlıksız mahalleler oluştu. Hoş, bu nüfus yerel yöneticilerin işine geldi. Adanalının cebinden çalınan paralarla ‘Ucuz Ekmek, Ucuz Otobüs’ politikası kurnaz siyasetçilere yıllarca seçim kazandırdı.

Özetle, proje üretemedik, lobi çalıştıramadık, birlik olamadık, güç birliği yapamadık. 

Peki, bunları yapabilir miyiz?

Haftaya dertleşmeyelim. “Ders aldık” diye bakalım.

Çünkü Adana’nın önünde bir yığın fırsatlar var.