BOZKIRIN YİĞİTLERİ YOK ARTIK

21/04/2022 20:42 715

 

82 yıl önce kurulmuş, ancak 14 yıl yaşatılabilmiş Köy Enstitülerinin kuruluş yılı nedeniyle ülkenin değişik yerlerinde etkinlikler, törenler yapıldı.

Üretime dayalı eğitim sisteminin uygulandığı Köy Enstitüleriyle ilgili çok şeyler yazıldı, çizildi.

Kuşkusuz bugün bile dünyada örnek gösterilen bir eğitim modeli olan Köy Enstitülerinin o dönemin egemen çevrelerince kapatıldığını bilmeyen yok.

Demokrat Parti iktidarı ve o dönemin başbakanı Adnan Menderes’e fatura kesilse de tek parti döneminde de bu eğitim sisteminden rahatsız olanların bulunduğu bir gerçek.

Kaldı ki Menderes de Celal Bayar da sonuç olarak Cumhuriyet Halk Partisi içinden çıkmış politikacılardı.

Önemli olan kimi temsil ettikleri, kime hizmet verdikleri değil midir?

Tüm yaşananlarda olduğu gibi eğitim sistemi ve Köy Enstitüleri konusunu da neden sonuç ilişkileri içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

Bir ülkenin kalkınmasının yolu üretim ve üretime dayalı eğitimden geçer.

Her dönemde sermaye çevreleri ve uluslararası kapitalist sistemin yerli işbirlikçileri; eğitim sistemini üretimden kopuk, yaşamın ve dünyanın gerçeklerinden uzak, resmi ideolojinin beklentilerine uygun hale getirmeyi en baş görev olarak görmüşlerdir.

Bugün ki AK Parti iktidarı da eğitimle birlikte tarımı, köylüyü, üretimi bitirmekle kalmamış, tüm üretim tesislerini de yerli-yabancı yandaşlarına peşkeş çekmişlerdir.

1954 yılında kapatılan Köy Enstitülerinde yetişen 1308’i kadın 17 bin 251 Türkiye sevdalısı eğitimcinin yaktığı ateşi söndüren zihniyet bugün de aynı hedefe yönelik olarak bir yandan köyleri boşalttığı gibi aynı anda 20 bin köy okulunu da kapattı.

AK Parti iktidarı döneminde 129 bin derslik 43 bine düştü.

Ama aynı köylere 6 bin 143 tane kuran kursu açtı.

1954 yılında kapatılan Köy Enstitülerinin yerine bir dönem İlköğretmen Okulları, Öğretmen Liseleri; öğretmen yetiştiren kurumlar olarak faaliyetlerini sürdürse de 1970 lü yılların sonunda artık gerçek anlamda öğretmen yetiştiren kurumlar kalmadı.

Bir dönem ziraat mühendisleri de dahil yüksek okul mezunlarını sınıf öğretmeni olarak görevlendirseler de artık eğitimin ruhunu bitirmişlerdi ve şimdi hastaneler gibi, otobanlar, köprüler, cezaevleri gibi beton yığını üniversiteler dönemini başlattılar.

Okul öncesi eğitim kurumlarında bile kuran kursları ve dini eğitim vermeye başlayan bu iktidar bilimsel eğitim veren üniversitelere de tahammül edemez oldu.

Son yıllarda başta Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere özerk olması gereken üniversitelerimize uygulanan baskıların altında da bu gerici zihniyet yatıyor.

Yoksul köy çocuklarının bir yandan eğitim alırken diğer yandan çok zor koşullarda yapımını üstlendikleri binalar, atölyeler, tarım alanlarına göz dikitiler şimdi de.

Şeker Fabrikalarına, Süt Endüstrisi kurumuna, et üretim tesislerine, Cumhuriyetin tüm kurumlarına yaptıkları gibi şimdi de bozkırın yiğitlerinin alın teri, göz nuru tesislere, arazilere diktiler gözlerini.

Zaten bakımsızlıktan, ilgisizlikten harabeye dönmüş bu yerlerden kalanlara da çökecekler yakında.

Ne demiş ozan,

“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

- çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

Ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

Bursa da havlucu Recebe,

Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,

fakir köylü Hatçe kadına,

ırgat Süleymana düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman...”

Cumhuriyetin var olan tüm değerlerini yerle bir edenler, şimdi de cumhuriyetin kendisine saldırıyorlar

Bırakın laiklik, hukukun üstünlüğü, eşitlik, özgürlük gibi kavramları; ellerinden gelse, yaşama hakkımızı elimizden alacaklar.

Hasan Ali Yücel’lerin, Tonguç’ları açtığı yolda, bilimsel eğitimin ışığında; barış ve demokrasi mücadelesine devam….