BOĞAZİÇİ’NDE NELER OLUYOR?

05/02/2021 06:36 1230

 

Son günlerde yeni atanan rektöre karşı yapılan protestolarla gündemden düşmeyen Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananları anlayabilmek için önce Üniversiteyi iyi tanımak gerekiyor.

Boğaziçi Üniversitesi’nin temelleri 1863 yılında bir eğitmen, mucit, teknisyen ve mimar olan Dr. Cyrus Hamlin ile tanınmış hayırsever ve zengin bir tüccar olan New York'lu Mr. Christopher Rheinlander Robert tarafından Birleşik Devletler sınırları dışındaki ilk Amerikan koleji olan Robert Kolej’in İstanbul’da kurulması ile atılmıştır.

Bağışlar ve yardımlarla finanse edilen Robert Kolej’in ilk binası Hamlin Hall’un inşaatı 1871 yılında tamamlanmıştır.

Boğaziçi Üniversitesi, yüz yıldan fazla Robert Kolej'in kampüsü olarak kullanılan alana 1971 yılında resmi olarak kurulmuştur.

4 Fakülte, 2 Yüksekokul, 6 Enstitü içinde 33 Lisans, 67 Yüksek Lisans ve 33 Doktora Programı olan Boğaziçi Üniversitesinde tam zamanlı 429 öğretim üyesi (Prof.Dr., Doç., Dr.Öğr.Üyesi), 136 öğretim görevlisi, 88 yabancı uyruklu öğretim elemanı, 262 araştırma görevlisi, 811 idari personel bulunmakta.

12 887’si Lisans, 3 031’i Lisansüstü olmak üzere toplam 15 918 öğrenci; 2 744 mezun

Dünya üniversiteleri ile yapılmış 500 anlaşma kapsamında yaklaşık 40 ülkeden 1200 yabancı öğrenci, 44 öğrenci kulübü bulunmakta.

Dünyanın sayılı kütüphanelerinden birine sahip Boğaziçi Üniversitesi eğitim kalitesi bakımından da ülkemizin en iyi birkaç okulundan biri olmakla birlikte akademisyenleri ve uyguladığı projelerle de dünyaca kabul görmüş bir eğitim kurumudur.

Ülkemizin en karanlık dönemlerinde okullarımızda kavga ve terör olaylarının en çok tırmandığı zamanlarda bile mümkün olduğunca öğrenci eylemlerinden uzak kalabilmeyi başarmış bir üniversitedir.

Bu demek değildir ki, Boğaziçi Üniversitesi gençlik, eğitim ve ülke sorunlarına duyarsız bir kurumdur.

Aksine bu konulardaki duyarlılığını öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin yaratıcı eylem biçimleri ve aktiviteleriyle ortaya koymaktan da geri kalmamıştır.

Böylesine tarihi geçmişi olan, bilim dünyasında kabul görmüş, en çok bilimsel araştırma ve projelerin gerçekleştiği bir okulda şimdi ne yapılmak isteniyor.

Bir kez şu gerçeği baştan kabul etmek gerek.

Boğaziçi Üniversitesi her zaman ve her koşulda bireysel ve örgütsel teröre karşı mesafeli olmuş ama demokratik, akademik hak ve özgürlüklerinden de hiçbir dönem de ödün vermemiştir.

Şimdi birilerinin çıkıp da ülkemizin en yetenekli, en zeki, en başarılı gençlerine “ akıllı olun!” diye parmak sallamasının hiçbir karşılığı yoktur.

Uluslararası düzeyde ve platformlarda da başarılarını kanıtlamış bu güzide kurumumuzda belli ki birileri şimdilerde huzuru bozmaya çalışıyor.

Her toplumsal olayda olduğu gibi buradaki demokratik protestolarda kimi provokatörler, örgüt üyeleri fırsattan istifade kendi amaçları doğrultusunda kimi yasal olmayan eylem ve davranışlarda bulunabilir.

Öğrenci ve öğretim üyelerinin bu konularda gerekli duyarlılığı göstermeleri elbette gerekir ancak asıl bu konunun muhatabı güvenlik güçleridir.

Akademisyen ve öğrencilerin büyük çoğunluğunun masum talepleri ve itirazlarını uygun biçimde dinlemek, değerlendirmek ve çözüm bulmakla görevli kişi okulun en yetkili kişisi rektördür.

Ancak işte sorunda da tam burada başlıyor.

Geçmişteki tüm akademik geleneklere, uygulamalara rağmen atanan rektörün kendisi sorunun kaynağı.

Sorunun kaynağından sorunu çözmesini beklemek mümkün olamayacağına göre o rektörü atayan siyasi iradenin şimdi bu soruna bir çözüm bulması gerekiyor.

Mevcut sistem içerinde yasal bir atama gibi görünse de kurumdaki tüm akademisyenlerin ve öğrencilerin itirazına rağmen bir rektörün görev yapabilmesi ya da iddia ettiği gibi başarılı olması mümkün olmayacağı açıktır.

Bu atamayı gurur ve itibar sorunu yaparak gençleri ve toplumun büyük kesimini huzursuz etmek doğru olmayacağı gibi toplum; Sayın Cumhurbaşkanının siyasetin ateşinin hayli yükseldiği şu günlerde atanan rektörü de daha çok yıpratmama adına bu soruna makul ve adil bir çözüm bulmasını bekliyor.

Gençler geleceğimizdir! Demek yetmiyor.

Geleceğimizin güvencesi gençleri bu kutuplaşmanın bir siyasi malzemesi yapmak doğru değil.

Umarım bu konuda akılcı çözümler, duygusal inatlaşmaların önüne geçer.

Umarım neredeyse tüm gençleri terörist gibi gören zihniyetlerin toplumu geren, kaygılandıran oyunları boşa çıkar.

Varsa suç teşkil eden eylemler, sorumluları cezalandırılır ama böylesine önemli bir kurumumuzu gereksiz ve anlamsız bir siyasi kavganın ortasına atmak gençlerimize yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Gençliğin karakteristik özelliklerinden kaynaklı heyecanını, coşkusunu, muhalif duruşunu, hak aramadaki aceleci ve duygusal tavırlarını hoşgörüyle karşılamamız gerekir.