BODRUM’UN ÖTEKİ YÜZÜ!

09/12/2020 03:11 1910

 

“Sokaktayım, artan ekmekleri alayım mı, cevap yazın”

Bu olay bir Anadolu kasabasında ya da metropol kentlerin varoş mahallelerinden birinde yaşanmadı.

Dünyanın turizm cenneti olarak bilinen, magazin sayfalarında eğlence ve eğlenen ünlüleriyle tanıdığınız Bodrum dan bir insan manzarası.

“Sokakta kalıyorum, ekmekler artıyor, üç tane ekmek artmış. İzin verirseniz artan ekmekleri almak isterim.”

Geçtiğimiz yıl Turgutreis’te bir yurttaş evi olmadığı için kullanılamaz durumdaki arabasında kalıyordu ve kış günü soğuktan donarak ölmüştü.

Bu yazıyı okuyan birçok kişi için şaka gibi gelecek.

Ama şaka değil, Bodrum’un bilinmeyen öteki yüzü.

Bir yemekte 10 binlerce lira hesap ödeyenlerin, hayatı boyunca marketten, pazardan alışveriş yapmamış tuzu kuruların bu gerçeği görmelerini beklemek zaten doğru olmaz da, son durak olarak Bodrum’u seçmiş o elit, seçkin aydınların, devrimci-demokratların söyleyecek hiç sözü yok mu?

Bodrum’un öteki yüzü sizi hiç mi ilgilendirmiyor?

Özellikle de yaşadığımız şu salgın günlerinde işini kaybetmiş çalışanlar, dükkanını kapatmak zorunda kalmış esnaflar ne yaparlar, nasıl geçinirler?

Tahmin ediyorum; birçoğunuz yine iktidarı suçlayarak vicdanınızı rahatlatmaya çalışıyorsunuzdur.

Doğrudur, bir sosyal-hukuk devletinde vatandaşını her koşulda korumak, yaşatmak devletin görevidir.

Ancak hazinesi tamtakır, ekonomisi dip yapmış, kamu malları ve yatırımları yok pahasına ya satılmış, ya özelleştirilmiş, ya da işletme devri yapılmış!...iken iktidarın bu sorunlara çözüm bulamayacağı açık.

O zaman” iktidar yapsın” demek yerine yeni, yaratıcı dayanışma kampanyaları, projeler geliştirmek gerekmez mi?

Bu konuda yerel yönetimlere de çok büyük görev düşüyor kuşkusuz.

Yiyecek ekmeği bulamayan, yapılacak yardımı almaya, dolmuş parası olmadığı için gelemeyen insanların da olduğu gerçeğini unutmadan kimsesizlerin kimsesi olma görevini yapmak zorundadır.

Rutin yapılması gereken hizmetlerin ardına saklanarak sorumluluktan kurtulamazsınız.

Biliyorum, zor günlerden geçiyoruz.

Biliyorum, insanlarımız mutsuz ama umutsuz değil.

Onların umudunu hep diri tutmak, geleceğe ilişkin kaygılarını gidermek adına tek sığınacakları yer kaldı, yerel yönetimler.

Siyaset kurumunun kendi yaşadıkları sorunlar, anlamsız polemikler, parti içi iktidar mücadelesi nedeniyle halkın siyasi partilere güveni kalmadı.

Bir ülke düşünün ki, dünyadaki siyasetin doğal akışına hiç uymayacak biçimde aynı anda hem iktidar, hem muhalefet oy kaybetsin.

Dayanışma ve yardımlaşmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde sorumluluk sahibi gerçek yurtseverlere, sivil aktivistlere çok büyük görev düşüyor.

Görünen o ki; ülkeyi yönettiğini sananların artık yönetemez hale geldiği, muhalefetin de halkta karşılık bulan, toplumu heyecanlandıran projeler yerine anlamsız polemik ve çekişmelere daha fazla zaman ayırdığı bir süreci yaşıyoruz.

Bodrum’da bile evine ekmek götüremeyen insanlar varsa, gerisini siz düşünün.

Artık vatandaş, her gün televizyon ekranlarında gereksiz tartışmalarla çözüm önermek yerine, sorunun parçası olan siyasetçileri dinlemek istemiyor.

En basit, en anlaşılır ve gerçekçi bir anlatımla;

Kirasını nasıl ödeyeceğini, evine nasıl ekmek götüreceğini, nasıl iş bulacağını, salgından nasıl korunacağını bilmek, öğrenmek istiyor.

Ama dikkat ederseniz, siyasetçilerin büyük bölümü “çok konuşuyor ama hiçbir şey söylemiyorlar.”

Ya! Toplumda hiç karşılığı olmayan önerileri anlatıyorlar, ya da gizemli konuşarak, anlaşılmaz söylemlerle halkı gerçekten uyutuyorlar.

Üstelik de kavga edercesine daha yüksek tondan konuşunca daha haklı olacağını düşünerek, dinleyenlerin sabrını zorluyorlar.

İçinde bulunduğumuz bu sıkıntılı günlerden kurtulmanın yolu, sivil düşüncenin hakim kılınacağı bir siyasal ortamın yaratılmasından geçiyor.

Kolay değil kuşkusuz, ama başkaca çözüm de görünmüyor.

Markette artan bayat ekmeklere muhtaç ettiğimiz insanlara borcumuz var.

Geleceklerini karattığımız çocuklara, sokağa terk ettiğimiz gençlere, açlık sınırında yaşamaya çalışan işçilerimize, üretemez hale getirdiğimiz köylülere, çiftçilerimize, her gün aratarak devam eden şiddete teslim ettiğimiz kadınlara karşı sorumluluğumuz var.

Sizleri bilmem ama ben siyaset kurumundan umudumu kestim.

Anlaşılan o ki, iş yine sivil topluma düşüyor.