Bizim Nesil (2)

04/07/2022 02:24 659

Bir önceki bölümde;

"Değerli okurlarım bilirler.

Ben ve bazı yazar dostlarım ,arada bir "Bizim Nesil" deyip dururuz.

Yani, gençlik ve çocukluk günlerimize götürürüz sizleri.

Pek de beğeni alırız doğrusu.

Meslektaşım Deniz Kavukçuoğlu "Alageyik Sokağı Bir Liman mıydı?" adlı kitabından bizi gençlik günlerimize geri götüren satırlar yollamış.

Hadi gelin birlikte okuyalım" diyerek söze girmiş;

Mahalle bekçileri düdük çalarlardı geceleri.

Yol kavşaklarında güler yüzlü polisler yönetirdi trafiği.

Hilton Oteli açılır olay olurdu.

Nat King Cole İstanbul'a gelir, büyük olay olurdu.

Gazeteci İlhan Demirel, Terry Moore'un külotsuz fotoğrafını çeker, çok büyük olay olurdu" diye noktalamıştık.

Devam edelim;

Necdet Elmas ilk banka soygununu yaptığında, günlerce çalkalanmıştı Türkiye.

Yılbaşı gecelerinde fırdöndü, tombala oynanır kuruyemiş yenirdi.

Bayram sabahlarında erkenden kalkar, büyüklerimizin ellerini öperdik.

Beyaz mendillerin içine konurdu bayram harçlıklarımız.

"Yerli Malı Haftası" kutlanırdı okullarımızda.

Kuru incirler, üzümler, mandalinalar, portakallar sergilenirdi sepetlerde.

Sokaklardan; patates, soğancılar değil, çıngıraklı yoğurtçular geçerdi.

İstop oynardık.

"Bir iki üçler/Yaşasın Türkler/Dört beş altı/Polonya battı/Yedi, sekiz, dokuz/Almanya domuz/On on bir oniki/İngiltere tilki"diye.

Daha sonra Alman'lar domuzluğu Ruslara devretti.

Son dizeler de, "Marshall Yardımı" sahibi ABD'ye yazıldı.

On üç, on dört, on beş/Amerika kardeş.

Konken henüz girmemişti evlere.

Bezik oynanırdı daha çok.

Kadınlar dantel örerlerdi, kabul günlerinde.

Beyaz çamaşırlar, mavi "Kocabaş Çivit"le yıkanırdı.

"Nacet"le, "Job"la traş olurduk sabahları.

"Pe  Re Ja Limon Kolonyası" sürerdik yüzümüze.

Markası "Ice Blue", " Agua Velva" idi, eczanelerde satılan ilk traş losyonunun.

Nedense hep gravatla çıkmak isterdik Beyoğlu'na.

Ütülü ceketlerle, yakaları balinalı temiz gömleklerle, tiril tiril pantolonlarla.

Nacar Marka, Tissot Marka, Omega marka saatler takardık bileğimize.

Yaşamımız sanki daha sıcak, daha sevimli, daha huzurluydu.

Belki de olan biteni bilmediğimizden.

Ne televizyon, ne bilgisayar, ne de internet vardı o yıllarda.

Uydular daha fırlatılmamıştı gökyüzüne.

İstanbul radyosu ile yetinir, eğer uzun dalgaları bir de Ankara'yı çıkartabiliyorsak çok sevinirdik.

Marconi, Newton, Ağa, Philips, sonra da Grundig markaydı eski radyolarımız.

78'lik taş plak dinlerdik önceleri.

Sonra 45'likler, arkasından da 33'lükler geldi.

Daha sonra da büyük markalı teypler.

Grundig TK 24'ler.

Ama kaç kişi alabilirdi ki bunları?

Daha yoksul, daha yoksun insanlardık o zamanlar.

Ama pek de yakınmazdık bunlardan.

Daha ölçülü, daha özenli, daha tutumlu yaşardık.

Ağırbaşlı, çalışkan, yorgunluk nedir bilmeyen insanlardı Anne, Babalarımız.

Onu, erdem, namus, ortak değerleriydi toplumumuzun.

Onursuzluk, erdemsizlik, namussuzluk ayıplanırdı.

İnsanlar birbirine karşı daha saygılı, daha sevecendi.

***

Şimdi mi?

Takdiri size bırakıyorum.