BİR ÖLÜM ANCAK BU KADAR ÖLÜMSÜZ OLABİLİRDİ

12/11/2022 04:41 289

 

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 57 yıl süren yaşamında, yalnızca Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla yöneten bir komutan olarak değil, devrimleriyle de dahi bir devlet adamı olarak tarihe geçti. “Özgürlük ve Bağımsızlığı karakteri” olarak ilan eden, bir milleti esaretten kurtaran Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinin üzerinden 84 yıl geçti.

Hiç bitmeyecek sessizliğe bürünmesine dakikalar kala Dolmabahçe Sarayı’nın koridorlarında, “Bak, bir tarih göçüyor… “ sözleri yankılanırken takvimler 10 Kasım 1938’i, saat 09:05’i gösteriyordu.  

***

Peki, 10 Kasım 1938’de neler yaşandı?  

“BAŞKOMUTAN YAVERSİZ GİDEMEZ!”

Doktor Mehmet Kamil Berk bir elini karyolaya yaslayıp ağlamaya başladı. Arada bir başını Mim Kemal Öker’in omzuna dayayıp hıçkıra, hıçkıra ağlıyordu. Prof. Dr. Muhtar Özden, odanın içinde ne yapacağını bilmiyor gibi bir o tarafa, bir bu tarafa gidiyordu. Hıçkıra, hıçkıra ağlarken, “Aman Yarabbi! Aman Yarabbi!”diyordu. Muhafız komutanı İsmail Hakkı Tekçe ve Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak da yatağın sol tarafında donmuş bir şekilde Atatürk’ün naaşına bakmaktaydı. Mustafa Kemal’in silah arkadaşı Kılıç Ali de saygı duruşuna geçmişti.

Hasan Rıza yaşlı gözleriyle, “Bakın, koca bir tarih göçüp gidiyor!” dedi. Mim Kemal Öke, büyük önderin açık  gözlerini elleriyle kapattı ve sırayla herkes Atatürk’ün ellerini öptü.

Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok, yaşlı gözleriyle odadan çıkıp aşağıya doğru koştu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. Ve sonrasında içerden tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar içeride onu kanlar içinde buldular. Salih Bozok, kalbine sıktığı bir kurşunla kanlar içinde devrilmişti. ‘Başkomutan yaversiz gidemez!’ diyordu.

Tüm Türkiye yasa boğulmuştu. Bayraklar yarıya indi. Çocuk, genç, yaşlı herkes büyük önderin ölümünden sonra matemdeydi. Bu haberden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi olağanüstü toplantı kararı aldı.

11 KASIM 1938…

Meclis toplandı ve yeni Cumhurbaşkanı İsmet İnönü seçildi. Fakat bu durum hiç kimse tarafından konuşulmadı. Doğal olarak tüm ülke ve dünya, Atatürk’ün bu dünyadan göçüşünü konuşmaktaydı. Dünya liderleri bir, bir taziye mektubu gönderdiler.

16 KASIM 1938…

Mustafa Kemal’in tabutu, Türk Bayrağına sarılı olarak Dolmabahçe Sarayı’nın tören salonuna konuldu. 1927’de İstanbul’a ilk geldiğinde bu salonda İstanbul heyetini kabul etmiş ve tarihi konuşmasını burada yapmıştı.

Gözleri yaşlı kadın, erkek, genç ve ihtiyar yüz binlerce kişi buraya akın ediyordu.

19 KASIM 1938…

Sabah sarayda özel olarak cenaze namazı kılındı. Aynı gün 12 General, Atatürk’ün tabutunu omuzlarına alarak sarayın dış kapısındaki top arabasına taşıdılar. Cenaze topluluğu, İstanbul halkının gözyaşları içinde Gülhane Parkı’na geldi. Burada önce küçük bir savaş gemisine alınan tabut, daha sonra Yavuz adlı daha büyük bir savaş gemisine konuldu. Binlerce kayık, yelkenli, vapur ve savaş gemilerinde bulunan halk, son yolculuğuna çıkan Atasını İzmit’e dek izledi.

Yavuz savaş gemisi akşam geç vakit İzmit’e geldi. Cenazeyi özel bir trene koydular. Köylerden, kentlerden kopup gelen halk, Atasına karşı son görevini boynu bükük, gözyaşlarıyla yapıyordu.

20 KASIM 1938…

Cenaze 20 Kasım 1938 günü Ankara’ya getirildi. Cenazeyi yeni seçilmiş Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, bakanlar, generaller, milletvekilleri ve halk karşıladı. Tabut, daha önceden meclisin önünde hazırlanmış bulunan katafalka yerleştirildi. Katafalkın iki tarafında altı meşale yanıyor, meşalelerin arasında ise general, subay ve askerler nöbet tutuyorlardı. İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda olduğu gibi yurdun her yanından gelmiş halkla, Ankara halkı bir sel halinde katafalkın önüne geçti. Bu kez 12 milletvekili cenazeyi top arabasına yerleştirdi. Çiseleyen yağmur altında, top arabasının etrafında 12 general nöbet tuttu. Atatürk’ün cenaze törenine gelen yabancı devletlerin asker ve heyetleri tabutu selamlayarak geçtiklerinde top arabası ağır, ağır hareket etti.

***

SAYGI, MİNNET VE ÖZLEMLE…

Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, generaller, milletvekilleri, yabancı devlet heyetleri, devletin ileri gelen bürokratları cenazeyi izliyorlardı.

Yol kenarlarına dizilmiş yüz binlerce halk, gözleri yaşları içinde Atatürk’ü izlemekteydi.

Akan gözyaşlarına, çiseleyen yağmurun damlacıkları karışıyordu.

Bir ölüm ancak bu kadar ölümsüz olabilirdi.

Saygı, Minnet ve Özlemle…